BİR EMEKLİYİ KAYBETMEK, BİR KÜTÜPHANEYİ KAYBETMEKTİR.

EMEKLİ ÖLSÜN MÜ İSTENİYOR, YOKSA BİLGİLERİ VE TECRÜBELERİYLE BİRLİKTE SESSİZCE YOK OLMALARI Mİ? 

Son günlerde emekliler üzerine yapılan tartışmalar bana tek bir soruyu düşündürüyor:
Gerçekten emeklilerin yük olduğu mu düşünülüyor, yoksa onların yıllar boyunca biriktirdiği bilgi, deneyim ve hayat tecrübesi mi gözden çıkarılıyor?

Ben 59 yaşındayım. Emekliyim. Eğer sadece "emekli" olduğu için bir insanın artık üretmemesi, geri planda kalması ya da hayattan çekilmesi bekleniyorsa, aslında kaybedilen yalnızca bir insan değildir. O insanın onlarca yıl içinde edindiği bilgi, emeği, meslek ahlakı ve yaşanmışlıkları da toplumdan eksilir.

Bir emekliyi kaybetmek, bir kütüphaneyi kaybetmektir.

Dünyanın birçok ülkesinde insanlar sağlıkları elverdiği sürece üretmeye devam ediyor. Ben de yurt dışına yaptığım bir uçuşta, 87 yaşında görevini büyük bir özveriyle yapan bir kabin görevlisini gördüm. Çalışıyor, üretiyor ve toplumun içinde değer görüyordu.

Çünkü üretmenin yaşı yoktur.

Oysa bizde hem gençler hem de emekliler gelecek kaygısı taşıyor. Gençler emeklerinin karşılığını bulabilecekleri ülkelere gitmeyi düşünüyor, emekliler ise yıllarca çalıştıktan sonra insanca yaşayabilecekleri bir hayatın mücadelesini veriyor.

Bir ülkenin en büyük zenginliği yalnızca doğal kaynakları değildir. Asıl zenginliği; yetişmiş insan gücü, bilgi birikimi ve tecrübesidir.

Toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; adalet, liyakat, şeffaflık ve fırsat eşitliğidir. Vatandaşlar artık sözlerden çok uygulamaları görmek istiyor.

Ekonomik sıkıntılar büyüdükçe insanların ruh sağlığı da bundan etkileniyor. Elbette gerektiğinde tıbbi tedavi ve ilaç önemli bir destektir. Ancak yalnızca sonuçlarla ilgilenmek yerine, insanları bu noktaya getiren sosyal ve ekonomik nedenleri de konuşmak zorundayız.
Sorunları halının altına süpürmek, onları ortadan kaldırmaz.
Kolay kazanılan kazancın bereketi olmaz. 

Sağlam temeller üzerine kurulmayan hiçbir sistem uzun yıllar ayakta kalamaz. Bir çarkın dişlileri arasına ne kadar çok taş sıkışırsa, gün gelir o çark dönemez hâle gelir.

Bugün çocuklarımızın umutlarına, gençlerimizin hayallerine, emeklilerimizin onuruna, toprağımıza, ormanlarımıza, havamıza ve suyumuza sahip çıkmak zorundayız. Çünkü bunlar yalnızca bugünün değil, yarının da emanetidir.
Ve son olarak, kamu adına cevap bekleyen birkaç soruyu sormak istiyorum.

Emekli maaş farkları ödenirken hangi ölçüt esas alınmıştır?
Birden fazla emekli veya hak sahipliği kapsamında gelir alan kişilerin maaş farkları ödenirken, tek bir emekli maaşıyla geçinmeye çalışan ve kirada yaşayan birçok emeklinin ödemeleri neden aynı dönemde yapılmamıştır?

Öncelik en fazla desteğe ihtiyaç duyan vatandaşlarda mı olmalıdır, yoksa uygulamada farklı bir değerlendirme mi yapılmıştır?

