Cuma Hutbesi ve Bidat

Hutbe, 1932 yılında Cumhurbaşkanı emriyle Türkçe okunmaya başlamıştır.

Bütün dünyada ve Türkiye'de 1300 yıldan beri Arapca okunan hutbe,  ilk defa bu şekilde Turkçe okunarak büyük bir bidat, değişiklik yapılmıştır.

Halbuki vaaz ve sohbetler Türkçe ve yerel diller ile Cuma Hutbesi ise Arapça yapılır ve dünyanın her yerinde bu şekilde yapılmaktadır.

Hutbenin Türkçe olmaması gerektiğine dair Bediüzzaman Said Nursi'nin çok sayıda ifadesi ve yazısı mevcuttur.

Bu konuda ben de bir kitap yazarak hutbenin Arapça okunması gerektiğini yazdım ve çok sayıda makale ile bu konuda açıklamalar yaptım.

Aşağıdaki resimde Kitapyurdu Yayınlarında neşredilen bu kitabımı internet üzerinden kolaylıkla temin edebilirsiniz.

Bu büyük bidat ve yıkım karşısında Bediüzzaman Said Nursi ve Nur Talebelerinden başka kimse mücadele etmemiştir.

İşin daha kötüsü hutbenin Türkçe okunmasını isteyen cahil kişiler de vardır.

İslâm'ın kuralları ve hutbe gibi sembolleri; 1300 yıldan  beri açık ve nettir.

Şeair ve İslam sembolü olan ezan, hutbe, başortüsü gibi konularda ayet ve hadisler mevcuttur.  

Hazret-i Muhammed Aleyhissalatü Vesselam sembol ve şeairlerin değiştirilemez olduğuna dair önemli ikazlarda bulunmuştur.

1300 yıldan beri Arapça okunan Cuma Hutbesi konusundaki cehalet ve vurdumduymazlık çok ileri seviyededir.

Kaleme aldığım "Kelam-ı Ezelî ve Hutbenin Arapça Okunması" kitabında cuma hutbelerinin tamamen veya kısmen yerel dillere çevrilerek okunması uygulamasına karşı çıkan bir tutum sergiledim. 

Aynı namaz gibi farz olan hutbenin asli dili olan Arapça ile irat edilmesi savunulmuştur.

Kitabım temel olarak şu ana fikirler etrafında şekillenir:

1. Bediüzzaman Esintisi: 

Kitap, büyük ölçüde Bediüzzaman Said Nursi’nin "hutbenin bir ihtar ve ikaz makamı olduğu" tezi üzerine kurulmuştur.

2. Dinin detaylı eğitim yeri cami hutbesi değil, medreseler ve okullardır.

3. Kelam-ı Ezelî Vurgusu: 

Kitapta Kur'an-ı Kerim'in Allah'ın ezelî kelamı olduğu, arş-ı azamdan geldiği ve ilahi haşmetinin ancak kendi orijinal lafızlarıyla (Arapça) kalplere tesir edebileceği aktarılır.

4. Tarihsel ve Siyasi Eleştiri:

 Osmanlı'nın son dönemi ve özellikle Cumhuriyet'in ilk yıllarında (1932 düzenlemeleri) dine, Kur'an harflerine ve cami kültürüne yönelik yapılan müdahaleler eleştirel bir dille ele alınır.

5. Hutbelerin tamamen Türkçeleştirilmesi bir "bidat" (dinde sonradan çıkan asılsız uygulama) olarak nitelendirilir.

6. İslam Şiarı:

 Ezan ve kamet gibi hutbenin de İslam'ın küresel bir şiarı (sembolü) olduğu, tüm dünya Müslümanları arasında ortak bir parola işlevi gördüğü savunulur.

Allah ıslah etsin...