Bir Sucuğun Ardındaki Gerçekler: Bifet Skandalı
Türkiye’de gıda güvenliği meselesi, vatandaşın doğrudan sağlığını ve inançlarını ilgilendiren, üzerinde en çok hassasiyet gösterilmesi gereken konulardan biri. Ancak ne yazık ki, her geçen gün yeni bir skandalla karşılaşıyoruz. Son örnek ise, “Bifet” markalı sucuklar üzerinden yaşandı.
İkinci Kez Yakalandı
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 31 Temmuz ve 14 Ağustos 2025 tarihlerinde açıkladığı taklit ve tağşiş listelerinde, Bifet Gıda Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. tarafından üretilen sucuklarda domuz eti tespit edildi. Dahası, bu durum firmanın ilk vukuatı değil. Daha önce de aynı ürünlerde benzer bulgular ortaya çıkmıştı.
Skandalın derinliği, firmanın geçmişiyle birleşince daha da düşündürücü bir hâl alıyor. Çünkü bu marka, aslında kamuoyunun hafızasında “Gurme Gıda” olarak yer etmişti. 2020 yılında benzer bir rezaletin ardından isim değiştirilmiş, yoluna “Bifet” adıyla devam edilmişti. Ne değişti? Görünen o ki, pek bir şey değil.
Sahibi Kim?
Firmanın sahibi İlko Köse. Bulgaristan kökenli bir iş insanı. Ticari faaliyetlerinin yanı sıra, Bulgar Ekzarhlığı Ortodoks Kilisesi Vakfı’nda Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevinde bulunuyor.
İş dünyasının yanı sıra dini ve kültürel kurumlarda da etkili bir isim.
Burada dikkat çekici olan, kişinin etnik kökeni veya dini bağlılığı değil. Mesele, insanların inançlarına ve sağlığına doğrudan dokunan bir üründe bu denli ağır bir ihlalin tekrar tekrar yaşanması.
Kasıt mı, İhmalkârlık mı?
Elbette bu noktada herkesin aklına aynı soru geliyor: “Acaba bu durum bir ihmal mi, yoksa bilinçli bir tercih mi?”
Hukuken ve etik açıdan, “bilinçli bir şekilde domuz eti yedirildi” demek için elde net ve kesin deliller gerekir. Resmî makamların açıklamalarında böyle bir kasıt doğrudan ifade edilmiyor. Ancak aynı firmanın defalarca aynı listede yer alması, kamu vicdanında bu şüpheyi büyütüyor.
Toplumun Beklentisi
Vatandaş, tükettiği gıdada sadece sağlık kriterlerine değil, aynı zamanda inanç ve değerlerine de saygı bekliyor. Üstelik bu sadece Müslümanlar için değil, helal-haram duyarlılığı olan her topluluk için geçerli. Devletin denetimleri kuşkusuz önemli; ama yeterli değil. Bu tip firmalara verilen cezalar caydırıcı olmadığı sürece, benzer olayların tekrarlanması işten bile değil.
Bifet skandalı bize bir kez daha gösterdi ki, isim değiştirmek zihniyet değiştirmiyor. Marka tabelasını değiştirmek kolay, ama tüketicinin güvenini yeniden kazanmak imkânsız denecek kadar zor.
Vatandaşın sağlığı ve inancı üzerinden ticari kazanç elde etmeye çalışan her girişim, sadece hukukun değil, toplum vicdanının da mahkûmudur.
Gıda terörü ile Devletin denetleme mekanizmalarını itibarsızlaştırmaya çalışan bu şahıslara-firmalara hukuken gereken cezalar, tekerrür edilemeyecek şekilde verilmelidir.
Filiz Toklu