BİZİM İNSANIMIZI KİM KORUYACAK?BİZİM ÇOCUKLARIMIZI KİM KORUYACAK? 

Nagihan AKARGEÇER (KUANTUM VE ŞİFA UZMANI)

18-08-2026 10:49

BİZİM İNSANIMIZI KİM KORUYACAK?BİZİM ÇOCUKLARIMIZI KİM KORUYACAK? 


Kendi ülkesinde ekonomik olarak sıkışmış bir vatandaş, son çare olarak başka bir ülkeye gidiyor.
Elindeki son birikimini oraya yatırıyor.

Bir şirket kuruyor.
Çalışmaya başlıyor.
Çocuklarının geleceğini düşünüyor.
Ve sonra orada da kendisini dışlanmış hissediyorsa, insanın aklına şu soru geliyor:

Biz vatandaşımıza kendi ülkesinde yeniden ayağa kalkabileceği bir alan bırakıyor muyuz?

Yoksa onu önce ekonomik olarak sıkıştırıp sonra başka ülkelere gitmeye mecbur bırakıyor, orada da başka duvarlarla mı karşılaştırıyoruz?

Ben buna “kibarca kovulmak” diyorum.
Çünkü insan bazen kapının dışına itilmez.
Bütün kapılar yavaş yavaş kapatılır.
Kredi verilmez.
Destek verilmez.
Yeni bir başlangıç yapmasına yardımcı olunmaz.
İş kurmasına imkân sağlanmaz.

Sonra da “Neden ülkesini terk ediyor?” diye sorulur.
Hiç kimse evini, ocağını, ailesini ve alıştığı hayatını kolay kolay bırakmaz.
İnsan mecbur kaldığında gider.

BİZ BAŞKA ÜLKELER DEĞİLİZ... 

Biz Amerika değiliz.
Biz yoktan var olmuş bir ülkeyiz.
Bu ülke, dedelerimizin alın teriyle, emeğiyle, fedakârlığıyla ve gerektiğinde döktüğü kanla bugünlere geldi.

Biz onların torunlarıyız.
Bu nedenle kendi ülkesinin vatandaşını değersiz hissettirmeye, dışlamaya, aşağılamaya ve yok saymaya kimsenin hakkı yoktur.
Kendi ülkesinde ekonomik olarak eli kolu bağlanmış, bankaların kapıları kapanmış, yeniden iş kurmak için hiçbir yol gösterilmeyen vatandaşın psikolojisini hiç düşündünüz mü?

İnsan kendisini yabancı bir ülkede savaşın ortasında, elleri kolları bağlı bir insan gibi hissedebilir.
Kendi ülkesinde yaşanan ekonomik ve sosyal çaresizlik, insanın ruhunda bazen bundan daha ağır bir tutsaklık duygusu yaratabilir.

BİR BAHÇE'DE; OT ÇOKSA ÇİÇEKLER GÖRÜNMEZ. 

Ben bütün bu tabloyu bir bahçeye benzetiyorum.
Bahçede otlar çoğaldığında çiçekler görünmez.
Çünkü ot çok hızlı büyür.
Her tarafı sarar.

Çiçeklerin üzerine çıkar.
Onların ışığını keser.
Bir süre sonra bahçede çiçek olmadığı sanılır.
Oysa çiçekler oradadır.
Sadece otların altında kalmıştır.
Bugün bizim toplumumuzda da buna benzer bir durum yaşanıyor.

Küçük esnaf var.
Genç girişimci var.
Üretici var.
Çalışkan iş insanı var.
Yıllarca alın teri dökmüş emekli var.
Asgari ücretle ailesini geçindirmeye çalışan vatandaş var.
Tek maaşla evini ayakta tutmaya çalışan insan var.
Bunların hepsi bu ülkenin çiçekleridir.
Onların üzerine sürekli yeni ekonomik, sosyal ve bürokratik otlar büyürse bir süre sonra çiçekleri göremeyiz.

Sonra da “Bu ülkede neden girişimci yok?”, “Neden gençler gidiyor?”, “Neden küçük işletmeler büyümüyor?” diye sorarız.
Oysa belki de sorun çiçeklerin olmaması değildir.
Sorun, otların fazla büyümesidir.

DEVLETİN GÖREVİ DİLENCİ YARATMAK DEĞİLDİR

Biz dilenci değiliz.
Vatandaşın devletten sürekli para istemek gibi bir arzusu yok.

İnsanlarımızın büyük bölümü yardım değil, fırsat istiyor.

