EĞİTİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
Yunan filozofu Platon der ki:

"Bir insan ya hiç çocuk sahibi olmamalı ya da olursa çocukları için zahmete katlanarak onları eğitip yetiştirmelidir."
Doğru bir sözdür. Problemli, ilgisiz anne babalar elinde heder olan, toplumun başına bela olan çok çocuk vardır. Geçinemeyen, madde bağımlısı olmuş, psikolojisi bozuk, sürünerek ömür tüketen insanların çocuk dünyaya getirmesi doğru değildir. Hele de çok çocuk yapması sorunu daha da büyütür, içinden çıkılmaz hale getirir. O çocuklara yazık değil midir? İnsan yavrularını eğitemiyorsanız, yaşamını sürdürecek beceriler veremiyorsanız fazla nüfus ülkenin başına bela olmaktan başka bir işe yaramaz. Ülkeler her şeyi planlaması gerektiği gibi nüfusu da planlamalıdır. Ülkemizin hem eğitimi, hem nüfusu acilen planlamaya gereksinim duymaktadır. 
Son zamanlarda evlenenler azaldı genç nüfusumuz endişe verici seviyeye düştü telaşı yaratılıyor. Eğitim gören çocuk ve genç sayımız birçok ülkenin nüfusundan kat kat fazladır. Başka bir açıdan bakılırsa; doğanlar ne işe yarmış ki doğacak olanlar bir işe yarasın? 
Cumhuriyet kurulduktan 1997 yılına kadar zorunlu eğitim beş yıldı. İlkokulda günlük ders saati beş idi. 1997’den 2012 yılına kadar sekiz yıllık zorunlu eğitim uygulandı. Ders sayısı altıya yükseltildi. Günümüzde zorunlu eğitim 12 yıl olarak uygulanıyor. Öğretmenler okumak istemeyen, ders düzenini bozan çocuklarla uğraşıp duruyor. Sınıfta kalmak yok, azarlamak yasak, disiplin cezası verilemiyor; okumak istemeyen çocuğu zorla okula getirmek çocuk için de öğretmenler için de büyük bir sorun oluşturuyor.  Bu uygulamayı getirenler de hata yaptıklarını zaman zaman dile getiriyorlar. 
Bu konuda birkaç öneri:
*Zorunlu eğitim altı yıl olmalı sınıf öğretmenleri okutmalı. Yaşamı boyunca gerekli olacak temel bilgiler altı yılda verilmelidir, Dört yıl tek öğretmenin kontrolünde olan çocuk ortaokula geçince haftada iki saat dersine giren öğretmenin kontrolüne veriliyor; çocukları, aileler tanımıyor ve sorunlar yaşanıyor. 
*Altı saat uygulanan ders saati yaşa göre azaltılmalıdır. Ana sınıfı ve ilkokul üçe kadar dört ders, dörtten altıya kadar beş derse indirilmelidir.
* İlkokuldan sonra gereksinimin iki katı kadar öğrenci LGS sınavı ile seçilip liselere yerleştirilmeli gerisi başka alanlarda değerlendirilmelidir.
* Devlet ve özel sektör için ne kadar nitelikli eleman gerekiyorsa üniversitelere o kadar öğrenci alınmalıdır.
*Kazanamayanlar yaşamını sürdürebileceği kurslara alınarak, işçilik, tarım, hayvancılık, ustalık gibi alanlarda değerlendirilmelidir.
*Ortaokul ve liselerde sıkı eğitim verilmeli uyumsuz olanlar, okuyamayanlar eğitim yaşamından çıkarılmalıdır. 
Günümüzde her çocuk en az lise mezunu olmak zorunda. Liselerde okuma yazma, dört işlem becerisi kazanamamış çocukların çok sayıda olduğunu basından okuyoruz. On sekiz yaşına kadar okula devam eden, hiçbir bilgi, beceri elde edemeyen (Meslek liseleri dışında) bir çocuk, üniversiteye gitmek zorundadır. Her ile bir veya birçok üniversite açılınca ilkokul seviyesinde bilgiye sahip olalar bile üniversitelere yerleşmektedir. Çıraklık yaşını geçtikleri için de elinde hiçbir işe yaramayan diploması olan milyonlar ülkenin en büyük sorunu oluyor, olmaya da devam ediyor. Ne olacak bu gençlerin hali? 
Asgari ücretle marketlerde, mağazalarda satış elemanı, kurye, şoför, temizlik elemanı gibi işlerde çalışmak zorunda kalıyorlar. Bu işler için o kadar okumalarına, boşu boşuna masraf etmelerine gerek var mıdır? 
Üniversite, lise için yapılan binalara, ısıtılmasına, aydınlatılmasına, öğrencilere verilen devlet katkılı yemeklere, derse giren öğretim görevlilerine, temizlikçilere, güvenlikçilere verilen paralar da boşa gitmiş olmuyor mu? Eğitime harcanan para gençlerin kısa yoldan istihdamına harcansa daha doğru olmaz mı?
Bir de öğretmenlerin giysileri var ki içler acısı. Top sakal, kirli sakal; kot pantolon, hırpani tişörtler… Sanırsın öğretmen değiller de tarlada çalışan ırgatlar… Okul bahçelerinde veli ve öğretmen ayırt edilmez durumdadır. Bu uygulamadan da dönme çalışmaları başlamış durumda. Öğretmenleri önlük giymeye özendirmek, kot pantolon giydirmemek gibi. Eski kılık kıyafet yönetmeliğine dönülmeli, öğrenci forma ve önlükleri tekrar getirilmelidir. O hatadan da yavaş yavaş dönüş başlamıştır. 
Devletin resmi bir eğitim anlayışı olmalı; her gelenin keyfine, siyasi görüşüne göre uygulamalar olmamalıdır. Bizim eğitimimizin nasıl olacağı Anayasa ve yasalarla bellidir; Eğitim, Anayasaya ve yasalara uygun olarak sürdürülmelidir.                       
                                                                                                                                       Ahmet KOÇAK