DOLU DOLU YAŞAMAK

“Dolu dolu yaşamak” sözüne herkes başka bir anlam yükler. Kimi için eğlenceyle geçen saatlerdir bu; kimi için bol para, bol gezi, kalabalık sofralar… Kimi de yaşamı, durmadan koşup tüketmek sanır. Oysa insan bazen en büyük boşluğu, en gürültülü anların içinde duyumsar.

Gerçekten dolu dolu yaşamak nedir?
Salt gülmek, eğlenmek, gezmek midir?
Bir gece boyunca vur patlasın çal oynasın diyerek sabahlamak mı?
Yoksa bir kitabın sayfaları arasında yeni dünyalar keşfetmek mi?
Bir konser salonunda ruhunu dinlendirmek, bir tiyatro sahnesinde insanı yeniden anlamak mı?

Belki de hepsinden biraz…
Ama asıl sorun, insanın yaşadığı anın farkında olmasıdır. Çünkü  yaşan, yalnızca geçirilen zamandan ibaret değildir; hissedilen, düşünülen, öğrenilen ve paylaşılan anların toplamıdır.

Dolu dolu yaşayan insan merak eder.
Bir çocuğun gökyüzüne baktığı gibi bakar dünyaya. Yeni şeyler öğrenmek ister. Yeni insanlar tanımaktan korkmaz. Bir şehrin sokaklarında yürürken yalnız binaları değil, yaşamları da görür. Bir ağacın gölgesini, yaşlı bir insanın yüzündeki çizgileri, bir şarkının insan ruhunda bıraktığı izi fark eder.
Böyle insanlar için yaşam, yalnızca tüketilecek bir zaman değildir; keşfedilecek büyük bir yolculuktur.

Dolu dolu yaşamak biraz da üretmektir.
Bir dostun omzuna dokunabilmek…
Bir öğrencinin yaşamına ışık olabilmek…
Bir şarkıyı yüreğinde duyabilmek…
Bir kitabın altını çizdiğin tümcesiyle değişebilmek…
Çünkü insan yalnız kendisi için yaşadığında eksik kalır. Paylaştıkça çoğalır, güzelleşir yaşam.

Elbette eğlenmek de gerekir. Kahkahalar da yaşamın rengidir. Ama sadece eğlenceyle geçen bir ömür, köpüğü bol fakat anlamı az bir kahve gibidir; ilk anda taşar, sonra hızla söner. Oysa öğrenmenin, düşünmenin, sanatla buluşmanın, sevmenin ve üretmenin verdiği tat daha derindir, daha kalıcıdır.

Belki de dolu dolu yaşamak;
her gün biraz daha insan olabilmektir.
Bir gün batımını acele etmeden izleyebilmek…
Bir türküde hüzünlenmek…
Bir şiirde kendini bulmak…
Yeni bir bilgiyle heyecan duymak…
Ve akşam olduğunda kendi kendine,
“Bugün gerçekten yaşadım,” diyebilmektir.

İşte o zaman yaşam , yalnızca geçen yıllardan değil, anlam kazanan anlardan oluşur.

Zeki Baştürk