Siyasetin Diyeti ve Ödenen Faturalar
Gündelik hayatta “diyet” denildiğinde çoğu insanın aklına kilo vermek, sağlıklı kalmak veya formunu korumak için uygulanan beslenme programları gelir. Gazete köşelerinde, televizyon programlarında sirke–zencefil karışımlarından lahana salatalarına kadar sayısız öneri bulmak mümkündür. Ancak ben bugün, bu yaygın anlamın çok dışında, üzerinde pek konuşulmayan ama ülkenin siyasal işleyişini derinden etkileyen başka bir “diyetten” söz etmek istiyorum: Siyasetin diyeti.
Siyasetin sermayesi insandır; vatandaştır. Demokratik süreçlerde ister genel ister yerel seçimler olsun, siyasetin itici gücü halkın iradesi ve desteğidir. Ne var ki bu süreçlerde bir başka aktör daha vardır: Siyasi simsarlar. Ekonomik çıkar beklentisiyle seçim atmosferinin içine sızan bu kişiler, seçimden önce hangi parti ya da aday güçlüyse oraya doğru akmaya başlarlar.
Özellikle ekonomik açıdan zayıf olan adaylara “destek” adı altında yüksek miktarlarda finansman sağlarlar: Seçim araçları, minibüsler, mitinglerde dağıtılan ajandalar, kalemler, tişörtler, flamalar ve daha niceleri… Görünürde yapılan bu katkı bir “yardım” gibi sunulur; oysa gerçekte bu paranın adı diyettir ve karşılığı mutlaka vardır.
Aday, bu desteği kabul ettiği anda, siyasetin karanlık pazarında görünmez bir sözleşme imzalanır. Aday artık kendi özgür siyasi iradesiyle değil, bu finansmanı sağlayanların “diyet borcu” ile hareket etmek zorunda kalır. Seçimden sonra bu borcu tahsil etme zamanı gelir.
Bu diyetin karşılıkları çeşitlidir: Bir imar izni, Bir arsa tahsisi, Bir ihale, Bir binanın önünün park yapılması, Belediyenin bir biriminde özel bir tasarruf ve devamı… uzar gider.
Seçim meydanlarında “tüyü bitmemiş yetimin hakkını yemem” diye haykıran, dürüstlük edebiyatını dillerinden düşürmeyen bazı adayların, seçim sonrası bu görünmez bağlarla nasıl kuşatıldıkları halk tarafından bilinmez. Seçmenin sandığa giderken duyduğu vaatlerle, seçilmiş kişinin karşılaştığı baskılar arasında derin bir uçurum vardır. O uçurumda kaybolan çoğu zaman ahlaki duruş, kamusal fayda ve adalet duygusudur.
Siyasi simsarlar aldıkları diyeti üçe beşe katlayarak geri almak için seçilmişin her iki kolundan çekiştirirler. Kimi zaman belediye meclislerinde alınan kararların ardında, kimi zaman imza atılan protokollerin satır aralarında bu görünmez çekişmelerin izleri vardır.
Gerçekte olan şudur:
Topluma verilmiş sözleri tutması gereken siyasetçi, önce bu görünmez borçları ödemek zorunda kalır. Bu durum yalnızca yerel yönetimlerde değil, ulusal siyasette de farklı ölçeklerde karşımıza çıkar.
Tüyü bitmemiş yetimin hakkının gerçekten korunup korunmadığını ise çoğu zaman ne kamuoyu bilir ne de seçmen… Fakat şuna inanmak gerekir ki, kim bu hakkı yemişse bunun hesabı yalnızca bu dünyada değil, asıl olarak büyük mahkemede sorulur.
Dileriz ki siyasetin diyeti değil, vicdanı ve ahlakı konuşulsun. Çünkü demokrasiyi ayakta tutan şey para muslukları değil; halkın güveni, adaletin tesisi ve sorumluluk bilincidir.
Siyasetin Diyeti ve Ödenen Faturalar
YORUMLAR