Sapanca’da çok geç olmadan su kiralamaları iptal edilmelidir.
Sapanca Gölü Kuruyor: Siyasi İrade Bu Sessizliğin Sorumlusudur.
Sapanca Gölü, artık sadece bir çevre sorununun değil, yıllardır süregelen yanlış yönetimlerin, suskun kalınan talanın ve geciken siyasi iradenin acı bir sonucunun adıdır.
Bugün gölün çekilen kıyılarını, kurumuş dere yataklarını gördüğümüzde hepimizin aklına tek bir soru geliyor:
“Bu doğa katliamı neden durdurulmuyor?”
Bilim insanları yıllardır uyarıyor.
Çevre mühendislerinin, hidroloji uzmanlarının, ekosistem bilimcilerinin raporları çok net:
Sapanca Gölü’nü kurutan şey yalnızca iklim krizi değildir; su kaynaklarının plansız, kontrolsüz ve ticari kullanım yoluyla gasp edilmesidir.
Samanlı Dağları’nın pınarları, dereleri ve doğal yeraltı su yolları, binlerce yıldır bu gölün can damarıydı.
Yerel halkın “Sabancı Dede’nin bastonuyla su bulması” diye anlatageldiği efsane, bu coğrafyanın suyla kurduğu bağı gösteren kültürel bir mirastı.
Ama ne oldu?
2000’den itibaren Samanlı Dağları’nın eteklerinde bir gecede mantar gibi çoğalan su dolum tesisleri, bu kadim su yollarını kendi ticari çıkarları için tıkadı.
Pınarların yönü değiştirildi.
Dereler kurutuldu.
Gölün doğal su bütçesi çökertildi.
Ve bütün bunlar olurken siyasiler, bürokratlar, valilikler ve bakanlıklar sadece izledi.
Hatta bazıları bu yanlışların altına imza attı.
Bilimsel Veriler Alarm Veriyor
Hidrolojik çalışmalara göre:
Sapanca Gölü’nün yıllık su bütçesi, gölü besleyen derelerden çekilen sanayi ve ticari kullanım nedeniyle %30’ye yakın azaldı.
Yeraltı su seviyeleri kritik eşik seviyesinin altına indi.
Göl kıyısındaki sazlık alanlar, sulak habitatlar ve balık üreme bölgeleri ekolojik çöküş ile karşı karşıya.
Biyoçeşitlilik kaybı, literatürde “geri dönüşümsüz eşik noktası” olarak bilinen sınıra yaklaştı.
Bu veriler artık romantik çevreci söylemlerin ötesindedir;
bunlar devletin acil eylem planı hazırlaması gereken düzeyde bilimsel kanıtlardır.
Siyasi Bir Sorumluluk Var
Bugün açıkça söylemek gerekir:
Sapanca Gölü’nün bugünkü hâlinin en büyük sorumlusu, bu su fabrikalarına yıllarca izin veren siyasi iradedir.
Sakarya Valiliği de, Kocaeli Valiliği de, Çevre Bakanlığı da bu sorumluluktan kaçamaz.
Soruyorum:
Bir avuç şirketin kârı, bir gölün geleceğinden daha mı değerlidir?
Samanlı Dağları’ndaki her su kaynağını “ticari meta” hâline getirmek hangi akla hizmettir?
Eğer bu göl kurursa, milyonlarca insanın içme suyu riskini kim üstlenecek?
Bu sorulara cevap vermek, artık hiçbir makamın kaçamayacağı bir görevdir
Yerel Halkın Sesine Kulak Verin
Sapancalılar göl kenarında büyüdü, çocukluklarını bu gölü seyrederek geçirdi.
Her ailede gölün efsaneleri anlatılırdı.
Bugün o gölün kıyısı metrelerce çekilmişse, o hikâyeler de çekiliyor, o hafıza da siliniyor.
Halk şunu soruyor:
“Bizim gölümüzü bizden kim aldı?”
Ve bu sorunun cevabı çok açıktır:
Gölü halktan alan, suyu özelleştiren politikalardır.
Çözüm Çok Basit ama Cesaret İster
Bugün Sapanca Gölü’nü gerçekten kurtarmak istiyorsak yapılması gerekenler açıktır:
Su fabrikalarının ruhsatları derhal iptal edilmelidir.
Pınarlar, dereler ve ırmaklar yeniden doğal akışına kavuşturulmalıdır.
Gölün su bütçesi bağımsız bilim kurulları tarafından sürekli izlenmelidir.
Ve en önemlisi:
Siyasi irade, şirketlerin değil, halkın ve doğanın yanında olduğunu kanıtlamalıdır.
Son Söz
Sapanca Gölü’nün kuruması, sadece bir ekosistemin yok oluşu değildir.
Bu, bir kültürün, bir hafızanın, bir yaşam kaynağının kaybıdır.
Bugün susanlar, yarın kurumuş bir gölün karşısında konuşacak söz bulamayacaktır.
Çünkü gerçek çok basittir:
Gölü korumak için pınarların özgür akması gerekir.
Ve bunu sağlamak da halkın değil, yönetenlerin sorumluluğudur.