KERKÜK'TEN 15 TEMMUZ'A
"Perdeleri örtük
Lambaları sönük
Sırtında yıllar yük
Hatıraları kırık dökük
Bir yer olacak orada
Adı Kerkük”
Arif Nihat ASYA
14 Temmuz 1959'da başlayan ve aralıksız üç gün boyunca sürmüş olan Kerkük'teki Türkmenlere yönelik sistematik ve organize katliamın ipuçları daha 1925 yılının henüz başlarında iken belirmişti.
Kerkük ve Musul siyah altın sayılan zengin petrol kaynaklarının üzerinde duran iki kadim Türk yurdudur. Bu durum -petrol rezervleri başta İngiltere olmak üzere tüm emperyalist ülkelerin dikkatini bu bölgeye yöneltecektir.
Bölgenin siyasi haritaları Birinci Dünya Savaşı'nda Sykes-Picot planı uyarınca değiştirilince; Kerkük, Osmanlıya ve Musul vilayetine bağlı bir sancak iken de - facto olarak İngiltere'nin kontrolüne geçer.
Ancak, anılan bu bölge emperyalizmin nüfuz alanı haline gelse de, düzenlenmiş uluslararası bir anlaşma sonucunda belirlenmiş bir statüye kavuşmuş değildir. Fiili durum, Kerkük ve Musul'un hukukî durumunu tartışmalı zeminden çıkaracak bir pozisyon oluşturmaya yeterli gelmeyecektir.
Zira Türkiye nüfusunun büyük çoğunluğu Türklerden oluşan Musul ve Kerkük üzerinde tarihsel dayanakları ile birlikte hak sahibi olduğu tezini ileri sürerken, emperyalist ülkeler bu gerçeği kabul etmeye yanaşmazlar.
Kerkük ve Musul, kan emici emperyalistler için bir damla petrolün insan kanından daha değerli sayılacağı iki enerji kaynağıdır.
Nihayetinde hazırlıkları daha 1923'lerin başından itibaren sürdürülen ve elebaşılığını İngiliz kuklası Şeyh Sait'in yapmakta olduğu, 1925 yılında Elazığ, Bingöl ve Diyarbakır gibi birçok vilayette aynı anda başlatılan bir iç ayaklanma ile Türkiye'nin zaten yetersiz olan askeri kapasitesi Musul ve Kerkük'ten uzaklaştırılarak bu isyanı bastırmak ile meşgul edilmesi sağlanır.
İsyan aynı yıl bastırılır ama...
Emperyalistlerin petrol denizi üzerindeki Kerkük ve Musul'a yerleşerek burayı sömürme emelleri, içimizdeki hainler vasıtasıyla ne yazık ki, tam da istedikleri gibi sonuçlanır.
Bundan sonraki süreç boyunca, Kerkük'te Türkmenler için acılarla dolu tarih sayfalarının ardı ardına yazılacağı zamanların yaşanacağı bir dönem başlayacaktır.
İlk olarak bölgenin demografik yapısı terörist kürtler lehine olacak şekilde değiştirilerek Türkmen nüfus azınlık hale düşürülmek istenecektir.
Bunun için uygulanacak yöntem bellidir: Katliam ve göçe zorlama...
Bu plan doğrultusunda 14 Temmuz 1959'da emperyal güçlerin desteğini arkasına alan Barzani'ye bağlı Kürtlerden oluşan silahlı çeteler, Bağdat yönetiminin de bilgisi dahilinde, Kerkük'te nüfusun çoğunluğunu oluşturan Türkmen varlığına karşı organize bir saldırı başlatarak katliam gerçekleştirirler.
Türkmenler hazırlıksız ve savunmasız yakalanmışlardır. Kürtler de bu zaafiyeti alabildiğine değerlendirmişlerdir.
14 Temmuz'dan itibaren üç gün süresince yaşananlar dehşet verici boyutlardadır. Silahlı Kürt çetelerinin Türkmenlere yönelik saldırıları ile Kerkük, tarihinin en acı ve kahredici olaylarını yaşayacaktır. İşkenceler sonucu paramparça edilen cansız bedenler sokaklarda teşhir edilmekte; olası bir mukavemetin gelişmesine imkân bırakılmamaktadır.
