Sapanca’ya Hizmetin Önündeki Görünmez Engel: Bir “Diaspora” mı?
Sapanca’nın yıllardır çözülemeyen altyapı, çevre ve yatırım sorunları, artık yalnızca teknik ya da idari yetersizliklerle açıklanamayacak bir noktaya gelmiştir. Bu sorunların arka planında, kamuoyunda giderek daha yüksek sesle dillendirilen bir soru bulunmaktadır: Sapanca’ya hizmet götürülmesini engelleyen organize bir irade, başka bir ifadeyle bir “diaspora” mı vardır?
Bu soruyu ilk kez 17 Aralık 2010 tarihinde kaleme aldığım bir köşe yazısında gündeme getirmiş, dönemin SASKİ Genel Müdürü ile yaptığım söyleşiyi kamuoyu ile paylaşmıştım. Söz konusu söyleşi yayımlandıktan sonra, kamuoyunda büyük yankı uyandırmış; ancak ilginç bir biçimde, o tarihe kadar ulaşılabilir olan Genel Müdür ile bir daha hiçbir şekilde iletişim kurulamamıştır. Bu durum, soruların haklılığını daha da güçlendirmiştir.
Söyleşide dile getirilen hususlar son derece nettir. Sapanca Gölü’nü kirleten unsurların başında;
1. TEM Otoyolu’nun drenaj (deşarj) kanalları,
2. D-100 Karayolu kaynaklı atıklar,
3. NATO Boru Hattı’nda yaşanan patlamalar sonucu göle karışan petrol,
4. Güney Kolektör Hattı’nın verdiği çevresel zararlar
gelmektedir. Bu tespitlerin tamamı, dönemin SASKİ Genel Müdürü tarafından açıkça doğrulanmıştır.
Buna rağmen, gölün korunması adına getirilen yasakların ve uygulamaların yalnızca Sapanca ve Sapanca halkı üzerinde yoğunlaşması, ciddi bir adaletsizlik algısı doğurmuştur. Göl çevresindeki birçok yapı yıkılmış, Sapanca adeta cezalandırılmış; buna karşın gölü kirleten ana unsurların bulunduğu bölgelerde benzer bir kararlılık sergilenmemiştir.
Dönemin Genel Müdürü, bu durumun bir haksızlık olduğunu kabul etmiş; çözüm olarak göle kıyısı bulunan tüm yerleşimlerin “Kullan ve Kolla” ilkesi çerçevesinde yeniden planlanabileceğini ifade etmişti. Hatta Arifiye Gölbaşı’ndan başlayarak Sapanca üzerinden Kocaeli sınırına kadar saha çalışması yapılacağı ve bu doğrultuda bir rapor hazırlanacağı sözünü vermişti. Ne var ki bu vaatlerin hiçbiri hayata geçirilmemiştir.
Bu noktada şu soru kaçınılmaz hale gelmektedir:
Bu söylemler nedeniyle dönemin Genel Müdürüne baskı mı yapılmıştır?
Sapanca lehine dile getirilen her öneri, görünmez bir el tarafından mı engellenmiştir?
Nitekim dönemin Sapanca Belediye Başkanı’nın, Belediye Meclisi toplantısında “SASKİ elimizi kolumuzu bağladı, Sapanca’da yatırım yapamıyoruz” şeklindeki ifadesi; bir meclis üyesinin “SASKİ krallık mı?” sorusuna verilen “Evet, aynen öyle” cevabı, meselenin münferit olmadığını açıkça göstermektedir.
Aradan geçen yıllar, bu şüpheleri ortadan kaldırmak bir yana, daha da derinleştirmiştir. Sakarya’nın merkez ilçeleri ve belirli siyasi aidiyete sahip bölgeleri yatırımlarla gelişirken; Sapanca’nın sistematik biçimde geri planda bırakılması, kamuoyunda “Sapanca’ya karşı bilinçli bir dışlama politikası mı uygulanıyor?” sorusunu doğurmuştur.
Tarihsel karşılaştırma ise tabloyu daha da çarpıcı kılmaktadır. Sapanca, Kocaeli iline bağlı olduğu yıllarda;
1.Türkiye’nin önde gelen sanatçılarının sahne aldığı,
2.Ulusal etkinliklerin düzenlendiği,
3.Sinemaları, kültürel faaliyetleri ve tren seferleriyle canlı bir turizm merkeziydi.
Sapanca’nın Sakarya’ya bağlanmasıyla birlikte bu dinamizmin kaybolması, tesadüf olarak değerlendirilemez. Bugün gelinen noktada Sapanca Gölü yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Daha da düşündürücü olan ise, geçmişte görmezden gelinen yasakların ve yıkımların, siyasi konjonktür değiştiğinde yeniden gündeme getirilmesidir. Serdivan ve Arifiye’de uygulanmayan yaptırımların yalnızca Sapanca ile sınırlı kalıp kalmayacağını ise kamuoyu dikkatle izleyecektir.
Sonuç olarak; Sakarya Sapanca’ya iyi gelmiyor. Sapanca halkının, iki il arasındaki farkları açık bir biçimde değerlendirmesi gerekmektedir. Gelinen noktada şu seçenekler artık yüksek sesle tartışılmalıdır:
Ya Sapanca yeniden Kocaeli’ye bağlanmalı ya da Kartepe–Sapanca ekseninde yeni bir il oluşumu için siyasi ve toplumsal bir irade ortaya konulmalıdır.
Bu mesele, ertelenebilecek bir yerel tartışma değil; Sapanca’nın geleceğini doğrudan ilgilendiren tarihsel bir karar sürecidir.