Tarih Tekerrür Etmeyecek
Değişen toplumsal ve tarihsel paradigmaları kavrayamayan köhneleşmiş çağ dışı malum zihniyetin, devlet işleyişini TBMM'de tıkama girişimine geçtiğimiz hafta hep birlikte bir kez daha tanıklık etmiş olduk.
Sayın Cumhurbaşkanımızın anayasal yetkilerini kullanarak kabinede yapmış olduğu değişim tercihine yönelik olarak medya üzerinden başlattıkları saldırgan tutumlarını, her türlü çirkefliği sergilemek suretiyle TBMM Genel Kurul Salonu'na kadar taşıdılar.
Gerçi bu yaşananlara öyle çok da şaşırmadık.
Zira, artık görmeye alıştığımız bu reaksiyonun hangi sebeplerden ötürü ortaya çıktığını elbette çok iyi biliyoruz.
Gördüklerimiz, vesayet dönemi alışkanlıklarından bir türlü vazgeçememe ve kendilerini millet iradesinin üzerinde gören jakoben anlayışın birer dışavurumudur.
Kendilerini devletin asli sahibi olarak tanımlayan ve boylu boyunca sekterizmin batağına saplanıp kalmış bu ilkel yaklaşımların, üstünlerin hukukunun değil, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu yeni Türkiye gerçeğini kabul edememeleri kendileri açısından giderek patolojik bir sorun olduğunu da göstermektedir.
1930'ların tek partili yönetim modeli altındaki devletin yönetsel mekanizmalarının nasıl işletildiği, tüm boyutları ile toplumsal hafızamızdadır.
İstiklâl Mahkemeleri ile mütedeyyin kişilerin susturulduğu, Yassıada Duruşmaları ile de başbakan ve bakanların idam edilişinin müsebbibi olanlar, bugün çıkıp yargının siyasallaştığı yalanını topluma enjekte etmeye çalışmaktadırlar.
Kendi iktidar dönemlerinde yapmış oldukları kabine tercihlerinde, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Sayıştay gibi yüksek yargı organları başkan ve üyelik atamalarında hangi saiklerle hareket ettiklerini unutmuş değiliz. Mezhep ve bölgecilik üzerinden devlet organlarını nasıl dizayn ettikleri arşivlerde kayıtlıdır.
Bugün görülmektedir ki, siyasi bir parti kimliğinden görece koparak kriminal organize bir suç şebekesine dönüşmüş olan bu örgütsel yapının yerel yönetimlerdeki kirli ilişkileri savcılık soruşturmaları ile ortaya çıkarılmış; yürütmüş oldukları illegal faaliyetleri somut kanıtları ile deşifre edilmiştir.
Sokakta ve TBMM'de çıkardıkları onca gürültünün arkasındaki asıl sebep, sürdürülen savcılık soruşturmalarına sözde siyasi bir operasyon diyerek süreci bulanıklaştırma ve karartma çabalarından başka birşey değildir.
Toplumu, geçmişin o karanlık labirentlerinde olduğu gibi darbelerle, cuntalarla, muhtıralarla terbiye(!) etmeye yeltenenlere gereken cevap, gerek sandıkta gerekse de 15 Temmuz gecesinde olduğu gibi meydanlarda can bedeli de olsa defalarca verilmiştir.
Köprünün altından çok sular akmıştır.
Tarihin yönünü değiştirmeye ve millet iradesine ket vurmaya dönük hamlelerin bu ülkede artık karşılığı bulunmamaktadır.
Anakronik yaklaşımlar ile atları arabanın arkasına bağlayıp, iki asır boyunca süren bocalamamızı sona erdirecek olan tarihsel ilerleyişimizi/atılımımızı çıkmaz sokaklarda boğmaya dönük fikir ve eylemlerin teveccüh bulamayacağı, Türkiye'nin küresel bir güç olma yolundaki çabalarını ve girişimlerini
durduramayacaklarını bilmeliler...
"Türkiye Yüzyılı"nın önünde takoz olmaya çalışanların bu gerçeği kabullenerek, kullandıkları siyaset dilini ve metodolojisini değiştirmekten başka bir çareleri yoktur.
Devlet Ebed Müddet:
İstedikleri kadar kaos ve kargaşa çıkarmaya çalışsınlar...
Hukuk işleyecek.
Adalet yerini bulacak!
Filiz Toklu