EMEKLİLERİN DİKKATİNE: BU HESABI BİRLİKTE SORALIM.
Türkiye'de milyonlarca emekli, hak ettiği maaş farkının ödenmesini bekliyor.
Yaklaşık 5 milyon emeklinin kişi başına 3.552 TL maaş farkı alacağı varsayımı üzerinden yapılan basit bir hesap, toplam ödeme tutarının yaklaşık 17 milyar 760 milyon TL olduğunu gösteriyor.
Asıl sorulması gereken soru ise şudur:
Bu tutar, ödeme gününe kadar hangi kurumun sorumluluğunda beklemektedir?
Hak sahiplerine hemen ödenmeyip daha sonraki bir tarihte ödenen bu kaynağın, bekleme süresi boyunca herhangi bir mali getirisi oluşmakta mıdır?
Eğer oluşuyorsa;
Bu getiri ne kadardır?
Hangi hesaplarda değerlendirilmektedir?
Kimlerin kullanımına sunulmaktadır?
Ve en önemlisi, hak sahiplerine neden yansıtılmamaktadır?
Burada kimseyi suçlamıyor, kimse hakkında peşin hüküm vermiyoruz.
Ancak kamu kaynaklarının yönetiminde şeffaflık, hukuk devletinin temel ilkelerinden biridir. Milyonlarca emekliyi ilgilendiren böylesine önemli bir konuda vatandaşların bilgi istemesi en doğal hakkıdır.
Bu nedenle başta tüm emekli dernekleri, emekli federasyonları, sendikalar, sivil toplum kuruluşları ve emeklilerimizi bu konuda bilgi talep etmeye davet ediyorum.
Sorularımız nettir:
Ödeme neden bekletilmektedir?
Bekleme süresince herhangi bir mali getiri oluşmakta mıdır?
Oluşuyorsa bu getirinin akıbeti nedir?
Hak sahiplerinin gecikmeden kaynaklanan ekonomik kaybı neden karşılanmamaktadır?
Bu yazı herhangi bir kurum veya kişiyi suçlamak amacı taşımamaktadır.
Amacımız; kamu yönetiminde şeffaflığın güçlenmesi, vatandaşın doğru bilgilendirilmesi ve emeklilerin hak ettikleri ödemeler konusunda tüm süreçlerin açık şekilde paylaşılmasıdır.
Çünkü soru sormak bir ayrıcalık değil, demokratik bir haktır. Cevap vermek ise kamu yönetiminin sorumluluğudur.
Dipnot:
Geciken Her Ödemenin Bir İnsan Hikâyesi Vardır.
Maaş farklarının geç ödenmesi yalnızca bir rakamdan ibaret değildir.
Her emeklinin yaşam koşulları farklıdır ve gecikmenin etkisi de kişiden kişiye değişebilir.
Bu süreçte bir emekli;
Belki borcunu maaş farkıyla kapatmayı planlamıştı, ancak ödeyemediği için gecikme faiziyle karşılaştı veya mahcup oldu.
Belki ev kirasını, elektrik, su ya da doğal gaz faturasını zamanında ödeyemedi.
Belki ilaç veya sağlık harcamasını ertelemek zorunda kaldı.
Belki gecikmiş kira borcu vardı.. Söz verdi ve bazı haklarını kaybetti.
Belki temel gıda alışverişini eksik yapmak zorunda kaldı.
Belki bir gram altın almayı planlamıştı; fiyat artışı nedeniyle bu fırsatı kaçırdı ve ekonomik kayıp yaşadı.
Belki aynı evde yaşayan iki emekli, bu farkla ortak bir ihtiyaçlarını karşılamayı düşünüyordu; ancak bunu gerçekleştiremedi.
Belki torununa verdiği sözü tutamadı, bir kıyafet ya da okul ihtiyacını karşılayamadı.
Belki çocuklarına veya torunlarına destek olmayı planlıyordu, ancak gecikme nedeniyle bunu yapamadı.
