BİLGELİK YAŞTA DEĞİL, DAVRANIŞTADIR

Elif ÇELİK (Araştırmacı Şair & Yazar)

28-09-2026 17:27

BİLGELİK YAŞTA DEĞİL, DAVRANIŞTADIR
Hiç düşündük mü; bir insanın yaşı ilerledikçe ruhsal olgunluğu neden büyümez sizce? Neden bazı zihniyetler etrafındaki başarıyı bir zenginlik olarak görmek yerine, kendi balkonlarından bir tehdit olarak algılarlar?İlk olarak bunu cevaplayarak başlayalım. Bunun nedeni, kişinin içindeki çocuğu büyütememesidir. Şöyle açıklayacak olursam; kişi büyür evet, ama şunun farkında değildir: "Ben niye varım, bu zihniyet doğru mu?" diye sorgulamaz. Sadece yaşa bakılarak analiz edilmesine izin verilir. Bu da kişinin yaşı küçük veya büyük olsa bile emeğinin küçümsenmesine yol açar.Hepimiz aynı ruhlar âlemindeydik, ruhlarımız aynı yaşta. Farklı olan ise sadece matematiksel bir sayıdan ibaret. Peki sizce her şey yaşta mıdır?Bunu biraz daha açacak olursam, bir örnekle açıklamak isterim:Mesela bir patronun, çalışanının azmini gördüğünde çalışanını tebrik etmek yerine kişi de bu iş yeri yüzünden hasta olup  kendini zorlamasaydın demesi ,veya bir öğretmenin, öğrencisinin ilerlemesine saygı duyması gereken yerde ona "Çok zorluyorsun" demesi gibi... Ve bunlardan birinin size dendiğini düşünün; sakince kalabilir miydiniz, yoksa o iş yerinden/okuldan uzaklaşıp o kişiyi şikayet mi ederdiniz?Bu örneklerden daha niceleri var maalesef. Bir patronunuz sizi görmezden gelirse, bir öğretmen sizin emeğinize saygı duymazsa, bir çalışan patronuna saygı duymazsa bu iş yürür mü sizce? Bence yürümez. Çünkü saygı ve empati denilen şey karşılıklıdır.Empati dediğimiz kavramın yaşı yoktur. Kimine göre "Yapıyorsa kendi için yapıyor, benim için mi yapıyor?" diye düşünüp empati kurmuyor olabilir. Fakat o kişiye yol gösteren sizlersiniz; verdiği emeklere saygı duyulmalı. Yüzüne söylenmesi gereken şeyleri gidip de arkasından yıllarını vermiş insanlara veya patronlara, mekânın sahiplerine yetiştirmemeli insan. Kişiyle empati kurmadan, "Neden?" diye düşünmeden veya düşünüp bunu sözlü beyan etmek yerine farklı yollara başvurarak büyük şeyler başarmış olmuyoruz maalesef.Bu konuda Hz. Mevlana'nın dediği o derin söz aklımıza gelmeli: "Üzülme ey can! Doğruysan 'zarar gördüm' deme, bil ki iyiler mutlaka kazanır." Niye gelecek peki bu söz? Çünkü kişi tüm bunlara rağmen hâlâ doğruluğunu ve sabrını koruyorsa elbette kazanır. Sahalar "İyi niyetimi suistimal etme" diyen insanlarla dolu; fakat iyi niyetli olduğunu söylemek sadece lafta kalmamalı, bunu eyleme geçirmektir asıl amaç.Peki gelelim böyle olaylara karşı sabretmekten başka ne yapabileceğimize; gelin bakalım:1. Kişi ile konuşmak yerine gözlemlemeliyiz: Biz insanlar olarak direkt ön yargıya başvuruyoruz. "Direkt bu böyle" diyerek yaşlı, genç, çocuk fark etmeksizin herkese etiket yapıştırmak bir bağımlılık olmuş durumda. Bunu yapmak yerine kişinin davranışlarını incelemeliyiz. Peki nasıl inceleriz, nereden anlayacağız diyenler için: Arkadaşlar, sözlerle bir şeyi saklayabilirsiniz ama beden sizi ele verir, beden yalan söylemez. Bir insan stresliyken çok ayak sallar; "Bu bende alışkanlık" der fakat bunu kaygı yaşayan kişide çok görürüz.yanliz şunu ayırmalıyız ( ilk önce böyle yargılamadan bu haraketi yapıyor muydu yeni mi yapmaya başladı diye gözlemleyip yorum yapmalıyız )Bu, bedenin otomatik olarak tehdit algılamasından kaynaklanır.2. Susmak: Bazen susmak en büyük cevaptır. Kişi sözle anlamıyorsa bunu susarak verebiliriz. Susmak deyince hiçbir şekilde iletişime geçmemek değil; mesafe koymak, yani boş yere konuşmamaktır.3. Hayatın ve Makamın Geçici Olduğunu Bilmek: Bir gün herkesin öleceğinin farkına varması lazım. Kişi kendini o kadar kaptırmış ki dünyaya, toplumumuzdaki izlenimlerimize bakarsak adeta ölümsüzlük iksiri içmiş gibi davranıyoruz. Bunun farkına varmamız lazım. Farkına varmak için de ilk önce "Ben kimim ve amacım ne?" sorusuna cevap vermeliyiz.Evet, toparlayacak olursak:Gelişmemiş zihniyetlerle muhatap olmak yerine en güzeli gülmeyi tercih etmektir. Çünkü gülmek, arkada birçok işi halletmemizi sağlayan en iyi korumadır. Unutmamalıyız ki biz Peyamberimiz kadar acı şeyler yaşamadık, küçük şeylerde yıkılmamalıyız. Umudumuz gökyüzüne kadar olmalı! Sizi küçümseyenlerin ise ancak kendi yollarının sonuna kadar gitmeye hakları var. Nihayetinde her koyun kendi bacağından asılır...

