Sapanca Gölünü Kim Kirletiyor Hakikati Konuşmanın Zamanı Geldi

Sapanca Gölü, Marmara Bölgesi’nin en kritik tatlı su kaynaklarından biridir. Yaklaşık 45 km²’lik havzası ile içme suyu temininde önemli bir rol oynar. Bu nedenle göl üzerindeki kirlilik riskleri yalnızca Sapanca ilçesini değil, tüm bölgeyi ilgilendiren çevresel ve halk sağlığı sorunu niteliğindedir.

Son yıllarda göl çevresinde artan yapılaşma baskısı ve turizm isteği nedeniyle, kirliliğin kaynakları hakkındaki tartışmalar daha görünür hâle gelmiştir. Fakat kirliliğin en önemli bölümü, bölge halkının değil, yoğun trafik akışına sahip kara ve enerji hatlarının oluşturduğu sistematik çevresel risklerden kaynaklanmaktadır.

Sapanca Gölü'nün Stratejik Önemi

Sapanca Gölü, Marmara Bölgesi’nin en kritik tatlı su kaynaklarından biridir. Yaklaşık 45 km²’lik havzası ile içme suyu temininde önemli bir rol oynar. Bu nedenle göl üzerindeki kirlilik riskleri yalnızca Sapanca ilçesini değil, tüm bölgeyi ilgilendiren çevresel ve halk sağlığı sorunu niteliğindedir.

Son yıllarda göl çevresinde artan yapılaşma baskısı ve turizm isteği nedeniyle, kirliliğin kaynakları hakkındaki tartışmalar daha görünür hâle gelmiştir. Fakat kirliliğin en önemli bölümü, bölge halkının değil, yoğun trafik akışına sahip kara ve enerji hatlarının oluşturduğu sistematik çevresel risklerden kaynaklanmaktadır.

Ulaşım Altyapısının Göl Ekosistemine Etkisi

TEM Otoyolu ve D–100 Karayolu’nun Kimyasal Yükü

Gölün kuzey ve güney kesiminden geçen iki büyük ulaşım aksı—TEM ve D–100—her gün binlerce aracın geçişine ev sahipliği yapmaktadır. Bu araçların yol yüzeyine bıraktığı:

Motor yağı kalıntıları, ağır metal bileşikleri (özellikle kurşun, çinko, bakır), lastik aşınması sonucu mikro plastikler, egzoz kaynaklı partikül madde (PM2.5, PM10) 

Yağışlarla birlikte yüzey akışı oluşturur ve drenaj kanallarından doğrudan göle ulaşır.

Bu bileşenler su içerisinde toksik karakter gösterir; özellikle kurşun, kadmiyum ve bakır, içme suyu kalitesi açısından kritik eşik değerleri etkilemektedir. Bu durum, gölün kirlenmesine yol açan temel faktörün bireysel kullanım değil, yapısal altyapı kaynaklı çevresel yükler olduğunu göstermektedir.

Altyapı Sızıntıları: Kolektör Hatları ve NATO Boru Hattı

Göl havzasında bulunan Güney Kolektör Hattı’nın zaman zaman arızalanması ve NATO akaryakıt boru hattında geçmişte yaşanan sızıntılar, göle hidrokarbon ve organik yük girmesine sebep olan önemli risk faktörleridir.

Bu tür sızıntılar yalnızca su kalitesini düşürmekle kalmaz, aynı zamanda ekosistemin kendi kendini yenileme kapasitesini de tehdit eder.

Evsel Atıklar, Fosseptik Sızıntıları ve Derbent Deresi

Bir diğer önemli kirlilik kaynağı ise göle ulaşan evsel atıklar ve fosseptik sızıntılarıdır. Özellikle deterjan kökenli fosfor yükü:

Alg patlaması ve çoğalmasını hızlandırır (ötrifikasyon), Çözünmüş oksijen seviyesini düşürür, içme suyu arıtma süreçlerini zorlaştırır.