Bu soruların açık ve şeffaf biçimde cevaplanması, vatandaşın devlete duyduğu güven açısından önemlidir.

Çünkü sosyal devlet anlayışı, en güçlü olanı değil; en çok desteğe ihtiyaç duyanı da gözetebilmelidir.

Adalet yalnızca mahkeme salonlarında değil, alınan her ekonomik kararda da hissedilmelidir.
Bazen kendime şu soruyu soruyorum:
Makamları, koltukları, kariyerleri ve kişisel çıkarları korumak uğruna; gençlerimizin umutlarını, emeklilerimizin yıllarca biriktirdiği tecrübeyi ve toplumun geleceğini kaybetmeyi göze mi alıyoruz?

HİÇ BİR MAKAM, hiçbir unvan ve hiçbir ekonomik çıkar; bir ülkenin insan kaynağından, adalet duygusundan ve geleceğinden daha değerli olamaz.

Çünkü güçlü devletler; güçlü makamlarla değil, güçlü insanlar ve güçlü kurumlarla ayakta kalır.

Ben inanıyorum ki, bir ülke emeklisine sahip çıktığı kadar güçlü, gençlerine umut verdiği kadar büyük, adaleti yaşattığı kadar da kalıcıdır.

Unutmayalım...
Bir emekliyi kaybetmek, yalnızca bir insanı kaybetmek değildir.

Bir ömrün bilgisini, tecrübesini, emeğini ve hafızasını kaybetmektir.

Bugün eğitim sistemini de yeniden düşünmek zorundayız.
Gençlerimiz büyük bir sınav maratonunun içinde yetişiyor. Bilgiye ulaşmaları kolaylaşıyor; ancak hayatın içinde gerekli olan birçok pratik beceriye yeterince zaman ayıramayabiliyorlar. El emeği, meslek deneyimi, ustalık ve günlük yaşam becerileri de en az akademik bilgi kadar değerlidir.
Bugün evinde küçük bir tamirat gerektiğinde bunu kendi imkânlarıyla yapabilen kaç genç var? 

Buna karşılık yılların birikimiyle evinin boyasını yapan, musluğunu tamir eden, bahçesini düzenleyen, üreten ve çözüm üreten kaç emekli tanıyoruz?
Bu bir kuşak yarışı değildir.
Aksine, gençlerin enerjisi ile büyüklerin tecrübesini buluşturabilmektir.

Çünkü tecrübe, kitaplarda yazmayan bilgidir.

Emekliler yalnızca maaş alan insanlar değildir; onlar bu ülkenin yaşayan hafızası, ustaları, öğretmenleri ve hayat okulunun mezunlarıdır.

"Kimse emeklileri küçümsememelidir." 

Çünkü onlar yokluk görmüş, üretmeyi öğrenmiş ve en zor şartlarda ayakta kalmayı başarmış bir nesildir.

Anadolu'da boşuna "taştan ekmek çıkarır" denmez. Emekliler de gerektiğinde en zor şartlarda çözüm üretmeyi bilir.

Ancak unutulmaması gereken bir gerçek daha vardır:
Demokratik bir toplumda her vatandaşın oyu eşit değerdedir. 

Emekliler de düşüncelerini ve değerlendirmelerini zamanı geldiğinde sandıkta özgür iradeleriyle ortaya koyarlar. Bu nedenle toplumun hiçbir kesiminin sesi küçümsenmemeli, hiçbir kuşağın birikimi değersiz görülmemelidir.

Eğitimin Değeri Ucuzlatılmamalı
Son yıllarda dikkatimi çeken bir başka konu da eğitim alanıdır.
Neredeyse her köşe başında, her sosyal medya platformunda ve birçok reklamda "e-Devlet onaylı sertifika", "kısa sürede eğitim", "hemen belge sahibi olun" gibi ifadelerle karşılaşıyoruz.

