Sapanca’ya hizmet gelmiyor o zaman
Kocaeli’ne bağlanalım kampanyası başlatma zamanı
Sapanca yıllardır, kendi kaderini belirleyemeyen bir ilçe görüntüsü veriyor. Bölgenin doğal güzelliği, gölün stratejik içme suyu niteliği ve turizm potansiyeli; yerel yönetimlerin farklı önceliklerine, bürokratik çekişmelere ve kimi zaman da açıkça dile getirilen siyasî gerilimlere kurban gidiyor.
Bundan yıllar önce esnafların başlattığı “Kocaeli’ne bağlanalım” kampanyasının Sakarya kamuoyunda yarattığı huzursuzluk hâlâ hafızalarda. O dönemde yükselen ses basit bir tepkiden öte, “Sapanca’ya hizmet gelmiyor” serzenişinin toplumsal karşılık bulmuş hâliydi. Kampanyanın sosyal medyada ve ulusal basında yankı bulması, aslında yıllardır konuşulan fakat yüksek sesle söylenemeyen bir iddiayı yeniden gündeme taşımıştı:
Sakarya’nın içinde, Sapanca’ya yönelik yatırımları engelleyen görünmez bir irade mi var?
Bu iddianın gerçeklik payı, ilçeden yükselen farklı kesimlerin söylemlerine bakıldığında hiç de küçümsenecek düzeyde değil.
O dönemde "Elimi kolumu bağladılar" diyen bir belediye başkanı
Bir dönem Sapanca Belediye Başkanı’nın meclis kürsüsünde “Elimi kolumu bağladılar, hiçbir şey yapamıyorum” sözleri, aslında ilçenin yönetimsel açmazını bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştu.
Muhalefet üyelerinin “Bu bir krallık mı Başkan?” sorusuna verilen “Evet, krallık” yanıtı ise, meseleye mizahi bir ton katmakla birlikte durumun ciddiyetini daha görünür hâle getirmişti.
Bu sözler, yerelde alınan kararların ne kadarının gerçekten Sapanca’da verildiğini ne kadarının ise Büyükşehir’in siyasi ve bürokratik katmanlarında takılı kaldığını sorgulatıyordu.
Bir umut olarak dile getirilen turizm vizyonu
O dönemki SASKİ Genel Müdürü’nün sözleri bugün hâlâ kulaklarda:
“Gölü yasakçı anlayışla korumak değil, kullan-kolla mantığıyla geliştirmek gerekir.”
Golan Tepelerindeki gölü örnek göstererek, Sapanca Gölü kıyılarının turizme açılmasının Sakarya’ya katma değer sağlayacağını, bu ekonomik gelirle gölün kendisinin de daha iyi korunabileceğini ifade etmişti.
Üstelik turizm alanları için fizibilite raporu hazırlanacağını, Arifiye Gölbaşı’ndan Kocaeli sınırına kadar kıyı şeridinin adım adım inceleneceğini söylemişti.
Bu perspektif, o dönem Sapancalıları umutlandırmıştı. Çünkü ilk kez bir bürokrat, “koruma–kullanma dengesini ideolojik bir tartışma olmaktan çıkarıp, rasyonel bir yönetişim modeli olarak sunuyordu.
O dönemde Eşme’de yapılan, Sapanca’da yıkılan projeler: Çelişkinin Adıydı
Bugün Kocaeli’nin Eşme bölgesinde göl turizmi adına yapılan yatırımlara bakıldığında, Sapanca’nın kıyılarında hâlâ “yasak-yıkım-engel” üçgeninde sıkışmış olması ister istemez şu soruyu sorduruyor:
Aynı gölün iki yakasında farklı hukuk, farklı yönetim mantığı ve farklı kalkınma anlayışı mı var?
Eğer Kocaeli kıyısında yapılabilen projeler Sakarya tarafında sökülüp kaldırılıyorsa, burada ortada ciddi bir yönetimsel tutarsızlık olduğu açıktır. Bu çelişkinin nedeni çevresel hassasiyet değil; aynı gölün iki farklı idarenin farklı niyet ve öncelikleriyle yönetilmesidir.
SapancaKendi Potansiyelinin Önüne Geçiyor
Bugün gelinen noktada Sapanca, yalnızca doğal güzelliğiyle değil; aynı zamanda tutulan, geciktirilen, engellenen projelerin gölgesinde anılıyor. Ne turizme açılabiliyor ne de “tamamen koruma” hedefiyle gerçekçi bir politika üretiliyor. Geriye ise yalnızca yılların tartışması kalıyor:
Sapanca, Sakarya’nın göz bebeği mi yoksa göz ardı edilen üvey evladı mı?
Gölün çevresi bilimsel yöntemlerle planlansa, sürdürülebilir turizm ilkeleri gözetilse, ekonomik getiriler gölün korunmasına harcansa; Sapanca yalnızca bölgesel değil, ulusal bir cazibe merkezi hâline gelebilir.
Ancak bunun için öncelikle siyasi iradenin Sapanca’ya bakışının netleşmesi gerekiyor. Çünkü hiçbir ilçe, kendi gelişim iradesi sürekli törpüleniyorsa nefes alamaz.
Sonuç: Sorun gölü korumak değil, Sapanca’yı tutmak
Bugün yapılan tartışmalar ekoloji, turizm ya da altyapı tartışması değildir.
Asıl konu, yönetimsel kararlılık, yerel özerklik ve adil hizmet dağılımıdır.
Kocaeli kıyısında yapılanların Sakarya kıyısında yasaklanması, ilçenin geçmişten beri süren “engellenmişlik” hissini güçlendiriyor.
Sapanca’nın önünü açacak olan; yasakçı refleksler değil, bilimsel planlamayla ekonomik aklın birleştirildiği yeni bir siyasi iradedir.
Aksi takdirde Sapanca yıllar sonra bile aynı soruyu sormaya devam edecek:
“Bu göl bizimse, karar hakkı neden değil?”