TEKNE TURU
MAVİNİN GÜZELLİĞİNDE GÜZEL BİR YOLCULUK
Günlük güneşlik bir sabah… Deniz pırıl pırıl, gökyüzü masmavi. Aktur’dan ayrılırken içimizde tatlı bir heyecan vardı. Özgür Kaptan’ın yönetimindeki “Özgürüm” adlı teknemiz, Akdeniz’in lacivert sularını yara yara ilerlemeye başladı. Teknemizin arkasında bıraktığı beyaz köpükler, sanki denize çizilmiş uzun bir yoldu.
Denizle gökyüzünün birleştiği ufka doğru yol alırken, karşımıza çıkan koylar bize doğanın ne denli cömert olduğunu bir kez daha gösteriyordu.
KOCA KAYALAR’DA MAVİYLE BULUŞMA
İlk molamız Koca Kayalar Koyu oldu. Kayalıkların çevrelediği koyda deniz öylesine berrak ve temizdi ki insan kendisini serin suların kollarına bırakmak için sabırsızlanıyordu. Kendimizi denizin serinliğine bıraktık. Lacivert suların içinde yüzdük, güneşin ve denizin tadını çıkardık. Karaya dönmek istemedik. Çünkü burada zaman başka türlü akıyordu. Saatlerin, dakikaların anlamını yitirip yalnızca deniz, güneş ve huzur kalıyordu.
YERYÜZÜNDEKİ CENNET: SIĞ LİMAN
İkinci durağımız Sığ Liman, yani Cennet Koyu oldu. Cennet Koyu adını boşuna almamış.
Denizin rengi burada başka bir güzelliğe bürünüyordu. Berraklığı, sakinliği ve çevresindeki doğal dokusuyla gerçekten de bir akvaryumu andırıyordu. Suyun içine baktığınızda denizin dibini görebiliyor, mavinin türlü tonları arasında kendinizi başka bir dünyanın içinde hissediyordunuz.
“Cennet nasıl bir yer olmalı?” diye sorsalar, sanırım burayı gösterirdik. Yeşilin maviyle buluştuğu, kayaların denize yaslandığı, gökyüzünün suya ayna olduğu bir cennet…
SELİMİYE’DE BİR SOLUK
Güzergâhımızın önemli duraklarından biri de Selimiye oldu. Doğal güzellikleri, kendine özgü coğrafyası ve denizle iç içe yaşamıyla Selimiye, insanda iz bırakan yerlerden. Burada verdiğimiz yemek molası, deniz yolculuğumuza güzel bir ara oldu. Bir yanda denizin dinginliği, öte yanda kıyıya serpiştirilmiş evler, tekneler ve doğanın bütün renkleri… Selimiye, yalnızca görülüp geçilecek bir yer değil; bir süre durup yaşanacak bir güzellik sanki.
PALMİYE KOYU’NDA YEŞİLLE MAVİNİN KUCAKLAŞMASI
Dönüş yolunda bir başka güzellik bekliyordu bizi: Palmiye Koyu. Burada yeşil ile mavi adeta sarmaş dolaştı. Yemyeşil doğanın içine sokulan masmavi deniz, insana kartpostalların içinde yaşıyormuş duygusu veriyordu.
Yeniden denize girdik. Suyun serinliği bedenimizi, koyun güzelliği ruhumuzu dinlendirdi. Yüzmenin tadına doyulmuyordu. Denizin üzerinde kulaç atarken insan bütün yorgunluklarını geride bırakıyor; yalnızca o anı, o maviliği ve özgürlüğü yaşıyordu.
ŞARKILARLA, TÜRKÜLERLE DÖNÜŞ
Dönüş yolculuğumuz ise ayrı bir güzellik taşıyordu. Teknemizde şarkılar söylendi, türküler söylendi. Kahkahalar yükseldi. Dostluklar pekişti. Deniz, güneş ve müzik birbirine karıştı.
Özgürüm adlı teknemiz yalnızca denizde yol almıyordu; sanki hepimizi günlük yaşamın telaşından, yorgunluklarından ve sıkıntılarından da uzaklaştırıyordu.
Bir süreliğine zaman durdu. Teknemiz ilerledi, biz güldük, söyledik, eğlendik. Deniz köpürdü, güneş parladı, koylar arkamızda kaldı. Ve günün sonunda anladık ki bazı yolculuklar yalnızca bir yerden bir yere gitmek değildir. Bazı yolculuklar insanın iç dünyasına yaptığı yolculuklardır.
Aktur’dan başlayan, Koca Kayalar’dan geçen, Sığ Liman’ın berrak sularında soluklanan, Selimiye’de lezzetlenen ve Palmiye Koyu’nun yeşil-mavi kucağında sonlanan bu tekne turu da bizim için böyle bir yolculuk oldu.
Ü
Geriye denizin tuzu, güneşin sıcaklığı, şarkıların neşesi ve dostlarla paylaşılan güzel anılar kaldı.
Bir gün daha geçti ömrümüzden. Ama bu kez ömrümüzden eksilmedi; anılarımıza eklendi.
Palmiye Koyu’nda başlayan dönüş yolculuğu, belleğimizde unutulmayacak güzel bir gün olarak yerini aldı.
Zeki BAŞTÜRK