Derbent Deresi üzerinde düzenli analiz ve izleme yapılması bu nedenle zorunlu bir ihtiyaçtır.

Çevresel Adalet Tartışması: Sapanca Halkı mı Kirletiyor, Devlet Altyapısı mı?

Sapanca halkına uzun süredir uygulanan imar yasakları, kıyı kullanım kısıtlamaları ve yüksek mülkiyet değerleri karşısında oluşan mağduriyet, çevresel adalet bağlamında tartışılması gereken bir durumdur.

Bir yanda: TEM Otoyolu, D–100 Karayolu, Güney kolektör hattı ve NATO akaryakıt boru hattı

Gölü kirletmeye devam ederken, diğer yanda göl kıyısında yaşayan vatandaşlara “kirletici” muamelesi yapılması, hukuki ve sosyal açıdan sorgulanması gereken bir çelişkidir.

Sakarya’nın eski Valisi Nurettin Turan’ın o dönemde söylediği bu cümle aklımdan hiç çıkmıyor “Sapanca Gölü’nü devlet kirletiyor, halk değil” sözü bu yapısal problemi açıkça ifade etmektedir.

Sapanca Gölü’nün Gerçek Kirleticisi Kim? Halk mı Devletin Sistemleri mi?

Sapanca yıllardır haksız bir suçlamanın altında bırakılıyor. Sanki gölü kirleten bölge halkıymış gibi imar yasakları uygulanıyor, kıyı kullanımına sınırlamalar getiriliyor. Oysa gerçek çok daha net ve çok daha siyasi:

Sapanca Gölü’nü kirleten, devletin kendi yaptığı ve işlettiği altyapı projeleridir.

TEM Otoyolu, D–100 Karayolu, Güney Kolektör Hattı, NATO Boru Hattı…

Bu devasa sistemlerden gelen ağır metal, yağ ve kimyasal yük göle karışırken, faturası vatandaşa kesiliyor.

Bu adalet midir?

Bu çevre politikası mıdır?

Bu kamu yönetimi midir?

Sapanca halkının mülkiyet hakları yıllardır askıya alınmış durumdadır. 12 bin dönüm arazi turizme açılmak yerine, “sanki suçlu vatandaşmış gibi” kaderine terk edilmektedir.

Devlet kendi yolunun deşarj suyunu engelleyemiyorsa, göl kıyısındaki vatandaşın 40 cm’lik beton dökmesini neden suç saymaktadır?

Sapanca’da asıl sorun çevresel değil; yönetimsel, idari ve siyasi bir tercihtir.

Sapanca Gölü’nü Kim Kirletiyor? Hakikati Konuşmanın Zamanı Geldi

Yıllardır Sapanca Gölü’nün kirliliği konuşuluyor. Fakat konuşulmayan, hatta çoğu zaman üzeri örtülen bir gerçek var:

Gölü kirleten Sapancalılar değil, devletin yıllardır görmezden geldiği altyapı hatalarıdır.

TEM Otoyolu'ndan geçen on binlerce aracın egzoz dumanı, lastik parçacıkları, motor yağları…

D–100’den gelen ağır metal yüklü drenaj suları…

Güney Kolektör Hattı'nın zaman zaman göle karışan atıkları…

NATO Boru Hattı’ndaki eski sızıntılar…

Tüm bunlar göle akarken, göl kıyısındaki vatandaşa imar yasağı getirmek hangi vicdana sığar?

Bir yanda: devletin kirlettiği göl, devletin izin verdiği altyapı hataları, kontrolsüz yollar ve deşarjlar

Diğer yanda: mülkiyet hakkı elinden alınmış yüzlerce Sapancalı, turizme kapatılmış 12 bin dönüm arazi, “suçu olmayan” bir halk

Sapanca'nın kaderi böyle olmak zorunda değil.

Bilimsel çözümler de var, ekonomik fırsatlar da.

Eksik olan tek şey, gerçek kirleticiyi doğru tespit eden siyasi irade ile birlikte bürokratik yönetim anlayışı.