KURALLAR KİMLERE GÖRE HAZIRLANIYOR?

Bazen bir kural vardır. Herkes için konulmuştur ama herkese aynı şekilde uygulanmaz.

Bazen de kuralın kendisinden daha güçlü, kimsenin yazmadığı başka bir kural vardır: “Sisteme uyamıyorsan, sistemin dışında kalırsın.”
İşte asıl sorun belki de burada başlıyor.

Bugün bankada, havayolunda, hastanede, resmi bir işlemde karşımıza çıkan ilk sorulardan biri olabiliyor:

“E-posta adresiniz var mı?”
Peki ya yoksa?
Yaşlı bir insanı düşünelim. Teknolojiyle hiç tanışmamış olabilir. Yalnız yaşıyor olabilir. Çoluğu çocuğu olmayabilir. Bir bakım merkezinde kalıyor olabilir. Hastanede tedavi gören, telefon kullanmakta bile zorlanan biri olabilir.
Bu insanın resmi bir işlem yapabilmesi neden mutlaka bir e-posta adresine bağlı olsun?

Diyelim ki “Bir e-posta adresi açsın.” dedik.
Peki, e-posta hesabı açmanın beraberinde getirdiği riskleri kim düşünüyor?
Şifreyi kim koruyacak?
Hesaba kim erişecek?
Gelen bağlantının güvenli olup olmadığını kim anlayacak?

Dolandırıcılık mesajını gerçek bildirimden nasıl ayıracak?
Hesap ele geçirilirse ne olacak?

Bir kural koyarken yalnızca “Bu işlem bizim için daha kolay nasıl yapılır?” diye düşünmek yeterli midir?
Yoksa “Bu işlem karşı tarafta kimlere ne gibi sorunlar yaratır?” sorusunu da sormamız gerekmez mi?
Çünkü artık birçok kurumda dijital sistemler hayatımızı kolaylaştırmak yerine, zaman zaman hayatımızın önüne bir duvar gibi çıkabiliyor.

“E-posta olmadan işlem yapamayız.”
Gerçekten yapamayız mı?
Telefon var.
SMS var.
WhatsApp var.
Posta var.
Manuel işlem imkânı var.
O halde neden her vatandaşın aynı dijital imkânlara sahip olduğu varsayılıyor?
Belki de mesele teknoloji değil.
Mesele, insanı tek tip kabul etmek.
Sanki herkes gençmiş gibi…
Sanki herkes teknoloji biliyormuş gibi…
Sanki herkesin bir akıllı telefonu, düzenli interneti ve aktif bir e-posta hesabı varmış gibi…

Oysa hayat böyle değil.
Bir tarafta dijital bankacılıktan birkaç saniyede işlem yapan insan var.
Diğer tarafta banka şubesine gidip derdini anlatmak isteyen yaşlı bir vatandaş var.
Bir tarafta uçak biletini uygulamadan değiştiren insan var.

Diğer tarafta telefonla konuşarak işlem yapmak isteyen, teknolojiye yetişemeyen bir yolcu var.
İkisi de vatandaş.
İkisinin de hakkı aynı.
Öyleyse sistem neden yalnızca birinin hayatına göre tasarlanıyor?

GÖRÜNEN KURALLAR VE GÖRÜNMEYEN KURALLAR

Aslında hayatımızda iki tür kural var.
Birincisi yazılı olanlar.
İkincisi ise kimsenin bize açıkça söylemediği ama uygulamada karşımıza çıkan görünmeyen kurallar.
“Bunu böyle yapacaksınız.”
“Neden?”

“Çünkü sistem böyle.”

İşte o “sistem böyle” cümlesi bazen bütün tartışmayı bitiriyor.

Ama sistem insan için kurulmadı mı?
Kural insanın hayatını kolaylaştırmak için değil mi?
Eğer bir kural, toplumun bir bölümünü sistemin dışında bırakıyorsa, o kuralın yeniden düşünülmesi gerekmez mi?
Üstelik bu yalnızca e-posta meselesi de değil.
Bankalarda, havayollarında, hastanelerde, kamu kurumlarında ve daha birçok yerde aynı anlayışla karşılaşıyoruz.

Dijitalleşme elbette gerekli.
Ama dijitalleşmek ile vatandaşı yalnızca dijital kanala mahkûm etmek aynı şey değildir.

Çağın gereği teknoloji olabilir.
Fakat insanın gereği hâlâ insandır.

PEKİ, KURALLAR KİMİN İÇİN?

Belki de artık kurumlara şu soruyu sormamız gerekiyor:
“Bu kuralı koyarken kimi düşündünüz?”
Gençleri mi?
Çalışanları mı?
İş insanlarını mı?
Teknolojiye hâkim olanları mı?
Peki ya diğerleri?
Yaşlılar?
Yalnız yaşayanlar?
Bakım merkezlerindeki insanlar?
Hastalar?
Dijital okuryazarlığı olmayanlar?
İnternete erişimi sınırlı olanlar?

Onlar bu sistemin neresinde?
Bir toplumun gelişmişliği yalnızca en hızlı işlem yapan vatandaşına bakılarak ölçülmez.

Asıl ölçü, en çok zorlanan vatandaşının önündeki engelleri ne kadar kaldırabildiğidir.

Bu nedenle artık kuralları yalnızca koymak değil, kuralların kimin hayatını nasıl etkilediğini de düşünmek zorundayız.

Çünkü adalet bazen büyük cümlelerde değil, çok küçük bir ayrıntıda gizlidir:

“E-posta adresiniz yoksa size nasıl yardımcı olabiliriz?”
İşte gerçek mesele budur.
Vatandaşa “Sisteme uy.” demek kolay.

Zor olan, sistemi vatandaşa uyacak kadar adil ve erişilebilir hâle getirmektir.
Ve belki de bugün hepimizin sorması gereken soru tam olarak şudur:

Kurallar kimlere göre hazırlanıyor?

Ve daha önemlisi:
Kuralları hazırlayanlar, o 
kurallara uymakta zorlanacak 
insanları hiç düşünüyor mu?