
SAYIN CUMHURBAŞKANI, SAPANCA’NIN KALBİ KIRIK
Bir sabah düşünün, Sapanca Gölü’nün kıyısında yaşayan yaşlı bir adam ve eşi erkenden kalkıyorlar. Gölün üzerine çöken sisin arasından karşı kıyıya bakıyorlar. Çocukluğunda yüzdükleri beraber balık tuttukları, ekmeğini kazandıkları o göl hâlâ yerinde duruyor.
Ama bir şey değişmiş…
Artık o gölün sahibi gibi hissetmiyorlar kendilerini.
Çünkü yıllardır gözlerinin önünde kendi memleketinin değeri başka yerlere akıp gidiyor.
Musluklardan akan su oluyor.
Faturalara dönüşüyor.
Gelire dönüşüyor.
Bütçelere dönüşüyor.
Ama Sapanca’ya dönüp baktıklarında aynı soruyu soruyorlar:
“Bu gölün adı Sapanca ise, kazancından neden Sapanca faydalanmıyor değil mi?”
Sakarya ve Kocaeli başta olmak üzere geniş bir nüfus bu kaynaktan faydalanmaktadır. Eğer bu gölün adı Kocaeli yada Sakarya olsaydı, aynı tablo ortaya çıkar mıydı acaba?
Baba Oğul & Evlat Baba arasında bile miras hukuku vardır. Hakkına hukukuna girmemek için adil davranma sorumluluğu taşıyan bir geleneğimiz yok mu?
Sayın Cumhurbaşkanı,
Bu hikâye yalnızca o yaşlı adam ve eşinin hikâyesi değildir.
Bu hikâye binlerce Sapancalının ortak hikâyesidir.
Yıllardır Sapanca Gölü korunuyor denildi.
Koruma alanları ilan edildi.
Yasaklar getirildi.
Kısıtlamalar getirildi.
İmar sınırlandırıldı.
Turizm sınırlandırıldı.
Yatırımlar sınırlandırıldı.
Her fedakârlıkta Sapanca vardı.
Her yükte Sapanca vardı.
Her sorumlulukta Sapanca vardı.
Ama gelir paylaşımında Sapanca yoktu.
İşte insanların içini yakan şey budur.
Çünkü adalet yalnızca yükü paylaşmak değildir.
Adalet, nimeti de paylaşabilmektir.
Bugün milyonlarca insanın evine ulaşan su Sapanca’nın bağrından çıkıyor.
Fakat o bağrın üzerinde yaşayan insanlar kendi haklarını konuşmak zorunda kalıyor.
Bu acı bir çelişkidir.
Daha da acısı şudur:
Gölün kirlenmesinden söz edildiğinde çoğu zaman gözler Sapanca halkına çevriliyor.
Oysa gerçekler çok daha farklı şeyler söylüyor.
TEM Otoyolu.
D-100 Karayolu.
E / 5 Karayolu
TCDD Demiryolu.
Binlerce aracın bıraktığı ağır metaller…
Motor yağları…
Mikroplastikler…
Egzoz kaynaklı kirleticiler…
Yağmurla birlikte göle taşınan kimyasal yükler…
Arızalanan ve sızdırma yapan Kolektör hatları…
Geçmiş yıllarda gündeme gelen altyapı sorunları…
Nato Boru Hattı ve Enerji akaryakıt hatlarının oluşturduğu riskler…
Bütün bunlar ortadayken, göl üzerindeki baskının faturası neden yalnızca Sapanca’ya kesiliyor?
İnsanlarımız bunu anlamıyor
Anlayamadıkları için de tepki veriyorlar ve kırılıyorlar.
Kendi memleketlerinde misafir gibi hissetmeye başlıyorlar.
Ve insanın kalbini en çok kıran şey bazen yoksulluk değildir.
Kendi hakkının gözlerinin önünde başkalarına ait olduğunu düşünmesidir.
Bugün Sapanca’nın yaşadığı duygu tam olarak budur.
26-28 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilecek Ak Parti istişare kampı öncesinde Sapanca’nın sessiz çığlığını duymanızı istiyoruz.
“Yıllardır süregelen uygulamalar nedeniyle Sapanca halkı, sahip olduğu değerlerden ve ekonomik getirilerden hak ettiği payı alamamaktadır. Adını göle veren Sapanca ilçesi ve Sapanca halkı, bölgede oluşan ekonomik döngünün dışında bırakılmış; bu durum önemli bir mağduriyete ve hak kaybına yol açmaktadır. Zatıaliniz tarafından çıkarılacak bir kararname ile bu adaletsizliğin giderileceğine, halkımızın hak ettiği paya kavuşacağına ve uzun yıllardır dile getirilen bu haklı talebin karşılık bulacağına inanıyoruz. Bu konuda atılacak adımın, Sapanca halkının mağduriyetini giderecek önemli bir umut ve çözüm olacağını düşünüyoruz.”
Çünkü bu mesele sadece su meselesi değildir.
Bu mesele bir ilçenin yıllardır içine attığı serzeniştir.
Bu mesele bir halkın adalet beklentisidir.
Bu mesele Sapanca’nın onur meselesidir.
Kimse ayrıcalık istemiyor.
Kimse başkasının hakkına göz dikmiyor.
İstenen tek şey, Sapanca’nın hakkının Sapanca’ya teslim edilmesidir.
Bugün gölün kıyısında duran insanlar hâlâ aynı soruyu soruyor:
“Adını verdiğimiz gölden herkes kazanırken, biz neden sadece seyrediyoruz?”
Sapanca’nın hikâyesi tam da bu sorunun cevabını bekleyen insanların hikâyesidir.
Ve artık bu hikâyenin tüm Türkiye’ye duyrulması zamanı gelmiştir.