KUANTUM SIÇRAMASINI KİMLER YAPIYOR? SOSYAL HİZMET KİMLER İÇİN?
Bir toplum yalnızca parasını kaybederek yoksullaşmaz.
Güvenini, umudunu ve kendine ez olan inancını kaybettiğinde de yoksullaşır.
Bugün sosyal hizmetlerin kapısında destek bekleyen insanlara baktığımızda, aslında yalnızca ekonomik bir tablo görmüyoruz.
Emekliler…
Yalnız yaşayan kadınlar…
Tek maaşla geçinmeye çalışan aileler…
Çalıştığı halde temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan insanlar…
İnsanlar artık daha iyi bir hayat kurmak için değil, mevcut hayatlarını sürdürebilmek için destek arıyor.
Peki burada kendimize şu soruyu sormamız gerekmiyor mu?
Sosyal hizmetlerin amacı nedir?
Sosyal hizmet; Fakirleşmiş, güçlü kalmış ve bırakılmış, insanın elinden tutmak, onu yeniden ayağa kaldırmak, hayat standartlarını yükseltmek ve kendi ayakları üzerinde daha güçlü durmasını sağlamak içindir.
Sosyal hizmet demek;
eş, dost, ahbap, arkadaş ya da kendisine yakın olan kişilerin sosyal ve ekonomik olarak güçlendirilmesi demek değildir.
Kamu görevi, kişisel çevreyi büyütme alanı değildir.
Kamu kaynağı, toplumun ortak kaynağıdır.
Bu nedenle soru çok basit:
Toplumun fakirleştirilmiş, yoksul hale getirilmiş, kesimleri yukarıya taşınırken;
Kimler güçlendi?
Kimler geride kaldı?
Bu bir suçlama değil.
Bu, kamu adına sorulması gereken bir denetim sorusudur.
Çünkü cevabı kişisel kanaatlerle değil; belgelerle, kayıtlarla, denetimlerle ve şeffaf verilerle ortaya konulmalıdır.
Peki biz ne zaman bu kadar yoksullaştırıldık ve yorulduk?
Belki de meselenin en önemli tarafı burada.
Bir toplum önce küçük haksızlıkları görmezden gelir.
Sonra duymamayı öğrenir.
Sonra konuşmamayı…
“Boş ver.”
“Ben tek başıma ne yapabilirim?”
“Uğraşsam da değişmez.”
“Bana dokunmayan yılan…”
Bu cümleler zaman içinde insanın dışındaki baskı olmaktan çıkar ve insanın kendi iç sesi haline gelir.
İşte psikolojik olarak sindirilme böyle başlar.
İnsan yalnızca ekonomik gücünü değil, kendine olan güvenini de kaybetmeye başlar.
Hakkını aramak yerine susar,susmak zorunda bırakılır...
Bu korku en tehlikeli şey!
Sormak yerine kabullenir.
İtiraz etmek yerine bekler.
Ve bir gün, yaşadığı haksızlığın bile normal olduğunu düşünmeye başlayabilir.
Belki de toplum olarak en büyük kayıplarımızdan biri budur.
Çünkü yeniden ayağa kalkmak yalnızca ekonomik bir mesele değildir.
Ruhumuzu ayağa kaldırmak en önemlisidir.
Önce insanın kendisine olan güvenini yeniden kazanması gerekir.
“Benim de hakkım var.”
“Ben de soru sorabilirim.”
“Ben de hesap sorabilirim.”
“Ben de daha iyi bir hayatı hak ediyorum.”
İyileşme biraz da bu cümlelerin yeniden kurulmasıdır.
Kuantum sıçraması kimin için?
Bugün “kuantum sıçraması” kavramını çok duyuyoruz.
Ben ise bunu toplum açısından başka türlü düşünüyorum.
Kuantum sıçraması, birkaç kişinin çok daha yukarı çıkması değildir.
Gerçek sıçrama;
yerle bir edilmiş ruhsal durumumuzun düzelmesi dir. Param parça bırakılmış güvenimizin, insanın elinden tutulmasıdır.
Bir emeklinin ay sonunu nasıl getireceğini düşünmeden yaşayabilmesidir.
Bir kadının kendi ekonomik gücünü yeniden kazanmasıdır.
Bir ailenin çocuğunun geleceğine korkuyla değil umutla bakabilmesidir.
Bir insanın yardım almak zorunda kaldığında kendisini değersiz hissetmemesidir.
Ve en önemlisi;
yardım alan insanın hayatının sonuna kadar yardıma muhtaç bırakılmamasıdır.
Sosyal yardımın gerçek başarısı, yardım alan insan sayısının sürekli artması değil;
yardıma ihtiyaç duyan insanların zaman içinde azalmasıdır.
O zaman sorularımızı değiştirelim
Sadece:
“Ne kadar sosyal yardım dağıtıldı?”
diye sormayalım.
Şunları da soralım:
Bu yardımlar kaç insanın hayatını gerçekten değiştirdi?
Kaç insan yeniden kendi ayakları üzerinde durabildi?
Kaç emekli daha güvenli bir yaşam kurabildi?
Kaç kadın ekonomik olarak güçlendi?
Yoksullukla mücadele eden sistem, yoksulluğu gerçekten azaltabildi mi?
Ve çok daha önemli bir
soru:
Yoksulluğu azaltmakla görevli sistemin içinde veya çevresinde kimler güçlendi, kimler geride kaldı?
Bu soruların cevabı kişisel suçlamalarla verilmemeli.
Tam tersine, bağımsız denetimle ortaya çıkarılmalıdır.
Kamu görevlilerinin, onların yakınlarının veya çevrelerindeki kişilerin sosyal yardım sisteminden yararlanıp yararlanmadığı gibi konular da, somut bir şüphe varsa yetkili kurumlar tarafından kayıtlar üzerinden incelenebilir.
Çünkü vatandaş yardım istediğinde ekonomik durumu inceleniyorsa, vatandaşın da kamu kaynaklarının nasıl ve hangi kriterlerle dağıtıldığını sorma hakkı vardır.
Sosyal hizmetin kapısında bekleyen toplum
Bugün toplumun önemli bir kesimi daha iyi bir gelecek kurmak için değil, bugünü kurtarmak için mücadele ediyor.
Aynı zamanda psikolojik bir tablo da anlatıyor.
Sürekli geçim kaygısı yaşayan insanın umudu azalıyor.
Sürekli reddedilen insanın kendine güveni azalıyor.
Sürekli mücadele eden insanın enerjisi tükeniyor.
Ve sonunda insan yalnızca cebinden değil, ruhundan da yoksullaşmaya başlıyor.
İşte sosyal hizmet burada yalnızca para vermekle sınırlı kalmamalı.
İnsanın yeniden hayata bağlanmasına, üretmesine, öğrenmesine, çalışmasına, güçlenmesine ve kendi kararlarını verebilmesine de destek olmalı.
Çünkü sosyal devletin amacı insanı sürekli bir yardım kapısında bekletmek değil;
o kapıdan daha güçlü çıkmasını sağlamaktır.
Şimdi toplum olarak yeniden ayağa kalkabilir miyiz?