Bir iş istiyor.
Yeni bir başlangıç istiyor.
Borçlarını yapılandırabileceği bir sistem istiyor.
Çocuğunu okutabileceği bir düzen istiyor.
Çalışabileceği güvenli bir ortam istiyor.

Devletin görevi insanları sürekli yardıma muhtaç hale getirmek değil, yeniden kendi ayakları üzerinde durabilecekleri sistemi kurmaktır.

Elbette gerçekten ihtiyaç sahibi olan korunmalıdır.
Fakat sosyal desteklerin kimlere, hangi şartlarla verildiği de şeffaf biçimde denetlenmelidir.
Çünkü vatandaşın vicdanını yaralayan şey yardım yapılması değildir.

Asıl sorun, gerçekten ihtiyacı olanla sistemi kötüye kullananın aynı kefeye 
konulmasıdır.

Bugün dışarıda lüks araçlarla gezen, ekonomik olarak çok daha rahat görünen insanların çeşitli desteklerden yararlanıp yararlanmadığı konusunda toplumda sorular varsa, bu soruların cevabını da yetkililer araştırmalıdır.

Hasta yakınına bakıyormuş gibi göstererek gerçekten ihtiyaç sahibi olmadığı halde destek alan varsa, onu da devlet araştırmalıdır.
Ben buradan yalnızca ok işareti gösteririm.
O işaretin gösterdiği yere gidip araştırmak yetkililerin görevidir.

ÇOCUKLARIMIZI DA UNUTMAYALIM

Bütün bu ekonomik sorunların bir de çocuklarımız üzerindeki etkisi var.

Bugün bir insan torununu, çocuğunu veya çocuğunun çocuğunu kendi evine yakın bir okula yazdırmakta bile çeşitli zorluklar yaşayabiliyor.
Okul seçimi, kura, mesafe, servis, kreş ve bakım sorunları ailelerin üzerinde ciddi bir yük oluşturuyor.
Elbette kadın da erkek de çalışmalıdır.

Kadının çalışma hayatında güçlü olması gerektiğine inanıyorum.

Ama anne olan bir kadına çalışma hayatında daha esnek imkânlar, çocuk bakımında destek ve ulaşılabilir kreş olanakları sağlamak zorundayız.
Çünkü çocuk yalnızca bir kurumda büyütülecek bir varlık değildir.

Çocuğun sevgiye ihtiyacı vardır.
Şefkate ihtiyacı vardır.
Anne ve babasının ilgisine ihtiyacı vardır.

Çocukları daha küçük yaşta sürekli ekonomik kaygıların içine atmanın, aileleri sürekli çalışmaya zorlayıp çocukları duygusal olarak yalnızlaştırmanın gelecekte nasıl bir toplum ortaya çıkaracağını hiç düşündük mü?

Sevgisiz, ilgisiz, mutsuz ve şefkatsiz büyüyen çocukların yarının toplumu olacağını unutmamalıyız.

CEZAEVİNDEN ÇIKAN İNSANA NE SUNUYORUZ?

Bir başka önemli soru daha var.
Cezaevlerinden insanlar yeniden topluma kazandırılacaksa, bu insanlara iş imkânı sağlandı mı?
Yeniden hayat kurabilecekleri bir sistem hazırlandı mı?
Yoksa sadece kapı açılıp “Çık ve git” mi denilecek?
Bir insanı topluma kazandırmak yalnızca cezaevinden çıkarmak değildir.

Onu yeniden üretime kazandırmaktır.
Çalışma imkânı sağlamaktır.
Kendisini ve ailesini geçindirebileceği bir düzen kurmasına yardımcı olmaktır.
Çünkü işsiz, umutsuz ve dışlanmış insanı topluma kazandırmadan yalnızca istatistikleri değiştirmiş oluruz.

EMEKLİYİ, ASGARİ ÜCRETLİYİ, KÜÇÜK ESNAFI UNUTMAYIN

Emekli ne durumda?
Tek maaşla çalışan insan ne durumda?
Asgari ücretli ne durumda?
Küçük esnaf ne durumda?
Küçük şirket sahibi ne durumda?
Üretici ne durumda?
Çocuğunu okutmaya çalışan aile ne durumda?
Bunların hepsini aynı masaya koyup yeniden düşünmemiz gerekiyor.

Çünkü toplum yalnızca büyük şirketlerden ve büyük sermayeden oluşmuyor.
Büyük şirketlerin yanında küçük işletmeler de yaşamalı.

