ÇOCUK KATİLLER


Önce Ahmet Minguzzi.
Şimdi Atlas Çağlayan.

İki isim… İki çocuk… İki yarım kalmış bahar. Yaşamlarının en taze yerindeydiler. Henüz kırılmamış umutları vardı. Geleceği düşleyebilecek yaşta, yaşama inanabilecek denli  temiz ve duruydular. Güzel günlerin bir olasılık  değil, bir hak olduğuna inanıyorlardı. Ve tam da bu yüzden öldürüldüler.

Onları öldürenler de çocuktu. Aynı sokaklardan geçmiş, aynı yaşlarda, aynı ülkenin havasını solumuş akranlardı onlar. 
Neden mi? “Baktın” dediler.
Bir bakış… Bir an… Bir hiçlik.
Onlarca bıçak darbesiyle söndürüldü yaşamlar.  Aslında iki çocuk değil, iki yaşam değildi karartılan.  Bir ailenin tamamı karartıldı. Anne-babaların bundan sonraki zamanı, takvimle değil, yoklukla ölçülecek artık. Bayramlar eksik, doğum günleri sessiz, evler yankılı olacak.

Bu cinayetler “bireysel öfke patlaması” değildir. Bu, bireysel  bir kötülük hiç değildir. Bu, uzun süredir biriken toplumsal çürümenin, siyasal körlüğün ve kurumsal ihmallerin kanlı sonucudur.

Çocuklar neden bu kadar öfkelidir? Neden bu kadar kolay öldürür hâle geldiler? Neden empati kurmayı değil, bıçak savurmayı öğreniyorlar?
Çünkü bu ülkede çocuklar şiddetin ortasında büyüyor. Televizyonda, sokakta, dijital dünyada… Mafya dizilerinde, silahın “güç” olarak sunulduğu ekranlarda, cezasızlığın normalleştirildiği haberlerde. Şiddet sıradanlaştıkça, yaşam  ucuzluyor. Yaşam  ucuzladıkça, çocuk ölümü istatistiğe dönüşüyor.

Eğitim sistemi çocukları koruyamıyor. Sosyal politikalar onları kuşatamıyor. Aileler yalnız bırakılıyor. Okullar rehberlik yapamıyor, sokaklar denetimsiz, adalet caydırıcı değil. Ve siyaset, her seferinde olduğu gibi, “başsağlığı” cümlesiyle görevini tamamladığını sanıyor.
Oysa burada asıl soru şudur:
Bir çocuğu öldüren çocuğu kim yetiştirdi? Bu ülke, çocukları sadece mezar taşlarında hatırlıyor. Ardından birkaç gün konuşup susuyor. Ta ki bir sonraki ölüm  gelene dek.

Ahmet’ten sonra Atlas… Atlas’tan sonra kim?

Eğer bu eğitim sistemi  değişmezse, eğer şiddeti üreten kültürle, cezasızlıkla, yoksullukla, umutsuzlukla yüzleşilmezse; çocuk katilleri de, öldürülen çocuklar da bu topraklardan eksik olmayacak.

Ve biz, her zaman  aynı tümceyi  kuracağız:
“Çok gençti… Daha çocuktu…”

Ama artık biliyoruz:
Bu ülkede çocuk olmak, yaşamda  kalmaya yetmiyor.

Zeki BAŞTÜRK