Bağdat yönetimi Kürtlere hiçbir müdahalede bulunmayarak, sürdürülen Türkmen katliamını sessizce izlemektedir. Zira, Kerkük'teki Türkmen varlığı yok edildiğinde buraya Kürtlerle birikte Araplar da yerleşecektir.
Daha da hazin olanı, Ankara'nın da bu yaşananlar karşısından etkin bir itirazda bulunmayarak "idare-i maslahat" yolunu tutmuş olmasıdır.
Kerkük, 14 Temmuz 1959'dan sonra tam da planladıkları gibi önemli ölçüde emperyalistlerin ve işbirlikçileri olan Kürtlerin kontrolüne geçmiş oldu. İlerleyen süreçte yapılan seçimlerde Türkmenlerin temsil oranı hayli azalarak, Ermeni Kürtler ve Arapların ardından üçüncü sıraya düşmüştür.
Günümüze geldiğimizde ise...
Türkiye, Kerkük'ün bu trajik tarihini ve talihini değiştirebilecek bir askeri ve siyasi güç birikimine artık sahiptir.
Dahası, Misâk-ı Milli sınırları içinde tanımladığımız bu yerleri yeniden vatan toprağı haline getirmek mecburiyetimiz vardır.
Cebren ve hile ile gaspedilen ata yurtlarını işgalcilerin elinden geri almak bize tarihsel bir görevdir.
Bu doğrultuda olmak üzere Irak'ın kuzeyinde gerçekleştirdiğimiz "Pençe-Kilit Harekâtı" bu istikamette atılmış önemli bir adımdır.
"Pençe" belirlenen noktalara atılmış ve terör yuvaları bu alanda dağıtılmış durumdadır.
Sırada "Kilit"in tümüyle kapatılması vardır ki; bu da artık an meselesidir.
Şimdiden sonra, terör yapılanması, arkasına almış olduğu küresel haydutların tüm desteğine rağmen bu coğrafyada tutunabilmesi, artık mümkün değildir.
Kurduğumuz kalıcı üs bölgeleri ile kontrol ve inisiyatif Türk devletine geçmiştir. Ne ABD ne de Irak hükümetinin bize karşı koymaya çalışmasının sahada bir karşılığı olamayacaktır.
Karabağ'ı yıllar sonra Ermeni işgalinden kurtardığımız gibi Kerkük ve Musul'u kurtaracağımız günler de elbet gelecektir.
Biliyoruz ki, ülkemizin bekâsı için fedakârca sürdürülen bu mücadele öyle çok kolay olmadığı gibi, yeri geldiğinde can bedelleri ödenerek de verilmektedir.
En son şehidimiz de Sakarya ilimizden
Pençe-Kilit Harekâtı'nda görev yapmakta olan İstihkâm Astsubay Kıdemli Çavuş Bahadır Rıdvan Talay bu kutlu mücadelede kahramanca şehadete yürümüştür.
Türk milletinin başı sağ olsun!
Hani söylenir ya; çadırımızı sırtlanların yolu üzerine kurmuşuz, diye...
İşte o sırtlanlar, bundan sekiz yıl önce kanlı dişlerini bu ülkenin boğazına geçirmeye teşebbüs etmişlerdi de, bu millet sokaklara inerek o sırtlanların dişlerini çelik yumrukları ile kırıp paramparça etmişti.
Winston Churchill, Çanakkale’de ve ardından da Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu’ya hâkim olma emeline ulaşamadığında, Sevr paçavrası parçalanıp suratına çarpıldığında, “Şimdi gidiyoruz ancak 100 yıl sonra yine geleceğiz' demişti.
Şimdi taşeronları ile yeniden geldiklerini görüyoruz.
Ülkemizi, Pensilvanya (FETÖ)-Pentagon (CIA) ortak yapımı 15 Temmuz darbe girişimi ile esaret altına almak isteyen içimizdeki hainlere, bedenleri ile barikat kurup geçit vermeyerek büyük bir direniş destanı yazmış olan milletimiz, iradesini emperyalistlere ve onların uşaklarına teslim etmeyerek gereken karşılığı misliyle vermiştir.
Bu uğurda canlarını feda eden 251 şehidimiz ve gazilerimizle birlikte, vatan ve bayrak düşmesin diyerek canlarını feda eden tüm kahramanlarımızı Rahmet ve minnetle anıyorum, ruhları şâd olsun, vatan sağ olsun!