Holdinglerin yanında küçük esnaf da büyüyebilmeli.
Fabrikanın yanında üretici de kazanabilmeli.
Büyük iş insanının yanında genç girişimci de kendisine yer bulabilmeli.

BEN EKONOMİST DEĞİLİM AMA...

Ben ne ekonomi okudum ne de dört üniversite bitirdim.
Ama insanı tanıyorum.
Ve bunun temelinde biraz da ekonomi değil, insan olmak var.

Duyarlı olmak.
Merhametli olmak.
Şefkatli olmak.
Vatandaşını sevmek.
Ülkesini sevmek.
Bir insanın düştüğünde elinden tutmak.
Bir insanın yeniden ayağa kalkmasına izin vermek.
Bazen bütün ekonomik modellerden önce bunlara ihtiyacımız var.
Ben size yalnızca yolun nerede olduğunu gösterebilirim.
Gerisini araştırmak, denetlemek ve çözüm üretmek yetkililerin görevidir.
Kim gerçekten batmış?
Kim kandırılmış?
Kim hastalanmış?
Kim ekonomik kriz nedeniyle yıkılmış?
Kim kasıtlı olarak borcunu ödememiş?
Kim sistemi kötüye kullanmış?
Kim yıllarca alın teriyle çalışmış ama sonunda her şeyini kaybetmiş?
Bunların ayrımını yapmak mümkündür.
Yeter ki bakmak isteyelim.
Yeter ki insanı yalnızca cebindeki parayla değerlendirmeyelim.

SON SÖZ

Bir ülke vatandaşını yalnız bırakırsa, vatandaş başka kapılar aramaya başlar.
Bir banka müşterisine hiçbir çıkış yolu bırakmazsa, o insan başka finansal yollar arar.

Bir devlet vatandaşının yeniden ayağa kalkmasına fırsat vermezse, o vatandaş başka ülkelerde gelecek arar.
Sonra da hep birlikte sorarız:

“Bu insanlar neden gidiyor?”
Belki de önce kendimize şu soruyu sormalıyız:

“Biz onları neden gitmek zorunda bıraktık?”

Çünkü hiç kimse evini, ocağını, ailesini, çocuklarını ve yıllarca kurduğu hayatını kolay kolay bırakmaz.
İnsan ancak bütün yollar tükendiğinde başka bir yol arar.

Bizim görevimiz insanların önündeki bütün yolları kapatmak değil, yeniden yollar açmaktır.

Büyük olanın yanında küçüğün de büyüyebilmesini sağlamaktır.
Düşenin yeniden kalkmasına izin vermektir.
Hata yapanla kasıtlı kötülük yapanı birbirinden ayırmaktır.
Çiçekleri otlardan ayırmaktır.
Çünkü unutmayalım:

OTLARIN  ÇOĞALDIĞI  YERDE ÇİÇEKLER GÖRÜNMEZ.

Ama otları temizlerseniz çiçekler yeniden ortaya çıkar.
Bizim ihtiyacımız olan daha fazla ot yetiştirmek değil.

ÇİÇEKLERİ GÖRMEK.

Ve o çiçeklerin yeniden büyümesine izin vermektir.
Çünkü ot her tarafı sararsa, bir gün yalnızca bir kişinin değil, hepimizin bahçesini sarar.