Belki bir yakınını ağırlamayı ya da önceden planladığı bir daveti gerçekleştirmeyi düşünüyordu, fakat ekonomik nedenle bundan vazgeçmek zorunda kaldı.
Belki küçük de olsa bir yatırım yapmayı hedefliyordu; geçen süre içinde fiyatlar yükseldi ve alım gücü azaldı.
Hiçbirimiz, milyonlarca emeklinin bu süreçte hangi zorluklarla karşılaştığını tek tek bilemeyiz.
Ancak bildiğimiz bir gerçek vardır:
Hak edilmiş bir ödemenin gecikmesi, sadece takvimde geçen günler değildir; bazen kaçırılan bir fırsat, bazen ödenemeyen bir borç, bazen de yerine getirilemeyen bir söz anlamına gelir.
Bu nedenle, emeklilerin yaşadığı olası ekonomik kayıpların dikkate alınması, sürecin şeffaf şekilde açıklanması ve vatandaşların mağduriyetlerinin giderilmesi kamu vicdanı açısından önem taşımaktadır.
Bu yazı; herhangi bir kişi ya da kurumu hedef almak amacıyla değil, hak arama, şeffaflık ve kamu yararı anlayışıyla kaleme alınmıştır.
Başta tüm emekliler olmak üzere, emekli derneklerini, federasyonları, sendikaları, sivil toplum kuruluşlarını ve bu konuda duyarlılık gösteren tüm vatandaşlarımızı, bu sürecin şeffaf bir şekilde açıklanmasını talep etmeye davet ediyorum.
Çünkü emeklilerin hakkı yalnızca ödenmesi gereken bir para değildir; aynı zamanda zamanında ödenmesi gereken bir haktır.
Geciken her hak, vatandaşın yaşamına, planlarına ve onuruna dokunur.
Saygılarımla, tüm emeklilerimizin, ailelerinin ve kamu vicdanının sesi olabilmek dileğiyle.Ben bir ekonomist değilim.
Ben bir muhasebeci de değilim.
Ama gerektiğinde bir ev kadını, gerektiğinde bir iş kadını, gerektiğinde bir anne, gerektiğinde bir işçi, gerektiğinde bir yönetici, gerektiğinde de hayatın yükünü omuzlayan sıradan bir vatandaşım.
Çünkü ben bir kadınım.
Hayatın içinde yaşayan, hesabını yapmak zorunda kalan, geçim mücadelesi veren milyonlarca insandan sadece biriyim.
Bugün bu satırları; bir emekli, bir vatandaş ve hakkını arayan bir insan olarak kaleme alıyorum.
Amacım kimseyi suçlamak değil; sorular sormak, şeffaflık istemek ve emeklilerin yaşadığı mağduriyetlerin görülmesine katkı sağlamaktır.
Bu nedenle bu yazıyı; başta tüm emeklilerimiz olmak üzere, aileleri, hak arayan tüm vatandaşlarımız ve insani duyarlılık taşıyan herkesin dikkatine ve kamuoyunun vicdanına sunuyorum.
Başta tüm emekliler olmak üzere, emekli derneklerini, federasyonları, sendikaları, sivil toplum kuruluşlarını ve bu konuda duyarlılık gösteren tüm vatandaşlarımızı, bu sürecin şeffaf bir şekilde açıklanmasını talep etmeye davet ediyorum.
Çünkü emeklilerin hakkı yalnızca ödenmesi gereken bir para değildir; aynı zamanda zamanında ödenmesi gereken bir haktır. Geciken her hak, vatandaşın yaşamına, planlarına ve onuruna dokunur.
Market raflarında anlık işleyen zam gibi 3.552 TL için kuruş atlamadan yansıtılmalıdır.
Saygılarımla,
Tüm emeklilerimizin, ailelerinin ve kamu vicdanının sesi olabilmek dileğiyle.