AKADEMİ KURMAK BU KADAR KOLAY MI?

Son yıllarda "akademi" adı altında faaliyet gösteren yapıların sayısında dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Peki, akademi kavramı gerçekten bu kadar kolay kullanılabilecek bir unvan mıdır?

 Bu kuruluşların hangi ölçütlere göre faaliyet gösterdiği, kimler tarafından denetlendiği ve kamuoyuna sundukları bilgilerin doğruluğunun nasıl kontrol edildiği soruları cevap beklemektedir.

Devletin her kurumunda bir görev zinciri vardır. 

Bakanından genel müdürüne, müdüründen müdür yardımcısına, uzmanından danışmanına ve diğer görevlilere kadar herkesin sorumluluğu yalnızca önüne gelen evrakı imzalamak değildir. 

Asıl görev; sahada yaşanan sorunları görmek, eksiklikleri zamanında tespit etmek, bunları üst makamlara doğru şekilde iletmek ve çözüm üretilmesine katkı sağlamaktır.

Görevini sadece kendisine verilen işi yapmakla sınırlayan bir anlayış, kamu yönetiminin ruhuna uygun değildir. 

Kamu görevi; sorunları büyümeden fark etmeyi, vatandaşın sesini duymayı ve gerekli tedbirleri zamanında almayı gerektirir.

Eğer bir alanda usulsüzlük iddiaları, denetim eksiklikleri veya vatandaşın güvenini sarsan uygulamalar uzun süre devam ediyorsa, yalnızca bu uygulamaları yapanlar değil; bunları görmeyen, raporlamayan veya gerekli incelemeleri başlatmayan mekanizmalar da sorgulanmalıdır.

Devletin gücü, sorunları görmezden gelmesinde değil; onları zamanında tespit edip hukuk çerçevesinde çözmesindedir. 

Denetim mekanizmalarının etkin çalışması, hem dürüst çalışan kurumları korur hem de vatandaşın devlete olan güvenini güçlendirir.

Akademi, eğitim, sertifika veya ödül gibi toplumun güvenini doğrudan etkileyen alanlarda şeffaflık vazgeçilmezdir. 

Vatandaşın sormaya hakkı vardır: Kim denetliyor? Hangi kriterler uygulanıyor? Bu unvanlar ve faaliyetler hangi mevzuata göre değerlendiriliyor?

Kamu yönetiminin temel amacı yalnızca iş yürütmek değil, kamu yararını korumaktır. 

Görevini hakkıyla yapan her kamu görevlisi toplumun güvenini güçlendirir; görevini ihmal eden her uygulama ise bu güveni zedeler.

 Bu nedenle denetim, hesap verebilirlik ve liyakat, güçlü bir devletin vazgeçilmez temel taşlarıdır.

Bugün mesele yalnızca birkaç kurumun faaliyeti değildir. Mesele, toplumun güvenini ilgilendiren bir sistemin sağlıklı işlemesidir. Denetimin zayıfladığı her alan, zamanla suistimale açık hâle gelir. 

Bunun bedelini ise en çok umutla eğitim alan gençler ve aileleri öder.
Belki de artık bu alanda daha güçlü ve bağımsız bir denetim mekanizması oluşturmanın zamanı gelmiştir. 

İlgili kamu kurumlarının yanı sıra, alanında uzman kişilerden, sivil toplum temsilcilerinden ve tarafsız bilirkişilerden oluşacak danışma ve izleme mekanizmaları kurulabilir. Amaç ceza vermek değil; güveni artırmak, standartları yükseltmek ve gerçekten emek veren kurumları korumaktır.

Çünkü bir ülkenin en büyük zenginliği doğal kaynakları değil, yetişmiş insan gücüdür.
 Gençlerimizin zamanı, emeği, umudu ve hayalleri; tartışmalı uygulamaların gölgesinde kalmamalıdır.
Bir binanın temeli fark edilmeden zayıflarsa, en görkemli yapılar bile ayakta kalamaz. 

Eğitim ve kişisel gelişim alanı da böyledir. Temel sağlam değilse, üzerine kurulan başarılar uzun ömürlü olmaz.

Artık "hep bana" anlayışından "hep birlikte" anlayışına geçme zamanıdır.

 Kurumlar, yöneticiler, denetim mekanizmaları, sivil toplum ve vatandaş aynı sorumluluk bilinciyle hareket etmelidir. 

Çünkü bu mesele sadece bugünün değil, yarının Türkiye'sinin meselesidir.
Gençliğimizin potansiyeli çok büyüktür. 

Bu potansiyeli korumanın yolu; şeffaflıktan, liyakatten, hesap verebilirlikten ve etkili denetimden geçer. 

Geleceğimizi korumak istiyorsak, önce güveni korumalıyız.

Ödül; makamın değil, emeğin karşılığı olmalıdır.

Gerçekten yıllarca çocuklar için çalışan, kadınların hayatına dokunan, engellilere destek olan, üretime katkı sağlayan, sessizce iyilik yapan binlerce insan varken; görünürlüğü yüksek olduğu için öne çıkan isimlerin ödüllendirilmesi, toplumun vicdanında soru işaretleri oluşturabilir.

Bu nedenle ödül organizasyonları da belirli etik ilkeler ve şeffaf denetim standartları çerçevesinde yürütülmelidir. Çünkü ödül; ticari bir araç değil, toplumsal güvenin simgesidir.
Toplum olarak artık şunu sormalıyız: 

Ödüller gerçekten hak edene mi gidiyor? 

yoksa görünürlüğü ve maddi gücü olana mı? 

Bu sorunun cevabı, ödülün değerini de belirleyecektir.

GENÇLİĞİN GELECEĞİ DENETİMSİZLİĞE TESLİM EDİLMEMELİ..