KUKLALAR VE İPLERİ TUTANLAR
Kukla…
Kendi başına hareket edemeyen, bir başkasının eliyle yürüyen, konuşan, gülen, ağlayan bir nesne. İpleri yukarıdan çekilir; o da kendine aitmiş gibi görünen hareketler yapar. Seyredenler bazen kuklayı izler ama asıl oyun, görünmeyen ellerin oyunudur.
Çocukluğumuzda kukla gösterileri eğlenceliydi. Bir tahta sahnede oynayan renkli karakterlere gülerdik. Oysa büyüdükçe anlıyoruz ki hayatın içinde de kuklalar vardır. Üstelik onlar tahta değil, etten kemikten insanlardır.
“Kukla gibi oynamak” sözü boşuna söylenmemiştir.
Kendi aklıyla değil, başkasının isteğiyle hareket eden; düşünmeden konuşan; sorgulamadan alkışlayan insanların durumunu anlatır bu söz. İradesini teslim etmiş insan, görünürde hareket eder ama aslında yönlendirilir.
Toplumlarda da böyledir.
Bazen insanlar korkuyla, bazen çıkar uğruna, bazen de alışkanlık nedeniyle başkalarının düşüncelerini kendi düşüncesi sanmaya başlar. Medya ne diyorsa onu tekrar eder, lider ne söylüyorsa onu doğru kabul eder, kalabalığın peşinden gitmeyi düşünmekten daha güvenli bulur. Böylece görünmeyen ipler çoğalır.
Siyasal yaşamda kuklalar daha tehlikelidir. Çünkü onların oynadığı oyun yalnızca kendilerini değil, toplumun geleceğini etkiler. Halk adına konuştuğunu söyleyen ama başka güçlerin çıkarına çalışan yöneticiler; gerçeği değil talimatı savunan sözcüler; düşünce üretmek yerine ezber tekrarlayan kişiler demokratik yaşamın en büyük sorunlarından biridir.
Bir ülkede insanlar soru sormaktan vazgeçerse, kuklalar çoğalır. Çünkü kukla düzeni sorgulamayı sevmez. İplerin görünmesini istemez. Düşünen insan tehlikelidir onlar için. Okuyan, araştıran, eleştiren yurttaş; ipleri fark eden yurttaştır. Oysa demokrasi, kuklaların değil özgür bireylerin rejimidir.
Özgür birey hata da yapar, itiraz da eder, bazen yalnız da kalır ama kendi aklıyla düşünür. Başkasının sesi olmak yerine kendi vicdanının sesini dinler.
Bugün dünyada birçok toplum görünmeyen iplerle yönetiliyor. Ekonomik güçler, medya tekelleri, siyasal propagandalar insanları yönlendirmeye çalışıyor. İnsanların neye kızacağına, neyi alkışlayacağına, hatta neden korkacağına bile karar verilmek isteniyor. Böyle bir ortamda özgür kalabilmek kolay değildir.
Çağımızın en büyük mücadelesi budur:
İpleri kesebilmek…
Çünkü insanı insan yapan şey hareket etmek değil; kendi iradesiyle hareket etmektir. Aksi halde sahnede oynayan bir kukladan farkımız kalmaz.
Ve unutulmamalıdır ki;
Kuklalar ancak seyirci sustuğu sürece oyunda kalır.
Zeki Baştürk