Bir Göl, İki Büyükşehir ve Yıllardır Süren Sessiz Sömürü

Bir sabah erken saatlerde, Sapanca Gölü kıyısında yürüyen yaşlı bir adam düşünün…
Elinde eski bir baston, gözleri gölün üzerine çöken hafif sise dalmış…

Bir yandan Göl üzerinde uçan kuş ve martı sesleri yükseliyor, diğer yandan kıyıya vuran suyun sesi duyuluyor. O adam yıllardır aynı yerde yürüyor. Çünkü o göl yalnızca bir su birikintisi değildir onun için. Çocukluğudur… Hatırasıdır… Geçmişidir…

Ama o sabah içinden tek bir cümle geçer:

“Bu gölün adı Sapanca ama kazancı neden Sapanca’nın değil?”

İşte bütün mesele tam da burada başlıyor.

Yıllardır SASKİ ve iZSU Büyükşehir sistemleri bu gölden milyonlarca metreküp su çekiyor. O su, şehirlerin musluklarından akıyor. Faturalara dönüşüyor. Dev bütçelere dönüşüyor. İnsanlar her ay yüksek bedeller ödüyor.

Fakat gölün kıyısında yaşayan Sapancalı dönüp kendi hayatına baktığında şunu görüyor: Turizim yapamamak var…. Kısıtlama var… Yasak var… Koruma alanı var…
Ama gelir yok.

Göl korunacak deniliyor, en büyük fedakârlık Sapanca’dan isteniyor. İnşaat yaparken Sapanca düşünülecek, yatırım yaparken Sapanca düşünülecek, gölü kirletmemek için bedel ödenecek… Ama iş gölün ekonomik gelirine geldiğinde Sapanca bir anda unutulacak.

Bu mudur adalet?

Düşünün…
Adını taşıdığı gölden bile delikli bir kuruş pay alamayan bir ilçe…

Belki de dünyanın en acı belediyecilik hikâyelerinden biridir bu.

Çünkü mesele sadece su değildir.
Mesele, bir şehrin yıllardır sessizce hakkının yenildiğine inanmasıdır.

Bugün milyonlarca insanın evine ulaşan o suyun kaynağı, Sapanca’nın kalbidir. Ama o kalbin attığı yerde insanlar yıllardır yalnızca seyretmektedir. Başkaları kazanırken seyretmek… Başkaları büyürken seyretmek…

Ve insanın en çok canını yakan şey bazen yoksulluk değil; kendi hakkına uzaktan bakmak zorunda kalmasıdır.

İşte bu yüzden bugün buradan Nihat Arda Şahin’e açık bir çağrı yapıyorum.

Sayın Başkan belki de artık tarihî bir mücadeleyi başlatmanın zamanı gelmiştir. Bu mücadeleye ilk imzayı sen at.

Bu mesele siyaset üstüdür.
Bu mesele bir ilçenin onur meselesidir.

Eğer bu göl milyonlarca insan için ekonomik değere dönüşüyorsa, Sapanca’nın da bu değerden hak ettiği payı alması gerekir. Hukuk önünde mücadele edilmelidir. Gerekirse yıllar sürecek davalar açılmalıdır. Gerekirse mesele uluslararası hukuk mercilerine, hatta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar taşınmalıdır.

Çünkü bazen mücadele yalnızca para için verilmez.
Bazen mücadele, “Biz de buradayız” diyebilmek için verilir.

Ve bir gün o yaşlı adam yine sabah yürüyüşüne çıktığında, gölün kıyısında durup içinden şu cümleyi geçirebilmelidir:

“Sonunda Sapanca, kendi gölüne sahip çıktı…”