Sapanca Gölü’ünden Taşan Sorun: Yetki Karmaşası ve Tek Yönetim Zorunluluğu

Siz, Meclis’te oturanlar.
Siz, bakanlık koltuklarında karar imzalayanlar. Siz, “yetki bizde değil” diyerek geri çekilenler.

Bu göl sizin döneminizde kuruyor.

İklimi suçlayamazsınız. Yağışı bahane edemezsiniz. Çünkü kuruyan şey sadece su değil; karar alma iradesidir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’te suyu bir yaşam meselesi olarak ele almadınız.

Biriniz “yatırım stratejik” dedi, diğeriniz “su yok” dedi.
Sonra da bunu “kurumlar arası koordinasyon sorunu” diye adlandırdınız.

Hayır. Bu bir koordinasyon sorunu değil.

Bu, siyasi cesaret eksikliğidir. 

Elbette herkes gölden dilediği gibi su çekmek ister. Ancak göl geçen yaz sessizliğini bozdu; adeta çığlık attı. Bu yaz ise söyleyeceği şey daha nettir: “Benden pes.” 

Sapanca Göl’nün suyu, Yalova için gündeme gelmiş; fiiliyatta ise Karamürsel ve Gebze gibi havza ile doğrudan ilişkisi bulunmayan yerleşimlere aktarılmıştır. Nüfusu belirli alanlarda yoğunlaştırıp sanayiyi aynı bölgelerde biriktirirken, doğal kaynakları bu yükü kaldırabilecek şekilde planlamamak; ardından bu tabloyu çok başlı yönetim yapılarıyla idare etmeye çalışmak, sorunun temel nedenlerinden biridir.

Bu sistemle ne göl korunur ne şehirler yaşar.

Ben bu yüzden Gölün Adı Sapanca ise yönetiminin de tüm göl ve çevresinin kontrol ve denetimini de Sapanca’ya verilmesini Kanunla veya yasa çıkartılarak “Tek El, Tek Yönetim” ile başarılacağını düşünüyorum. Çünkü su, mevzuat boşluklarını tanımaz. Çünkü göl, bakanlıklar arası yazışmaları beklemez.

Geçen yaz göl sizi uyardı.
Bu yaz sabrı tükeniyor.

Bir sonraki aşamada ne meclis tutanakları işe yarayacak,
ne bakanlık savunmaları,
ne de “biz o dönemde yoktuk” cümleleri.

Göl tamamen pes etmeden mi harekete geçeceğiz, yoksa felaket olduktan sonra mı “keşke” diyeceğiz?

Bu, açık bir siyasi tercihtir. Ve bu tercihin bedelini doğa değil, toplum ödeyecektir.

Göl kuruduğunda şu soru herkesin 
önüne düşecek:

“Bunu yapma yetkiniz vardı.
Neden yapmadınız?”