Terörsüz Türkiye ile Millî Mücadele Ruhu
70'li yılların ortasından itibaren şiddetini giderek artıran ideolojik çatışmalarının oluşturduğu siyasal kargaşa ortamında ülke gündemimize sokulan bölücü ve yıkıcı terör faaliyetleri, günümüze kadar binlerce şehit ve trilyon dolar seviyesinde maddi kayıplara yol açarak varlığını sürdürmüştür.
Arkasına aldığı küresel emperyal güçlerin hem siyasal hem de lojistik desteğini alan terör örgütü, sınırlarının yapay biçimde 19. yüzyıl başlarında batılı güçler eliyle çizilmiş olan sancılı bir coğrafya üzerinde bulunuyor olmamız ve bu durumun ortaya çıkardığı bölgesel krizlerin de etkisi ile terörist faaliyetlerin yürütülmesine elverişli bir ortam oluşturmuş; sınır güvenliğimizi temin edecek teknolojik yetersizliğimizin de bu tabloya eklenmesiyle terörle mücadele noktasında istenilen seviyeye gereğince ulaşılamamıştır.
Bu fotoğrafı daha da büyüttüğümüzde karşımıza, terörün, özellikle koalisyon hükümetlerinin istikrarsız yönetimlerinden kaynaklanan siyasal belirsizlikler ve ekonomik krizler zemininde daha da boyutlanarak üniter yapımızı ağır bir tehdit altına aldığını bu sürece ilişkin olarak nesnel bir bulgu olarak kaydetmemiz gerekiyor.
Başta Yunanistan, İran, Irak ve Suriye olmak üzere komşu ülkeler himayesinde oluşturulan yerleşik kamplarda silahlı eğitim almaları sağlanan teröristler, batılı emperyal güçlerin de yoğun desteği ile ülkemize yönelik saldırılarını daha da artırmış, bazı il ve ilçelerde yerel yönetimleri elde etmiş olmaları sonucunda cüretkâr biçimde özerklik ve federasyon taleplerini devlete dayatma noktasına kadar taşımışlardır.
Yapılan sınır ötesi operasyonlar ise, sözde müttefiğimiz olan devletlerin ambargo tehditleri ve diplomatik baskıları karşısında nihâi sonuca gidilemeden sonlandırılmak zorunda kalınmıştır.
Diğer yandan, devlet yönetiminde özellikle güvenlik politikalarının oluşturulmasındaki çok başlılık bir istihbarat zaafiyeti meydana getirerek terörle mücadelenin etkin biçimde yürütülmesini zorlaştıran bir faktör idi.
Türkiye, adeta çıkışı olmayan karanlık bir tünele sokulmuştu ki, tam bu aşamada sürecin yönünü değiştirecek yeni bir idari yapılanmaya giderek 2017 referandumu ile bir nevi yarı başkanlık modeli diyebileceğimiz Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişi sağlayarak devletin ve milletin bekâsını temin edecek formülü devreye sokmuştur.
Yürütme organının doğrudan Cumhurbaşkanına bağlı olduğu bu sistem devletin tüm idari yapılanmasına nüfuz ederek etkin bir yönetimin oluşmasını sağlamıştır.
Böylece, başta güvenlik ve savunma ihtiyaçlarının temini üzerinde yerli ve milli teknoloji üreterek bağımsız bir yola girilmiş; buradan elde edilen gelişmiş enstrümanlar vasıtasıyla da terörle mücadelede etkin ve sonuç alıcı çözümler oluşturabilmemiz mümkün hâle gelmiştir.
İstihbarat ile operasyonel unsurların tek bir komuta merkezi üzerinden senkronize biçimde yürüttüğü başarılı iç ve dış harekâtlar ile terör örgütü fiilî olarak çökertilerek eylem yapamaz duruma getirilmiştir.
Küresel boyutta da sadece bölgesel sınırlı bir güç olarak kalmayarak dünya siyasetine yön verecek bir kapasiteye de ulaşılarak küresel güç haline gelmiş olmamız nedeniyle, özellikle coğrafi bölgemizde devletimizin varlığına yönelik tehditler boşa düşürülmüş ve pasifize edilmiştir.
Gelinen bu noktada elde edilen siyasî ve askerî başarılar ülkemiz için yeni bir sayfa açmanın da yolunu açmış; "Terörsüz Türkiye" mottosunu bir çağrı haline getirerek terör örgütünün âdeta temsilcisi durumundaki ilgili siyasî oluşuma bu çağrı resmi makamlarca iletilmiştir.
Yapılan bu çağrı, muhataplarınca büyük ölçüde kabul görerek süreç işletilmeye başlanmıştır.
TBMM'de bu süreci yönetecek olan siyasi partilerin temsilcilerinden oluşan bir komisyon kurularak, ülkeyi "Terörsüz Türkiye" hedefine taşıyacak gerekli adımlar atılmaya başlanmıştır.
Süreç elbette son derece zorlu ve kritik... Povokasyonlar ile bu süreci akamete uğratmak isteyecek bir takım şer odaklarının fırsat kolladığının farkındayız.
Türkiye'yi yeniden terör sarmalının içine sürükleyecek bir ortam oluşturmak gayesiyle görevli ajan-provokatörlerin, toplumun, bu sürecin başarısına ilişkin inancını ve algısını bozacak yönde kontra girişimlerine karşı uyanık olunması gerekmektedir.
Süreci ilerletecek olan dinamiklerin de, gelişmeleri şeffaf bir biçimde kamuoyu ile paylaşarak bu süreci yürütmeleri hem olası kaygı ve endişelerin giderilmesini sağlayacak hem de gereken toplumsal desteği arkasına almış olacaktır.
Havada, karada, denizde emperyalist çete liderlerinin bu süreci akâmete uğratmak istemleri şimdilik bitmeyecek gibi gözükse de zaferin inanların olduğuna "Lâ galibe İllallah! ” ( Allah'tan başka galip yoktur! ) sözüyle itikad ediyoruz.
Doğru bir tanedir. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin doğrusu bölünmez ve bölünemez bir vatan bütünlüğüdür.
Başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Sayın Devlet Bahçeli bey olmak üzere ülkenin feraseti ve sükuneti için taşın altına yüreğini koyan her bir kişiden Allah razı olsun.
Vatan için canını toprağa seren aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize ilelebet minnettarız.
Yürek korlarına şehadet şerbeti serpen şehit ailelerimiz ile birlikte daha nice analar, babalar, eşler, evlatlar, kardeşler ağlamasın diye uhulet ve suhulet ile sürece destek vermeleri yüce gönüllerinin emaresidir.
Her şey Türkiye için!
Filiz Toklu