DİĞER YAZILARI KÖTÜ BİR TOPLUMDA İYİ KALMAK MÜMKÜN MÜ? 01-01-1970 03:00 Sıralarda Ders Kitapları Değil, Korku Var  01-01-1970 03:00 DENGE TERAZİSİ: KİMSE YAŞATTIĞINI YAŞAMADAN ÖLMEZ 01-01-1970 03:00 Hayat Kısa... Peki Ya Sonrası? 01-01-1970 03:00 Kardeşlik Kan Bağı mı Gerektirir? 01-01-1970 03:00 Yaşama Sevincimizi Neden  Kaybediyoruz? 01-01-1970 03:00 İnsanların Düşüncesinin Önemi Olmayan Dönem: Yapay Zeka Çağı 01-01-1970 03:00 İbret Al 01-01-1970 03:00 Kendi Ağacının Gölgesinde Büyümek 01-01-1970 03:00 Tarihten Bir Kesit: Rol Modelimiz Kim, Düşündük mü? 01-01-1970 03:00 Kalıplara Sığmayan Başarılar Elde Edin 01-01-1970 03:00 Ayna 01-01-1970 03:00 EMEĞE SAYGISI OLMAYANIN KENDİNE SAYGISI YOKTUR 01-01-1970 03:00 GÖLGE ALTINDA KALAN İYİ NİYETLER 01-01-1970 03:00 Al Bayrak 01-01-1970 03:00 Gökyüzü Kan Ağlıyor 01-01-1970 03:00 Ümitsizlik ve Güvensizlik: Kendi Kapasitemizin Farkında mıyız? 01-01-1970 03:00 Ruha Dokunmanın Yaşı Yoktur 01-01-1970 03:00 ÜZÜNTÜ HER ŞEYE BEDEL MİDİR? 01-01-1970 03:00 HER ŞEYE RAĞMEN VAZGEÇMEMEK 01-01-1970 03:00 Dijital Dünyada Sahte Yakınlıklar 01-01-1970 03:00 Dal İnançla Yeşerir 01-01-1970 03:00 Kendi Değersizliğini Başkalarının Sırtından Örtenler 01-01-1970 03:00 YARIM BIRAKILAN HAYALLER 01-01-1970 03:00 ÜNVAN GELİR, İNSAN GİDER 01-01-1970 03:00 Elalem Ne Der? 01-01-1970 03:00 DIŞARIDAN GELEN GÜRÜLTÜYE RAĞMEN İÇERİDEKİ HUZUR 01-01-1970 03:00