TOPRAĞIN KAYGISI, SOFRAMIZIN GELECEĞİ.
Bir insanın psikolojisi nasıl bozulur?
Üreticinin alın terini koruması gerekenler, üreticinin emeğine ortak olmaya ne zaman son verecek?
Üretmeden kazanan, toprağa bir avuç tohum atmayan, bir damla su vermeyen, bir fide yetiştirmeyen ama üreticinin emeğinden pay alan yapılar ve aracılık mekanizmaları ne zaman gerçek anlamda denetlenecek?
Her haksız komisyon, sadece üreticinin cebinden eksilen bir para değildir. O para; evine ekmek götürmeye çalışan bir annenin, çocuğunun rızkından, eğitiminden, geleceğinden eksilen paydır. Bir çiftçinin umudundan, alın terinden ve geleceğe olan inancından eksilen paydır.
Bugün iklim değişikliği, kuraklık, ani sıcaklıklar, sel ve fırtınalar tarımı her zamankinden daha fazla tehdit ediyor. Böyle bir dönemde üreticiyi ayakta tutmak yerine onu daha da zora sokan her uygulama, yalnızca çiftçiye değil, ülkenin gıda güvenliğine de zarar verir.
Buradan açıkça sormak istiyorum:
Hangi vicdan, üreticinin emeğinden doğan kazançla lüks içinde yaşamayı haklı görebilir? Hangi adalet, toprağa emek verenle sadece arada yer alanın bu kadar farklı şartlarda yaşamasını normal kabul edebilir?
Eğer bir sistemde üreten kazanamıyor, üretmeyen ise giderek zenginleşiyorsa; o sistem yeniden sorgulanmalıdır.
Çünkü toprağın hakkı teslim edilmezse, yarın soframızdaki ekmeğin de, meyvenin de, sebzenin de kıymetini çok daha ağır ödeyebiliriz.
Unutmayalım: Bir milletin gerçek serveti, gösterişli binalar ya da lüks otomobiller değil; toprağını ekip biçmeye devam eden üreticisidir. Üreticinin umudu tükenirse, yarının sofraları da eksilir.
ARTIK ASIL DENETLENMESİ GEREKENLER DENETLENMELİDİR!
Üretimden uzak olduğu hâlde kendisini üretimin vazgeçilmez bir parçası gibi gösteren, üreticinin emeği üzerinden kazanç sağlayan yapıların ve bu alanda yetki kullanan kişi ve kurumların görev, yetki ve uygulamalarının etkin biçimde incelenmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Denetimler, yalnızca en zayıf halkaya yönelmemeli; üretim zincirinde kamu yararını zedeleyen uygulamalar varsa bunların gerçek sorumluları ortaya çıkarılmalıdır. Küçük üreticiyi cezalandırmak yerine, sistemi bozan mekanizmaların ve varsa usulsüzlüklerin üzerine kararlılıkla gidilmelidir.
Bu yapılabildiği takdirde, hem üretici korunacak hem de ülke ekonomisi güçlenecek, kamu kaynakları daha verimli kullanılacak ve vatandaşın sofrasına olumlu yansıyacaktır.
Bir vatandaş ve köşe yazarı olarak yaptığım araştırmalarda gördüğüm tablo, bu konunun ciddiyetle ele alınması gerektiğini düşündürüyor.
Bu nedenle çağrım, kişileri korumaya değil; hukuku, adaleti ve devletin itibarını korumaya yöneliktir.
Artık birbirimizin eksiklerini örtmenin değil, sorunları şeffaf biçimde tespit edip çözmenin zamanıdır.
Devlete sadakat; hataları gizlemekle değil, kamu yararını koruyacak şekilde gerekli denetimleri yapmakla gösterilir.
Daha fazla gecikmeden herkes sorumluluğunu yerine getirmeli; üreticinin alın teri, devletin güvencesi altında hak ettiği değeri bulmalıdır.
ÜRETİCİ DEVLET GÜVENCESİ ALTINA ALINMAK ZORUNDADIR.
Toprağa emek verenin hakkı, yalnızca vicdana bırakılamaz. Güçlü ve adil bir denetim mekanizması kurulmadığı sürece, üreticinin emeği üzerinden kazanç sağlayan yapılar varlığını sürdürecektir.
Hiçbir emek vermeden üreticinin alın terini kendi başarısı gibi pazarlayan, bunu bir gösteriye dönüştüren anlayış artık sorgulanmalıdır.
Şov değil, adalet.
Aracılık değil, hakkaniyet.
Sömürü değil, üretim.
Gösteriş değil, alın teri.
Çünkü üretici korunursa toprak yaşar, toprak yaşarsa millet yaşar.
Üreticinin alın terini koruması gerekenler, üreticinin emeğine ortak olmaya ne zaman son verecek?
Üretmeden kazanan, toprağa bir avuç tohum atmayan, bir damla su vermeyen, bir fide yetiştirmeyen ama üreticinin emeğinden pay alan yapılar ve aracılık mekanizmaları ne zaman gerçek anlamda denetlenecek?
Her haksız komisyon, sadece üreticinin cebinden eksilen bir para değildir. O para; evine ekmek götürmeye çalışan bir annenin, çocuğunun rızkından, eğitiminden, geleceğinden eksilen paydır. Bir çiftçinin umudundan, alın terinden ve geleceğe olan inancından eksilen paydır.
Bugün iklim değişikliği, kuraklık, ani sıcaklıklar, sel ve fırtınalar tarımı her zamankinden daha fazla tehdit ediyor. Böyle bir dönemde üreticiyi ayakta tutmak yerine onu daha da zora sokan her uygulama, yalnızca çiftçiye değil, ülkenin gıda güvenliğine de zarar verir.
Buradan açıkça sormak istiyorum:
Hangi vicdan, üreticinin emeğinden doğan kazançla lüks içinde yaşamayı haklı görebilir? Hangi adalet, toprağa emek verenle sadece arada yer alanın bu kadar farklı şartlarda yaşamasını normal kabul edebilir?
Eğer bir sistemde üreten kazanamıyor, üretmeyen ise giderek zenginleşiyorsa; o sistem yeniden sorgulanmalıdır.
Çünkü toprağın hakkı teslim edilmezse, yarın soframızdaki ekmeğin de, meyvenin de, sebzenin de kıymetini çok daha ağır ödeyebiliriz.
Unutmayalım: Bir milletin gerçek serveti, gösterişli binalar ya da lüks otomobiller değil; toprağını ekip biçmeye devam eden
üreticisidir.
Üreticinin umudu tükenirse, yarının sofraları da eksilir.