
IŞIKLARI KAPATMAYIN!
“Yıldızlar, sadece karanlık çöktüğünde görünür. Işıkları kapatmayın.”
Bu tümce ilk bakışta umut verici gibi durur. Karanlık varsa, yıldızlar da vardır. Yani krizler, yoksulluklar, baskılar içinde bile parlayan insanlar, düşünceler, direnişler çıkar ortaya. Ne var ki bu söz, yanlış ellerde tehlikeli bir meşrulaştırma aracına dönüşebilir. Çünkü karanlığı doğal, kaçınılmaz hatta gerekli bir aşama gibi sunar. Oysa sorun yıldızların görünmesi değil, karanlığın neden var olduğu ve neden kalıcılaştırıldığıdır.
Ekonomik Karanlık: Yoksulluğun Romantiklestirilmesi
Ekonomik kriz dönemlerinde sıkça duyduğumuz bir anlatı vardır: “Zor zamanlar güçlü insanlar yaratır.” Oysa yoksulluk kimseyi yüceltmez; yalnızca tüketir. Açlık, işsizlik, güvencesizlik birer sınav değil, sistemsel tercihlerdir. Karanlık çöktüğünde bazı “yıldızlar” parlar belki: dayanışma ağları, imece kültürü, birbirine tutunan insanlar… Ama bu, karanlığın meşru olduğu anlamına gelmez.
Işıkları kapatmak, yoksulluğu kaderleştirmektir. Ekonomik eşitsizliği “sabır”, “şükür” ve “direnç” söylemleriyle süslemek, asıl sorumluları görünmez kılar. Yıldızlar görünür diye karanlığa razı olunmaz. Asıl görev, ışığı çoğaltmaktır.
Toplumsal Karanlık:
Acının Normalleşmesi
Toplumlar uzun süre karanlıkta kaldığında, gözleri alışır. Şiddet sıradanlaşır, adaletsizlik kanıksanır, kayıplar istatistiğe dönüşür. İşte bu noktada “yıldızlar” devreye sokulur: tekil başarı öyküleri, mucize kurtuluşlar, “her şeye karşın başaranlar…”
Bu anlatı, çoğunluğun karanlıkta bırakılmasını gizler. Bir çocuğun karanlıktan çıkabilmesi, milyonlarcasının neden orada olduğunu sorgulamamıza engel olmamalıdır. Toplumsal ışık, birkaç yıldızın parıltısıyla ölçülmez; herkesin görebildiği bir aydınlıkla ölçülür.
Siyasal Karanlık:
Baskının Estetikleştirilmesi
Siyasal iktidarlar karanlığı sever. Çünkü karanlıkta korku büyür, itaat kolaylaşır. Baskı dönemlerinde sıkça duyduğumuz şu tümce bir rastlantı değildir: “Bu zor günler bizi daha güçlü kılacak.” Oysa baskı, kimseyi özgürleştirmez; yalnızca sessizleştirir.
Karanlık arttıkça “yıldız” diye sunulan figürler çoğalır: kahraman liderler, kurtarıcı söylemler, tek sesli umutlar… Bu, ışıkların kapatılmasının sonucudur. Oysa demokrasi, yıldızlara değil; aydınlatılmış alanlara gereksinim duyar. Saydamlığa, denetime, çoğulculuğa…
Sonuç:
Yıldızlara değil, aydınlığa gereksinim var. Evet, karanlıkta yıldızlar görünür. Ama insanlık, yıldızlara bakarak değil, ışık yakarak yol alır. Karanlığı estetik bir fon, acıyı bir sahne, yoksulluğu bir erdem gibi sunan her söz dikkatle sorgulanmalıdır.
Işıkları kapatmayın. Çünkü karanlıkta görünen her yıldız, aslında sönmüş bir ışığın yerini tutmaya zorlanıyordur.
Zeki BAŞTÜRK