TAŞIMA SUYLA PSİKOLOJİMİZ DÜZELMEZ; ÇOCUKLARIMIZIN RUHUNU KİM GÖRECEK?
Bir toplumun geleceğini anlamak istiyorsanız, yalnızca ekonomisine bakmayın.
Çocuklarına bakın.
Çünkü çocuklar, yetişkinlerin söyleyemediği birçok şeyi davranışlarıyla anlatır.
Bugün özel okul ile devlet okulu arasındaki ekonomik fark, yalnızca eğitim imkânı farkı olarak kalmıyor.
Bazen çocuğun zihninde:
“Ben daha değersizim.”
“Ben onlar kadar iyi değilim.”
“Benim imkânım yok.”
duygusuna dönüşebiliyor.
İşte o zaman ekonomik eşitsizlik, psikolojik yaraya dönüşüyor.
YOKSULLUK SADECE CEBİN BOŞ OLMASI DEĞİLDİR.
Bir ailenin çocuğunu okutamaması…
Bir emeklinin ev kirasını düşünmesi…
Üç kişinin çalışıp bir çocuğu okutmaya yetememesi…
Bunların hepsi insan psikolojisini etkiliyor.
Sürekli kaygı yaşayan insandan nasıl sakinlik bekleyeceğiz?
Kendini değersiz hisseden çocuktan nasıl özgüven bekleyeceğiz?
Geleceğinden korkan gençten nasıl umut bekleyeceğiz?
Ve sonra toplumda öfke neden arttı diye soruyoruz.
KUANTUM SIÇRAMASI MI, ANTİDEPRESAN SIÇRAMASI MI?
Ben “kuantum manyetizma ve şifa” konusunu tam da burada ele almak istiyorum.
Benim için şifa, insanın ruhunu görmektir.
İnsanın kendisiyle, çevresiyle ve yaşamla bağını yeniden kurabilmesidir.
Ama bir taraftan şifadan söz edip diğer taraftan insanları sürekli korku, kaygı ve çaresizlik içerisinde bırakırsak, neyi iyileştirmeye çalışıyoruz?
Kuantum sıçramasından önce toplumun psikolojik sıçramasını konuşmamız gerekmiyor mu?
Antidepresan kullanımına doğru değil;
yaşam sevincine doğru bir sıçrama yapamaz mıyız?
İNSANIN RUHUNU GÖREN BİR BİRİM YOK MU?
Her şeyi ölçüyoruz.
Binaları.
Parayı.
Geliri.
Konut sayısını.
Hasta sayısını.
Peki insanın içindeki korkuyu kim ölçüyor?
Çocuğun okulda kendisini nasıl hissettiğini kim soruyor?
Sosyal konutlarda yaşayan ailelerin psikolojisini kim takip ediyor?
Ekonomik baskı altında yaşayan vatandaşın öfkesinin ve çaresizliğinin nereye vardığını kim araştırıyor?
Belki artık yalnızca rakamları değil, insanların duygularını da ölçen sosyal araştırmalara ihtiyacımız var.
Anketler yapılmalı.
Sahaya inilmelı.
Çocuk dinlenmeli.
Yaşlı dinlenmeli.
Aile dinlenmeli.
Vatandaş dinlenmeli.
BİZİM GELECEĞİMİZ!
Bugün bir çocuğu küçümserseniz, yarın toplumda büyüyen bir yaraya katkıda bulunabilirsiniz.
Bugün bir yaşlıyı yalnız bırakırsanız, yarın kendi yaşlılığımızı yalnızlaştırabilirsiniz.
Bugün ekonomik sıkıntı yaşayan insanı yalnızca “sorun çıkaran kişi” olarak görürsek, onun o noktaya nasıl geldiğini hiç anlayamayız.
Ben artık insanın davranışından önce yaşadığı psikolojiyi konuşmamız gerektiğine inanıyorum.
Çünkü davranış görünen taraftır.
Asıl hikâye görünmeyen tarafta yaşanır.
Ve belki de benim bütün yazılarımda anlatmaya çalıştığım “şifa” tam olarak burada başlıyor:
Birbirimizi yargılamadan önce dinlemek.
Görmeden önce fark etmek.
Ve konuşmadan önce gerçekten anlamaya çalışmak.
Çünkü toplumun ruhu yoruldu.
Yaşam suyumuz azaldı.
Güvenimiz azaldı.
Umudumuz azaldı.
Ama hâlâ bir şeyimiz var:
Birbirimize yeniden iyi gelebilme ihtimalimiz varmı?
Ben buna inanıyorum.
Ve soruyorum:
BİZ İNSANIN RUHUNU NE ZAMAN GÖRMEYE BAŞLAYACAĞIZ?
ASIL MESELE ŞU!
SİZLER KENDİ RUHUNUZLA EN SON NE ZAMAN KONUŞTUNUZ?