Eğitim gerçekten bu kadar kolay ve bu kadar ucuz bir kavrama mı dönüştü?
Bir belgenin arkasında nasıl bir eğitim süreci olduğu, eğitimin kimler tarafından verildiği, uygulama ve değerlendirme aşamalarının nasıl yürütüldüğü da en az belgenin kendisi kadar önemlidir.

Elbette ülkemizde yıllardır emek veren, kurumsal yapısıyla güven oluşturan çok değerli eğitim kurumları bulunmaktadır. 

Ancak eğitim alanında faaliyet gösteren her kuruluş için de vatandaşın beklentisi aynıdır: şeffaflık, denetlenebilirlik ve kalite.

"E-Devlet onaylı" ifadesi, tek başına bir eğitimin niteliğini göstermez. 

Vatandaşların da belge kadar, o belgenin hangi eğitim sürecinin sonunda verildiğini sorgulaması gerekir.

Çünkü eğitim, yalnızca bir sertifika almak değildir; bilgi, beceri, etik ve sorumluluk kazanmaktır.
Bilginin değeri korunursa toplum güçlenir. Eğitimin değeri düşerse bunun bedelini yalnızca bireyler değil, gelecek nesiller de öder.

Denetim de, Eğitim de Güven Üzerine Kurulur
Bir toplumun ayakta kalmasını sağlayan yalnızca kanunlar değildir; o kanunların adil uygulanmasıdır.
Denetim, yalnızca belirli günlerde ya da belirli dönemlerde yapılan rutin kontrollerden ibaret olmamalıdır. 

Vatandaşın beklentisi; kuralların herkese eşit uygulanması, gerçekten ihlal yapanın tespit edilmesi ve kamu yararının gözetilmesidir.

Aynı anlayış eğitim için de geçerlidir.
Son yıllarda çocuklarımızı kırmamak adına gösterilen hassasiyet elbette değerlidir. 

Hiçbir çocuk şiddete maruz kalmamalı, hiçbir öğretmen de saygı sınırlarının dışına çıkmamalıdır.

Ancak eğitim, yalnızca öğrenciyi memnun etmekten ibaret değildir. Eğitim; doğruyu yanlıştan ayırmayı, sorumluluk almayı, eleştiriyi olgunlukla karşılamayı ve daha iyisini yapabilmek için çaba göstermeyi de öğretir.
Bir öğretmenin "Bunu daha da güzel yapabilirsin." demesi, çoğu zaman öğrencinin potansiyeline duyduğu inancın ifadesidir. Yapıcı geri bildirim ile aşağılamayı birbirinden ayırabilen bir eğitim anlayışına ihtiyacımız var.
Öğretmenlerin, velilerin ve öğrencilerin birbirine güven duyduğu bir sistem kurulmadan kaliteli eğitimden söz etmek kolay değildir.
Çocuklarımızı hayata hazırlamak, onları yalnızca sınavlara hazırlamak değildir.

Hayat; bazen eleştiriyle büyümeyi, bazen hata yapıp yeniden ayağa kalkmayı, bazen de sorumluluk almayı gerektirir.

Eğer çocuklarımıza yalnızca alkışlamayı öğretir, yapıcı eleştiriyi öğretemezsek; gelecekte iş hayatında, akademide ve toplumsal yaşamda karşılaşacakları zorluklarla baş etmeleri çok daha güç olacaktır.

Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; bilgi kadar karakteri, başarı kadar emeği, diploma kadar ahlakı ve meslek etiğini önemseyen bir eğitim anlayışıdır.

Çünkü güçlü bir ülke; yalnızca iyi binalarla değil, iyi yetişmiş insanlar, adil kurumlar ve sağlam değerlerle inşa edilir.

İNŞAAT TEMELİNE DENİZ KUMU KARIŞIRSA O BİNE ZAMANINDAN ÖNCE ÇÖKER. 
ÇOCUKLARIZ, EMEKLİLERİMİZ EN İYİ YAŞAMI HAK EDİYOR.