DİĞER YAZILARI DEPREMDE YALNIZCA BİNALAR DEĞİL, HAKLAR DA KORUNMALI 01-01-1970 03:00 SİZ KİMİ KANDIRIYORSUNUZ? 01-01-1970 03:00 SON OYUNCAĞINIZ BU NESİL Mİ KALDI? 01-01-1970 03:00 BİR EMEKLİYİ KAYBETMEK, BİR KÜTÜPHANEYİ KAYBETMEKTİR. EMEKLİ ÖLSÜN MÜ İSTENİYOR, YOKSA BİLGİLERİ VE TECRÜBELERİYLE BİRLİKTE SESSİZCE YOK OLMALARI Mİ?  01-01-1970 03:00 EMEKLİLERİN DİKKATİNE: BU HESABI BİRLİKTE SORALIM.  01-01-1970 03:00 AKADEMİ KURMAK BU KADAR KOLAY MI? 01-01-1970 03:00 TOPRAĞIN KAYGISI, SOFRAMIZIN GELECEĞİ.  01-01-1970 03:00 GÜNEŞİ DE Mİ KİRALADINIZ? DENİZ HEPİMİZİN, SAHİLLER DE.. 01-01-1970 03:00 ÇOCUKLARIMIZA BIRAKACAĞIMIZ EN BÜYÜK MİRAS BAŞARIDIR...  01-01-1970 03:00 “BEN KONUŞAMAYANLARIN AVUKATIYIM: ÇİÇEĞİN, AĞACIN VE CANLARIN SESSİZ HAKKI" 01-01-1970 03:00 KAYBOLAN EVRAKLAR DEĞİL, KAYBOLAN GÜVEN.  01-01-1970 03:00 SINAV GÜNÜNDE KAYBEDİLEN ŞEY SADECE ZAMAN DEĞİLDİ 01-01-1970 03:00 DEVLETİN GÖREVİ: VATANDAŞIN RUH SAĞLIĞINI,BÜTÇESİNİ VE GELECEĞİNİ KORUMAKTIR. 01-01-1970 03:00 VATANDAŞIN BORCU MU, SİSTEMİN YÜKÜ MÜ? YAŞLILARIMIZ DİJİTAL SİSTEMİN NERESİNDE? 01-01-1970 03:00 DEVLET KAPISINDA VATANDAŞIN AKLINA TAKILAN SORULAR,. VATANDAŞA YAŞATILAN PSİKOLOJİK TRAVMALAR,.  01-01-1970 03:00 BAYRAMLARDA UNUTULANLAR… 01-01-1970 03:00 MOBBİNG ALTINDA YIKILAN GÜVEN: CUMHURİYET VE ADALETİN SINAVI 01-01-1970 03:00 MAKAMLARI KORUMAK MI? GELECEĞİ YETİŞTİRMEK Mİ?  01-01-1970 03:00 RUHLARIMIZDA BIRAKTIĞINIZ YIKINTILAR 01-01-1970 03:00 TÜM İNSANLARIN ÇIĞLIĞI.  ASIL SORUMLULAR NEDEN KORUNUYOR? 01-01-1970 03:00 İNSAN PSİKOLOJİSİNİ YOK SAYAN BU DÜZENİ KİMLER KORUYOR? 01-01-1970 03:00 BİR NESLİ BİZ Mİ DÜŞMANA ÇEVİRDİK?     Kendi Ellerinizle Düşman mı Yetiştirdiniz? 01-01-1970 03:00 "BU 23 NİSAN'DA HİÇ BOĞAZINIZ DÜĞÜMLENDİ'Mİ?  01-01-1970 03:00 ERKEKLER KADINLARINI NEDEN ÖLDÜRÜYOR? 01-01-1970 03:00 TOPLUMUN, GENÇLİĞİN, EMEKLİNİN PSİKOLOJİSİ NASIL BOZULUR? 01-01-1970 03:00 KREŞLERE MAHKÛM BIRAKILAN BEBEK RUHLAR 01-01-1970 03:00 KELEPÇELİ RUHLAR “TOPLUM OLARAK NEYİ KAÇIRIYORUZ?” 01-01-1970 03:00 VİCDANLARIN SESSİZLİĞİ VE ÖDÜLLENDİRİLEN SUSKUNLUKLAR 01-01-1970 03:00 Bir önceki yazımın devamı.. BAĞ MI, GARANTİ Mİ? 01-01-1970 03:00 VİCDAN CİNSİYET TANIMAZ SLOGAN: KADIN GÜÇTÜR; AMA ADALET OLMAZSA GÜÇ YARAYA DÖNÜŞÜR.  01-01-1970 03:00 HAPLA SUSTURULAN BİR TOPLUM MUYUZ? 01-01-1970 03:00 "NARSİSTLER."Sizi Sessizce Nasıl Kontrol Eder? 01-01-1970 03:00 8 MART: KUTLAMA DEĞİL, EMEKÇİ KADINLARI ANMA GÜNÜDÜR!  01-01-1970 03:00 AİLELER TARAFINDAN NARSİST BİR ÇOCUK NASIL YETİŞTİRİLİR? 01-01-1970 03:00 SENİN GÖLGENİN NARSİST OLDUĞUNU BİLİYOR MUSUN? 01-01-1970 03:00 "BİR ÇORBA 200 LİRA, VİCDAN KAÇ LİRA?  01-01-1970 03:00 Kadın konuşur, toplum olgunlaşır 01-01-1970 03:00 KADIN SUSARSA, DÜNYA YAVAŞLAR. 01-01-1970 03:00 KADIN SUSTUKÇA DÜNYA YOLUNU KAYBEDER: Sessizlik Erdem Değil, Bir Toplumun Çöküşüdür! 01-01-1970 03:00