El mi Yaman Bey mi
Terör, kadın ve çocuk cinayetleri, uyuşturucu, lgbt, düzensiz göç, hayat pahalılığı ve sair asayiş gibi sorunlarla yıllardır boğuşuyor oluşumuz yetmezmiş gibi, şimdi bunlara yeni bir sorun daha eklendiğini müşâhade etmekteyiz.
Zaman zaman sınırlı marjinal bir kesim tarafından çeşitli ritüeller ile gündemimize taşınan, şimdilerde ise özellikle metropol kentlerimizdeki yerel yöneticiler eliyle teşvik edilerek boyut değiştiren bu yeni sorunumuzun adı, satanizm...
Bilhassa son aylarda yaşadığımız vahşi cinayetlerin, tecavüzlerin arka planında sıklıkla bu satanist zihniyetin parmak izlerine tesadüf eder olduk.
Artan ve yaygınlaşan küresel iletişim ortamında ülkemiz sınırlarından içeri kolayca giren satanist akım, özellikle genç kuşaklar üzerinden boy vermekte olup geleceğimizi ciddi biçimde tehdit etmektedir.
Bazı şehirlerimizde yerel yönetimler tarafından düzenlen sözde müzik festivalleri, adeta satanist grupların toplu ayin gösterilerine dönüşmekte; alkol ve uyuşturucu kullanımı ve lgbt bu etkinlikler vasıtasıyla yaygınlaşmaktadır.
Fatih Sultan Mehmet Hân'nın emaneti olan şehir, emperyalizmin panayırı olarak kullanılmak istenmektedir. Kılıç hakkıyla alınan surlarımızda, sadece günlük- gündem olamayacak kadar önemli ve ciddi oyunlara kart açmaktadırlar. Oyun büyük!
Plan alçakça!
Lâkin, Türkiye Cumhuriyeti her zamanki gibi bu şer planları bozan olacaktır.
Batı kültür ortamına özgü satanizm ve türevi sapkın akımların iletişim ve medya vasıtaları ile tesiri altına alınan gençlik, kendi öz değerleri ile olan bağını tedricen koparmaya ve bu değerlere yabancılaşmaya doğru sürükleniyor.
Bu tablonun artan biçimde sosyal problemler ürettiğine ilişkin kriminal verilere hergün yenilere eklenmekte; ülkemizi derinden sarsan ve toplumun ruh sağlığını bozan dehşet verici vahşi cinayet haberleri arka arkaya gelmektedir.
Bu sapkın zihniyetin ürettiği dehşetin kanlı elleri, ailelere kadar uzanmakta; felâketin trajik sosyal boyutları genişlemektedir.
Kadına yönelik cinsel saldırı ve cinayetler neredeyse sistematik biçimde çoğalmaktadır.
Toplumsal düzenimizi asırlar boyunca ayakta tutmakta olan temel dinî ve ahlâkî öğretilerinin yerine küresel medyatik saldırı dalgası ile ikâme edilen müzik, moda, ikonik sembol ve figürler konulmakta; böylece toplumsal kolektif bilincimiz kuşatma -muhasara- altına alınarak, direnci kırılmak istenmektedir.
Kuşkusuz kendilerini asıl gayelerine götürecek olan bütün bu psiko-sosyal atakların arkasından gelmesi kuvvetle muhtemel sonuç ise, milli varlığımızın devamına imkân bırakmamaktır.
Dolayısıyla bu meseleye de bir "bekâ" sorunu olarak yaklaşıp, tıpkı terör karşısında alınan tedbirler kapsamında olduğu üzere yeni türde bir mücadele konsepti oluşturmalı; bu sorun daha da genişleyip derinleşmeden acil çözümler üretmeliyiz.
Toplam nüfusa oranı ile Avrupa'nın en fazla genç nüfusuna sahip ülkesiyiz. Bu enerjiyi başkalarının kullanmasına fırsat vermemeliyiz.
Kendi öz kültür değerleri ve tarihi ile barışık...
Milli bir mefkûresi olan...
Ortak idealler etrafında kenetlenen...
Şairin de dediği gibi yeniden bir "Asım'ın nesli..." için, gecikmeden şimdi yola düşmek zamanıdır.
Âhilik ve fütüvvet dediğimiz ahlâk okullarını toplumumuzun içerisinde yeniden inşa etmeliyiz. Kendi öz kültüründen - bağlarından- normlarından kopan bir gençlik ülke bekâsının şuurunda olamaz. Mâziden âtiye uzanan milî ve ahlâkî değerlerimizi fiilde ivedi olarak müfredata eklemeliyiz.
Aile ve gençlik Türk milletinin sigortasıdır, vesselâm!