DEPREMDE YALNIZCA BİNALAR DEĞİL, HAKLAR DA KORUNMALI

1999 depreminde yalnızca binaların yıkılmasına değil, deprem sonrasında yaşanan bazı olaylara da tanıklık ettim.

Bazı insanların sahip olduğu malların, evlerin veya hakların başkalarının üzerine geçirildiğine ilişkin olaylara şahit oldum.

Kimin hangi malın gerçek sahibi olduğunu, hangi evin kime ait olduğunu, kimin hangi hakkı olduğunu takip etmekte zorlanan bir sistemin varlığına da tanık oldum.
Burada çok önemli bir soru sormak istiyorum:

Bir sonraki büyük afette vatandaşın malını, mülkünü ve hakkını gerçekten nasıl koruyacaksınız?

Deprem nedeniyle insanlar evlerinden ayrıldığında, belgelerini kaybettiğinde, tapularına ulaşamadığında veya aile bireylerini kaybettiğinde mülkiyet haklarının takibi nasıl yapılacak?

Bir insan yıllarca çalışarak aldığı evini, arsasını veya birikimini kaybettiğinde hakkını nasıl arayacak?

Böyle bir durumda gerçekten hakkaniyetli davranacak, bağımsız ve güvenilir ekipler oluşturabilecek misiniz?
Kim haklı?
Kim gerçek malik?
Kim mağdur?

Kim haksız şekilde bir hakkın üzerine geçmiş?
Bütün bunları ortaya çıkarabilecek bir sisteminiz var mı?

Çünkü afet dönemlerinde yalnızca enkaz altında kalanları değil, enkazın dışında kalan insanların haklarını da korumak zorundayız.

BENİM YAZDIKLARIM TANIK OLDUĞUM OLAYLARDIR

Burada özellikle bir noktayı tekrar vurgulamak istiyorum.
Benim yazılarımda anlattığım olaylar, tanık olduğum veya doğrudan gözlemlediğim olaylardan ibarettir.
Bundan sonra da böyle olacaktır.

Kimseyi görmediğim, bilmediğim veya doğrulayamadığım bir olay üzerinden suçlamak gibi bir niyetim yok.

Ben yalnızca gördüğümü, duyduğumu ve vatandaş olarak dikkatimi çeken noktaları soruyorum.

Çünkü birilerinin bunları söylemesi gerekiyor.
Birilerinin soru sorması gerekiyor.

Birilerinin “Burada ne oldu?” demesi gerekiyor.
Ben yetkilileri toptan suçlamıyorum.

Tam tersine, onların da doğru bilgiye ulaşabilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü devletin en üst makamlarında oturan insanların önüne, ülkede yaşanan bütün önemli sorunların doğru ve eksiksiz şekilde getirilmesi gerekir.

Eğer bir olay meydana geliyor ve o olaydan sorumlu olan kişiler bunu üst makamlara doğru biçimde aktarmıyorsa, burada da ayrıca çok büyük bir soru işareti oluşur.
O nedenle mesele yalnızca 

“Kim yaptı?” sorusundan ibaret değildir.
Bir de şu soruyu sormalıyız:

“Kim biliyordu ve bu bilgi neden gereken yere ulaşmadı?”

İşte bu nedenle afet hazırlığı yalnızca bina, yol, hastane veya enkaz yönetiminden ibaret değildir.

Aynı zamanda adalet, mülkiyet, güvenlik, kayıt ve hakkaniyet meselesidir.
Ve bütün bunların en üst mercilerin sorumluluğunda, şeffaf ve sürekli bir denetim altında yürütülmesi gerektiğine inanıyorum.

Çünkü deprem olduğunda yalnızca insanlarımızı değil, onların haklarını da korumak zorundayız.