HAFIZA, TUTARLILIK VE SİYASİ SEÇİCİLİK: SAPANCA GÖLÜ ÜZERİNDEN OKUNAN BİR YÖNETİM PARADOKSU

Yerel yönetimlerin en temel sorumluluklarından biri, kamusal alanlara ilişkin kararlarında tutarlılık, eşitlik ve kurumsal hafıza ilkesini gözetmektir. Aksi hâlde alınan her karar, teknik bir uygulamadan çok, siyasi bir tercih olarak okunur. Bugün Sapanca Gölü etrafında yaşananlar tam da böyle bir okumanın kapısını aralamaktadır.

Sayın Yusuf Alemdar’ın Serdivan Belediye Başkanlığı döneminde, Sapanca Gölü’nün kuzey kıyı şeridi için kamuoyuna duyurduğu projeler hâlâ hafızalardadır. Dönemin yerel ve ulusal basınında 9 punto manşetlerle yer alan bu projeler, “Rüya Gibi Proje”, “Sapanca’nın Kuzey Kıyısı Eğlence ve Dinlence Mekânlarıyla Donatılacak” ve “Turizm Merkezi” başlıklarıyla kamuoyuna sunulmuştu.

Açıklanan projeler sıradan düzenlemeler değil;

1. 8,5 kilometrelik kuzey kıyı bandının yeniden tasarımı

2. Otel, su altı restoranı, festival alanları, spor sahaları,

3. Teleferik ile Kırantepe–Sapanca Gölü sahil bağlantısı,

4. Bölgenin uluslararası bir turizm merkezine dönüştürülmesi

Gibi iddialı ve yüksek bütçeli hedefler içeriyordu. Projenin maliyetinin yaklaşık 30 milyon Euro olacağı bizzat dönemin Serdivan Belediye Başkanı tarafından ifade edilmiş, hatta üniversiteler arası olimpiyatlara ev sahipliği yapma hedefi dile getirilmişti.

Bugün gelinen noktada sorulması gereken soru şudur:

Bu projelere ne oldu?

Daha da önemlisi:

Bu projeleri kamuoyuna açıklayan irade, bugün neden aynı coğrafyanın yalnızca belirli bir bölümünü “sorunlu alan” olarak tanımlamaktadır?

Sayın Alemdar bugün Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı sıfatıyla Sapanca Gölü’nü ele alırken, doğusu, batısı ve özellikle kuzeyiyle birlikte bütüncül bir ekosistem olarak değerlendirmek yerine, yalnızca Sapanca ilçe sınırlarında kalan güney cephesini hedef alan açıklamalar ve uygulamalarla gündeme gelmektedir.

Oysa gölün kuzeyinde;

A. Serdivan Park,

B. SASKİ Misafirhanesi,

C. Saraçoğlu tesisleri ve buna benzer birçok alanlar.

Gibi yapılar, bizzat kendi Belediye Başkanlığı döneminde hayata geçirilmiş ya da genişletilmiş alanlardır. Bu alanlara yönelik herhangi bir sorgulama, sınırlama ya da geri dönüş çağrısı yapılmazken; yalnızca Sapanca ilçe sınırlarının hedef alınması, yönetimsel bir tercihten çok siyasi bir seçicilik izlenimi doğurmaktadır.

Burada asıl dikkat çekici olan ise zamanlamadır.

Sapanca, yaklaşık 25 yıl boyunca aynı siyasi anlayış tarafından yönetilmiş, bu süre zarfında göl çevresindeki birçok uygulama ya görmezden gelinmiş ya da fiilen teşvik edilmiştir. Ne zaman ki yerel yönetim el değiştirmiş ve Sapanca Belediyesi Cumhuriyet Halk Partisi’ne geçmiştir, işte o zaman göl hassasiyeti, çevre vurgusu ve kamu düzeni söylemi yüksek perdeden dillendirilmeye başlanmıştır.

Bu durum, çevre politikalarının evrensel ve tarafsız ilkelerle değil, siyasal konjonktüre göre şekillendirildiği algısını güçlendirmektedir. Oysa çevre yönetimi;

A) İntikamcı değil kapsayıcı,

B) Seçici değil eşitlikçi,

C) Gecikmiş değil süreklilik arz eden

Bir anlayış gerektirir.

Sapanca halkı, bugün yaşananları yalnızca bir idari uygulama olarak değil, bir siyasi mesaj olarak okumaktadır. Ve toplumsal hafıza, sanıldığından çok daha güçlüdür. Yapılanlar unutulmaz; kim neyi savundu, kim neyi görmezden geldi, kim hangi dönemde sustu, hangi dönemde konuştu… Hepsi kayda geçer.

Sonuç olarak; Sapanca Gölü’nün korunması elbette bir zorunluluktur. Ancak bu koruma, geçmişin projelerini yok sayarak, sorumluluğu tek bir ilçeye yükleyerek ve siyasi farklılıklar üzerinden yürütülürse; kamu vicdanında karşılık bulmaz.

Çevre, rövanş alanı değildir.

Göl, siyaset üstüdür.

Ve tutarlılık, yöneticilerin en büyük sınavıdır.

Sapanca halkı bu sınavı izlemekte ve not etmektedir.