KORONAVİRÜS GÜNLÜĞÜ
Sevgili günlük, bana kalbin kadar temiz bir sayfa açtığın için minnettarım, (Bu cümle günlüğe uymadı mı yoksa? Eski anı defterleri için mi yazılırdı? Bilemedim. Neyse…) diye başladım günlüğe. Yine erken uyandım. Erken dediysem saat üçte uyandım. Saat onda uyur; iki, üç, dört, beş gibi saatlerde uyanırım. Güya emekli olunca bol bol uyuyacaktım. Bunda korona virüsün suçu yok. Zaten her gün böyle uyanırım.
Çay koydum. Kahvaltımı yaparken virüs salgınını düşündüm. Eve hapsolalı zaten aklımdan hiç çıkmıyor. Bilimde; doğal seçilim( doğal ayıklama), bizde; ölen ölür, kalan sağlar bizimdir dediğimiz olgular geçti aklımdan. Virüs çok akıllıymış diyorlar. Yaşı altmış beşin üzerindekileri, bir de kronik rahatsızlığı olanları öldürüyormuş. Sanki ayarlanmış gibi geldi bana. Bundan kuşkulandım düşünmeye devam ettim. Hayalimde dünyayı yönetenleri bir masa etrafında topladım. Onların konuşmalarına kulak misafiri oldum;
A Yöneticisi: “Bu sosyal güvenlik kurumları sırtımızda ağır bir yük. Şöyle diyorum bir virüs olsa sadece yaşlıları ortadan kaldırsa. Biz de çalışmadan maaş alan, ilaç kullanan, belediye otobüslerinde bedava yararlanan yaşlı insanlardan bir kurtulsak. Bu nedir yahu? Yirmi beş yıl çalış, kırk yıl maaş al, bütçeyi tam takır yap. Sayıları da öyle çok ki hiç sormayın. Oy potansiyelleri de var. Dünyada üç milyar kişi çalışıp üretiyor, üç milyar emekli yiyor.” 
B Yöneticisi: “Doğru söylersin de onlar da yıllarca çalışıp emekli oldular. Bu düşünce bana acımasızlık gibi geldi.”
C Yöneticisi: “Sen sus! Acımayacaksın! Acırsan acınacak duruma düşersin. Günümüz gelişmiş bilimi böyle bir virüs üretilebilir. O iş kolay da, biz de yaşlıyız ya bizi de öldürürse? Savaşla mavaşla bu iş uzun sürecek. Hem savaşlarda gençler ölüyor. Emeklileri mi silahaltına alsak acaba?” 
D Yöneticisi: “Emeklileri silahaltına almak mı? Güldürme beni birader. Artık bilim öyle gelişti ki aşısı da birlikte üretilir. Aşı oluruz. Doğal ayıklama bitene kadar aşıyı saklarız. ”
E Yöneticisi: “Virüsten ölmeyenleri de sabun fabrikalarına gönderelim. Hem bir işe yararlar.”
F Yöneticisi: “Bana baya mantıklı geldi. Ulan vallahi sizden korkulur!” 
G Yöneticisi: “ Gelin birlikte karar verelim. Ağzı gevşeklik edip halklara söylemek yok ha! Hadi oylama yapalım. Ben bu fikre bayıldım. Öyle yüz yıllar sürecek doğal seçilimi bekleyemeyiz.”
Oylama yapılır. Öneri, oy birliği ile kabul edilir. Uygulamaya geçilir. Virüs yavaştan eylül ayında piyasaya sürülür. Dünyayı yönetenler virüsün iyice yayılmasını beklerler sinsice. Şubat ayında insanların yüzde altmışına, birkaç ay sonra yüzde yüzüne bulaştıktan sonra numaradan önlemler almaya başlarlar…
Köyün alt başında bir yalan söyleyip, üst başına vardığında kendi de inanan adam gibi ben de kendi uydurduğum yalana inandım. Başladım kara kara düşünmeye. Ben de altmışıma geldim. Topun ağzında ben de varım. Virüsten köşe bucak kaçar oldum. Kendimi eve hapsettim. Tek tesellim beş yaşla yırtmam ve kronik bir rahatsızlığım olmaması. Yine de başladım saçımı başımı yolmaya. Hayalimde yarattığım yöneticilere beddua etmeye başladım: “Teneşire gelesiceler! Ne vicdansız adamlarsınız. Allah trafik kazalarında, uçak düşmelerinde ölün emi. Ben daha ölmek istemiyorum. Daha çalışmadan emekli aylığı alalı on dört sene oldu. Hala çalışan akranlarım var. Daha yaşayamayıp ertelediğim yaşanmamışlıklarım var, yazacak kitaplarım, yazılarım var. Davul bana gelince mi patladı? Sizin yüzünüzden hepsi yarım kalacak, insanlık yazacağım makalelerden, kitaplardan mahrum kalacak kitapsızlar!” diye başladım saçımı başımı yolmaya, dizlerimi dövmeye. 
Bugün de böyle geçti. Bakalım yarına hangi vesveselerle uğraşacağım? Acaba evde hapsolunca yavaş yavaş keçileri mi kaçırıyorum? Bir psikoloğa mı görünsem?  Hayır hayır! Hastaneye gidemem. Belediye otobüsü hele hastaneler şimdi virüs kaynıyordur. Hastanede de bol korona virüs vardır. Virüs, canavar gibi mavi ağzını açmış beni bekliyordur. Düşüncesi bile beni panikletti. İnternetten araştırayım hangi baharat psikolojik duruma iyi geliyormuş. Allah vere de orada yazan baharattan evde olsa da gidip aktarlardan aramasam.  Evde kalmam lazım. Dur hele kapı kollarını kolonya ile sileyim. Evin önünü süpüreyim.  Hah işte eskiden kalmış bir boya buldum. Bekleye bekleye taşlaşmış. Su doldurup yumuşatayım. Yarın evin bahçe duvarını boyayım bari.” 
Herkese sağlıklı günler. 19.03.2020
ahmet.kocak16@hotmail.com