ATEŞİN  KÜLÜ  SOĞUMUYOR!

2 Temmuz .
Her yıl aynı acıyla gelir. Aynı sessizliği bırakır ardında. Aynı soruyu fısıldar insanın vicdanına: Bir ateş, kaç yaşamı  yakabilir?

O gün Sivas'ta yalnızca bir otel yanmadı.
Bağlamasının tellerine umut bağlayan bir genç ozan yandı. Türküler yandı. Şiirler yandı. Kitaplar yandı. Düşler yandı. Aydınlık düşünce  yandı. Özetle insanlık yandı. Birlikte yaşama umudu, kardeşliğe duyulan inanç, insan olmanın en güzel yanı olan acıma duygusu da alevlerin arasında kaldı.

Duman, gökyüzüne yükselirken yalnızca bir binanın çatısını değil, bu ülkenin ortak belleğini  de kararttı.

Ateşin dili yoktu belki...
Ama geriye bıraktığı sessizlik, yıllardır konuşuyor.
Kimi zaman bir bağlamanın hüzünlü ezgisinde, kimi zaman yarım kalmış bir şiirin dizelerinde, kimi zaman da annelerin dinmeyen gözyaşlarında...
Acının dini olmaz.
Acının mezhebi olmaz.
Acının kimliği olmaz.
Alevler, insanı insan olduğu için yakar; geride kalanların yüreğinde ise aynı koru bırakır.

Bu yüzden Sivas'ı anmak, yalnızca geçmişe bakmak değildir. İnsana yeniden bakmaktır. Vicdanın aynasında kendimizi görmektir. Bir daha hiçbir türkünün yarım kalmaması, hiçbir kitabın ateşe atılmaması, hiçbir annenin evladını nefretin karanlığına teslim etmemesi için söz vermektir.

Çünkü unutmak, küllerin üzerine yeni yangınlar hazırlamaktır.
Anımsamak ise insan kalabilmenin en sessiz, en onurlu biçimidir.

Otuz üç yıl geçti...
Küller savruldu.
Mevsimler değişti.
Ama bazı yangınlar vardır ki suyla sönmez.
Onları ancak sevgi söndürür.
Ancak adalet dindirir.
Ancak insanlık iyileştirir.

Ve biz, her 2 Temmuz'da, ateşe değil; ateşin küllerinden yükselen insanlık çağrısına kulak vermeliyiz.
Çünkü yanan yalnızca insanlar değildi.
Birlikte söyleyebileceğimiz türkülerdi.
Birlikte kurabileceğimiz düşlerdi.

Ve o düşleri yeniden yeşertmek, bugün yaşayanların omuzlarındaki en ağır, en onurlu sorumluluktur.

Zeki BAŞTÜRK