"YARADANLA YARALAYANLARIN, ARASINDAN ÇEKİLMEK, "
Hakikatin Ağır Yükü ve Aradan Çekilmenin Hafifliği
Hayat bazen bizi hiç istemediğimiz, provasını yapmadığımız rollerin içine fırlatır.
Bir gün uyanırsınız ve kendinizi ailenizin, sevdiklerinizin adaleti için tek başınıza savaşırken bulursunuz.
Geçtiğimiz günlerde danışmanlık koltuğuma, tam 10 yıla yakın zamandır,omuzlarında bir dağ taşıyan bir danışanım oturdu. Hikayesi, insan ruhunun ne kadar dayanıklı, aynı zamanda da ne kadar kırılgan olabileceğini gösteren cinstendi.
"
Neredeyse on yıllık bir zaman dilimini geride bırakırken..."
Erkek kardeşini belirsiz bir şekilde kaybetmişti. Ölüm mü, intihar mı, yoksa bir cinayet mi? Adı konmamış, üzeri alelacele kapatılmak istenmiş trajik bir kayıp.
Birçoğumuz böyle bir durumda acımızı yaşar, köşemize çekiliriz.
Fakat o öyle yapmadı; kardeşine olan vefası ve hakikat aşkıyla bu ölümün peşine düştü. Dosyaları açtı, sorular sordu, iz sürdü.
İşte tam o an, hayatın en acımasız yüzüyle karşılaştı: Kendi ailesi ve akrabaları tarafından yalnızlığa mahkum edildi.
Onun bu hakikat arayışı, birilerinin huzurunu kaçırmıştı. Diğer kardeşleri, akrabaları, yengesi sırtlarını döndüler ona. Üstelik bunu en ağır silahla, şantajla yaptılar:
"Eğer bu işi kurcalarsan, ölen kardeşinin çocuklarını, yeğenlerini bir daha göremezsin." Bir uçta Gurbet, diğer uçta Türkiye… Mesafeler yetmezmiş gibi, araya tehditlerden, sessizliklerden ve sitemlerden devasa duvarlar örüldü.
Rüyalarında bile peşinden koştuğu ama her uzandığında kendisinden biraz daha kaçan kız kardeşini görür oldu. Çünkü gerçek hayattaki o kopuş, ruhunda derin bir yara açmıştı.
Bir insan, adaleti ararken neden yapayalnız bırakılır?
Bir yaşam "İNSAN,"olarak dönüp baktığımda, burada çok net bir insan psikolojisi görüyorum: İnsanların büyük kısmı yüzleşmekten korkar. Onlar için acıyı halının altına süpürmek, o acıyla yüzleşip gerçeğin getireceği fırtınayla baş etmekten daha kolaydır.
Danışanımın hakikat arayışı, ailenin kaçmaya çalıştığı o büyük travmayı sürekli taze tutuyordu.
Onu cezalandırarak, aslında kendi korkularını bastırmaya çalışıyorlardı.
Peki, 10 yıla yaklaşan bu süre bu amansız ve yalnız mücadelenin sonunda ne oldu?
Danışanımın gözlerinde o yorgun ama bilgece pırıltıyı gördüm.
Artık omuzlarındaki bu yükü, ait olduğu yere devretmeye karar vermişti. Ölen kardeşinin oğullarına artık 18 - 16 yaşlarına gelmiş, reşit bir delikanlıydı.
Babasının davasını, geçmişini ve hakikatini bilmek en çok onun hakkıydı.Danılanım 10 yaşındayken büyük oğluna söz vermişti...
Tüm dava dosyasını, biriktirdiği tüm belgeleri o gençlere teslim edip aradan çekilecekti.
Bana kurduğu o son cümle, köşemin adını koydu aslında:
"YARADANLA YARALAYANLARIN ARASINDAN ÇEKİLMEK..."
Bu bir pes ediş değil. Bu, bir insanın kendi ruhuna, kalan ömrüne ve akıl sağlığına verdiği en büyük hediyedir.
Hakikat arayışında üzerine düşen her şeyi fazlasıyla yapmış, vefa borcunu ödemiş bir ruhun, artık nöbeti asıl sahibine devrederek özgürleşmesidir.
O dosyayı teslim ettiğinde, şantajcıların elindeki en büyük silah da çöpe gitmiş olacak.
Bazen hayatı temize çekmenin tek yolu, adil olmayan bir savaşı durdurmak ve adaleti zamana, yani Yaradan’a bırakmaktır.
Çünkü biliriz ki, biz aradan çekilsek de, hakikat er ya da geç kendi yolunu bulur.
Gerçek görünür ol!
Devamı var....