Sapanca’nın Yükselişi Diaspora’yı Rahatsız mı Ediyor! ‘’Gerçekler Acıtır’’
‘’Sapanca Kocaeli’ne bağlı olduğu dönemde Altın Çağını Yaşamıştır!”
Bir horoz düşünün…
Toprağı iki ayağıyla eşeliyor, gagasıyla kendisine bir lokma nasip arıyor. Bulduğu küçücük yem parçasını tam ağzına almışken etrafındaki tavuklar bir anda başına üşüşüyor. Hiçbiri o yemi bulmak için emek vermemiştir. Hiçbiri toprağı eşelememiştir. Ama iş kapmaya gelince hepsi bir anda aynı çöplüğün sahibi kesilir. İşte bugün basın camiasında yaşanan tablo da tam olarak budur.
Yıllardır köşe yazılarımda açık açık ifade ettim: Sapanca, Kocaeli’ye bağlı olduğu dönemde sadece nefes almıyordu; ekonomik, sosyal ve ticari anlamda adeta altın çağını yaşıyordu. O dönem Sapanca’nın gelişim ivmesiyle bugünkü hâli arasındaki farkı görmek için tarafsız bir hafıza yeterlidir.
Geçtiğimiz günlerde Kocaeli basınının tanınmış kalemlerinden biri olan Nurettin Kolaylı tarafından kaleme alınan “Sapanca Kocaeli’ye bağlanırsa uçar” başlıklı yazı, Sakarya kamuoyunda ciddi yankı uyandırdı. Çünkü toplum bazen dillendirilmeyen gerçekleri duymak ister. İnsanlar duygusal sloganlardan değil, sonuçlardan etkilenir.
Ancak mesele tam burada başka bir noktaya savruldu.
Her dönem olduğu gibi yine ortaya, başkasının ağzındaki yemi kapmaya çalışan, siyasi reflekslerle hareket eden, fikri tartışmak yerine hamaset üretmeyi tercih eden bir isim çıktı. Üslup yerine öfkeyi, fikir yerine saldırıyı tercih ederken, meseleyi tartışmak yerine adeta mahalle kabadayılığına soyundu.
Öyle ki köşesinde utanmadan şu ifadeleri kullandı:
“Kimse çıkıp da ‘Sapanca’yı Kocaeli’ye bağlayalım’ diye boş boş konuşmasın. Bunu isteyen varsa, pılını pırtısını toplayıp Kocaeli’ye taşınsın.”
Bir fikirle mücadele edemeyenlerin ilk sığındığı liman hakarettir. Çünkü fikir üretmek emek ister, analiz ister, vizyon ister. Hakaret ise düşünsel iflasın en kolay maskesidir.
Ne acıdır ki bugün kendisinin kimlerin sözcülüğü yaptığını açık açık bilinen bu şahsiyetin geçmişine bakıldığında; büyümek için dost sırtlarına basarak, bulunduğu noktaya aidiyetle değil ilişkilerle gelen, kamu vicdanında karşılığı tartışmalı figür olduğu görülmektedir. Kendi kimliğini inşa edememiş insanların başkalarına aidiyet dersi vermesi ise trajikomik bir çelişkidir.
Daha vahimi, kamuoyunun konuşması gereken onlarca mesele ortadayken; bazı kalemlerin bunları görmezden gelmesidir. Sakarya’nın ekonomik sorunları, plansızlığı, gençlerin gelecek kaygısı, altyapı problemleri konuşulması gerekirken; sırf gündem değiştirmek adına hamasi çıkışlarla topluma ayar vermeye kalkmak basın etiğiyle bağdaşmaz.
Bugün vatandaşın yorumlarına bakıldığında çok net bir gerçek ortaya çıkıyor: İnsanlar slogan değil hizmet istiyor. Hatta birçok Sakaryalı vatandaş açık açık, “Bırakın Sapanca’yı, gerekirse Sakarya Kocaeli’ye bağlansın da rahat edelim” diyebiliyor. Bu cümle bile tek başına mevcut yönetim anlayışına yönelik toplumsal memnuniyetsizliğin fotoğrafıdır.
Öte yandan toplumun gerçek sorunlarını yazmaya cesaret edemeyenlerin, bazı çelişkileri ise bilinçli biçimde görmezden geldiği dikkat çekiyor. Kamuoyunda tartışılan diploma meseleleri, sistemsel tutarsızlıklar, liyakat sorguları karşısında sessiz kalanların; konu Sapanca olunca bir anda “memleket nöbetçisi” kesilmesi samimiyet testi açısından ibretliktir.
Gazetecilik; güçlünün yanında saf tutmak değil, toplum adına soru sorabilmektir. Kalem; mahalle ağzıyla tehdit savuranların değil, hakikati yazabilenlerin elinde anlam kazanır.
Kimse Sapanca üzerinden hamaset üretmeye kalkmasın.
Çünkü bu milletin hafızası vardır.
Arşivi vardır.
Ve gerektiğinde, dün söyleneni bugün herkesin önüne koyacak iradesi de vardır.
Unutulmamalıdır ki;
Horozun bulduğu yem üzerinden kavga eden tavuklar çoğalabilir…
Ama toprağı eşeleyip gerçeği ortaya çıkaranlar her zaman daha değerlidir.