FAŞİST LIDERLER VE MAL VARLIKLARI
Bulunduğunuz yerden yükselmek istiyorsanız; ayağınız altına molozları, taşları ve toprağı doldurarak yükselebilirsiniz. Yüksek bir dağın başına çıkmak ise zahmetlidir. Yanınızda azığınız, suyunuz olmalı; yolculuğa uygun sağlığınız bulunmalıdır.
Hem yükseklere, bir solukta da çıkamazsınız; terleyeceksiniz, üşüyeceksiniz , nefesiniz kesilecek ve adım adım bir dağın başına fiziken çıkıp etrafı seyredebilirsiniz.
Peki , bir toplum içinde, insanların omuzunda yükselmek istiyorsanız ; taş, toprak ve moloz kabiliyetinde olan insanları ayağınızın altına alarak yükselebilirsiniz. Bunun için insanların idrak ve tefekkür ve sorgulama kabiliyetlerini kaybetmeleri ve sizin iradenize teslim olmaları gerekir.
Bunun için, çevrenizdeki kişilere, kendilerinin bir hiç olduğunu; sizin ise çok yüksek olduğunuzu, adeta insanüstü bir varlık olduğunuzu kabul ettirdiğinizde; geriye bir tek şey kalır; o da sizin bir “tanrı” ya da çok üstün ve erişilemez olduğunuzu ilan ettirmek ve kabul ettirmektir.
“Nasıl ki, bir cemaatin malı, bir adama verilse zulüm olur. Veya cemaate ait vakıfları bir adam zapt etse zulmeder. Öyle de, cemaatin sa’yleriyle ( çalışmalarıyla hasıl olan ( elde edilen) bir neticeyi veya cemaatin haseneleriyle ( iyilikleriyle ) terettüp eden bir şerefi, bir fazileti, o cemaatin reisine veya üstadına ( hocasına ) vermek, hem cemaate, hem de o üstada veya reise zulümdür. Çünkü enaniyeti okşar, gurura sevk eder. Kendini kapıcı iken , padişah zannettirir. Hem kendi nefsine zulmeder, Belki de bir şirk-i hafiye ( gizli şirke) yol açar. ( Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Zühre, Beşinci mesele , s 153 )
İşte bir milleti tek başına kurtarmak, bütün insanları tek başına kurtuluşa erdirmek gibi, birçok kişinin ancak birlikte yapabileceği işleri ve başarıları, tekbir şahsa yüklediğinizde; yani, yüz kişinin yerden zorla kaldıracağı bir taşı, “bu lider tek başına kaldırdı” dediğinizde; o kişiyi artık insanüstü güçlerle vasıflandırmış ve onu tanrılaştırmış ; ona tabi olan diğerlerini en aşağıya atarsınız.
Geriye ne kaldı: Bu kutsadığınız ve yücelttiğiniz kişinin önünde eğilmek, eteğine sarılmak, gerekiyorsa, papuçlarını öpmek. Her sözünü ve davranışını kutsamak, yaptığı açık hataların bile, aslında bir “fazilet” olduğuna inanmak.
Bunun için, artık sorgulama gücünüzün, akıl etme gücünüzün ve idrak, muhkeme kabiliyetinizin elinizden alınması gerekir.
Her ne kadar “krallıklar öldü, imparatorluklar dağıldı; insan fert olarak hür oldu; artık demokrasi ve hürriyet çağı geldi” deseniz de, böyle bir sistem içinde, bazılarını insan üstü güçlerle kutsarken, ona tabi olanları alçaltmanız lazımdır.
Sanki , birinin yüceltilmesi, diğerlerinin alçaltılmasına bağlıdır. Halife-i arz olarak yaratılan ve mahlukatın en şereflisi olma kabiliyetine sahip bir kişiyi köleleştirmek ve alçaltmak; çok aciz ve zavallı bir insanın, tanrılaştırılması ve ona mutlak itaat edilmesi ne kadar acı bir gerçektir.
Şimdi bir soruşturma ile ortaya serilen mal varlığı ile Alihan Kuriş’in bir “şeyh” olduğunu ve ona tabi olan diğerlerinin “mürit” olduğunu göz önüne alarak, artık , bu şeyhin evinde çıkan 200 kg külçe altın ve milyarlık dövizini ve yakınları üzerindeki mal varlıkları sorgulaniyor.
Peki, Sabetaycı bir kokenden gelip Türkiye'yi soyup soğana çeviren siyasi parti baskanlarindan ozellikle de CHP’li liderlerin de sorgulanma zamani gelmedi mi?
Yoksa seküler bir tarikat olan "Kemalizm Tarikatı" hala sorgulanaz kalmaya devam mı edecek? Gercek gerici ve yobaz olan bu tarikatın müritleri ve tabilerine göre bütün bu mal varlikları CHP'li yoneticilerin hakkı ve mali mıdır?
Çünkü, kemalizmde; cumhurbaşkanını ve CHP Genel Başkanını kutsamak ve onun kusursuz olduğuna inanmak şarttır ve gereklidir.
Zaten CHP başkanı 1935 te kongresinde “tanrı” ilan edilmemiş miydi ! .
2026 Yılına geldiğimiz halde hala CHP Genel Başkanının hiçbir sözüne itiraz ve tenkit edip "yanlış yapti" diyemezsiniz.
Diyelim ki, böyle affedilmez bir hata yaptınız; kutsal lidere veya Kemalizm Tarikatına bağlı olanlar tarafından, bir ibadet aşkıyla linç edilirsiniz.
Kısaca söylemek gerekirse tarikatlardaki şeyhe bağlılık ve onu kutsama, aynı şekilde Kemalizmde ve bir kısım siyasi partilerde devam ediyor; sadece adı değişik, birine “mürit” deniyor ; diğerine “ üye veya delege “ deniyor; ama fonksiyonları hep aynı.
Artık soğukkanlı bir şekilde siyasi liderleri de aynı tarikat şeyhleri gibi sorgulamalı ve bu vergiden kaçırılmış ve çoğu haksız yolla kazanılmış gelirlerin hesabını sormamız gerekiyor.
Aksi takdirde geri kalmışlığın ve yolsuzluğun içinde boğulmaya devam edeceğiz, vesselam...