
Sosyal Belediyecilik Söylemi ile Sosyal Tesis Gerçeği Arasındaki Çelişki
Sakarya Büyükşehir Belediyesi BELPAŞ’ın işlettiği Çark Mesire Alanı içerisindeki Çarkı Keyif tesisinde yaşadığım bir deneyim, üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bazı soruları gündeme getirmektedir.
2 Temmuz sabahı, eşimle birlikte, yaz sıcağı bastırmadan mütevazı bir kahvaltı yapmak amacıyla Çark Keyif’e gittik. Emekli olmam nedeniyle ekonomik davranarak iki kişilik yerine tek kişilik kahvaltı sipariş ettik. Masaya gelen ürünler; bir adet yumurta, sınırlı miktarda peynir çeşitleri, birkaç ince dilim domates ve salatalık, küçük porsiyon reçel, bal, tereyağı, beş adet zeytin, 22 adet ince dilim patates kızartması ve çaydan ibaretti.
Bu kahvaltının bedeli ise 330 TL idi.
Çarkı Keyif, özel sektör tarafından işletilen lüks bir restoran değildir. Burası kamu kaynaklarıyla oluşturulmuş, belediyeye ait bir sosyal tesistir. Dolayısıyla bu tesislerden beklenen temel amaç, maksimum kâr elde etmek değil; toplumun her kesiminin, özellikle de emeklilerin, öğrencilerin ve dar gelirli vatandaşların makul fiyatlarla kaliteli hizmet alabilmesini sağlamaktır.
Bugün özel sektör işletmelerinde dahi daha zengin içerikli serpme kahvaltılar, kişi başına çok daha makul fiyatlarla sunulabilmektedir. Özel sektör bunu kendi sermayesiyle, ticari risk üstlenerek yaparken; belediye işletmesinin kamu yararını ikinci plana iten bir fiyat politikası uygulaması, sosyal belediyecilik ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
Daha düşündürücü olan ise tesis içerisindeki hizmet organizasyonuydu.
Kahvaltımız sırasında Sakarya Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler personeli, iş kıyafetleriyle hemen yan masaya çay molası vermek üzere oturdu. Elbette çalışanların dinlenme hakkı tartışılmaz. Ancak kamusal hizmet sunumunda esas olan, hem çalışanların çalışma koşullarını iyileştirmek hem de hizmet alan vatandaşın konforunu korumaktır.
Açık alanda saatlerce çalışan personelin doğal olarak oluşan ter kokusu ve yüksek sesli sohbetleri, aileleriyle kahvaltı yapan vatandaşların huzurunu olumsuz etkileyebilmektedir. Bu durum ne çalışanların kusurudur ne de vatandaşın katlanmak zorunda olduğu bir sonuçtur. Sorun, tamamen yönetsel planlama eksikliğidir.
Oysa Çark Mesire Alanı, belediye çalışanlarının mola verebileceği ayrı dinlenme alanları oluşturulabilecek genişliğe sahiptir. Böyle bir düzenleme hem çalışanların daha sağlıklı koşullarda dinlenmesini sağlar hem de sosyal tesis kullanıcılarının beklentilerini karşılar.
Burada yöneltilmesi gereken asıl soru şudur:
Belediyeye ait sosyal tesisler, gerçekten sosyal amaçlarla mı işletilmektedir; yoksa özel sektör mantığıyla gelir üreten ticari işletmelere mi dönüştürülmektedir?
Eğer amaç gelir elde etmekse, o zaman “sosyal tesis” kavramının yeniden tanımlanması gerekir. Eğer amaç sosyal belediyecilik ise, fiyat politikalarının da bu anlayış doğrultusunda yeniden gözden geçirilmesi kaçınılmazdır.
Ekonomik krizin en ağır yükünü emeklilerin taşıdığı bir dönemde, belediyeye ait bir sosyal tesiste mütevazı bir kahvaltının 330 TL olması, üzerinde durulması gereken önemli bir kamu yönetimi meselesidir. Çünkü belediyeler piyasa ile rekabet eden ticari kuruluşlar değildir. Belediyeler, vatandaşın yaşam kalitesini artırmak ve sosyal adaleti güçlendirmek amacıyla faaliyet gösteren kamu kurumlarıdır.
Bu nedenle Sakarya Büyükşehir Belediyesinin ilgili birimlerine çağrımız açıktır: Çarkı Keyif başta olmak üzere tüm sosyal tesislerde fiyatlandırma politikası, hizmet organizasyonu ve sosyal belediyecilik ilkeleri yeniden değerlendirilmelidir.
Vatandaş, belediyenin sosyal tesisine girdiğinde kendisini müşteri değil, kamu hizmetinden yararlanan bir hemşehri olarak hissetmelidir. Sosyal belediyecilik, sloganlarla değil; vatandaşın cebine, yaşam kalitesine ve memnuniyetine yansıyan uygulamalarla anlam kazanır.
Not: Çark Keyif’te dikkatimi çeken bir diğer uygulama ise ödeme şekli oldu. Yanınızda nakit olarak istediğiniz kadar para bulunsun; banka veya kredi kartınız yoksa güle güle gönderiliyorsunuz. Bu uygulama, “Acaba Büyükşehir Belediyesi kendi personeline nakit tahsilatı konusunda güven duymuyor mu?” sorusunu akıllara getiriyor. Eğer gerekçe bu değilse, vatandaşın nakit ödeme hakkını ortadan kaldıran bu uygulamanın kamuoyuna açık ve makul bir şekilde izah edilmesi gerekir.