
KÖZ YAŞLARIM (Hatice Türkmen YURTSEVEN)
Hatice Türkmen YURTSEVEN’le ilk karşılaşmam bir yıl önce Ördekli Kültür Merkezi’nde olmuştu. Osmangazi Kitap Fuarı’nda gezerken gülümseyen gözleriyle karşılaştım. Hatice Hanım sıcak karşılamasıyla beni standına davet ediyordu.
“Hocam hoş geldiniz. Bir yıl önce Nezaket BİLİCİ arkadaşımla Ördekli Kültür Merkezi’nde tanışmıştık. Bana Kırmızı Pantolon kitabınızı imzalayıp hediye etmiştiniz. (Hafızaya bakar mısınız?) Buyurun siz de benim kitaplarımdan birini seçin imzalayayım.” dedi. Köz Yaşlarım adında şiir ve öykülerden oluşan kitabını imzalayıp hediye etti. Sağ olsun.
Daha çok Bursa’nın aydın kesimi ilgilenir şiirle, sanatla, edebiyatla. Şiir ve edebiyat sevgisi o insanların içinde yer almasını, sevilip sayılmasını, aranan biri olmasını sağlamıştır. O aktivitelerin merkezinde yer alır.
Bursa-Karacabey /Seyran Köyü’nde sevecen bir ailede, üç ağabeyin gölgesinde güven içinde geçer çocukluğu. Özgüvenli oluşunda köyünün, ailesinin büyük rolü vardır. Nereden mi biliyorum? Facebook’taki sayfasında kendi şiirleri ve özlü sözleri eşliğinde hepsini paylaşır, tanıştırır; yaşam oyununu açık kart oynar da oradan biliyorum.
Özgüvenli kadınlara alışık olmadığımdan onlardan çekinirim de biraz. Bizim memlekette özgüvenli kadınlar çok olmaz. Büyüklerinin yanında fısıltıyla konuşurlar, Çocukken yolda karşılaştığım annem yaşındaki kadınlar önce benim geçmem için bekler ben geçtikten sonra yollarına devam ederlerdi. Böyle bir ortamda kadın nasıl öz güvenli olabilir ki? Okullar kızlarımızı değiştirdi ve eline mikrofonu alıp kalabalıklara söyler oldular.
Bir çırpıda okuduğum; şiire mi öykü, öyküye mi şiir yazmış anlamadığım kitabında okul müdürlerinin arabası geçerken her defasında sıraya geçip selamlarlar. Öğretmeni Orman Haftası için bir şiir yazmalarını ister. Okul çıkışı rutin ev işlerini yapar. Oyuna çağıran arkadaşlarının cazip önerilerini karşılıksız bırakmaz katılır ancak; kafasında hep ödevi vardır. Ödevini yapabilmesi için evde abisinin hediyesi Yunus Emre Divanı kitabından başka bir kaynak kitabı yoktur. (Yunus Emre sevgisi ve hayranlığı oğluna onun adını koymasına neden olmuştur.)Yorganı kafasına çekip ağlar. Derken bir ilham gelir, şiir kafasında canlanır. Hemen lambanın ışığını açıp yazmaya başlar;
SEVGİYLE EKTİM TOHUMU
Saksıya tohum ektim/ Heyecanla bekledim/ Bir minik filiz verdi/ Ben sevdikçe yeşerdi.
Küçük bir yaprak oldu/Dal verdi budak oldu/ Büyüdü günden güne/Her yanı çiçek doldu.
Gelin gibi süslendi/ Meyve verdi şenlendi/ Yıllar geçti ardından/ Ağaç oldu kocaman.
Ona kurdum salıncak/Oldu bana oyuncak/ Sallanmaktan yoruldum/ Gölgesinde oturdum/ Sevinç ve neşeyle/ Hayaller kurup durdum.
İlk şiirini yazdığında takvimler 22 Mart 1984 Perşembe gününü gösteriyordu. Sınıfta kendi yazdığı şiirini okuyan tek çocuk olması, öğretmeninin övmesi ile şiire edebiyata olan ilgisinin tohumları da ekilmiş oldu. Hepimizin başarısında, başarısızlığında; hobilerinde, fobilerinde bir öğretmenin parmağı vardır. O gün duygu dünyasını zenginleştirecek bir hobi edinmiştir.
Çocukluğu güzel geçen yetişkinlerin anayurdu çocukluğu olur. O da anayurdunda dolaşmaya çıkmış kitabındaki şiirlerinde ve yazılarında. Köyde büyüyen çocukların anayurdunda sütüne doyamadığı bir ineği, koyunu, keçisi vardır. Sütüyle büyüdüğü ineği Karakız’ı yaşlanıp satılmıştır. Yavrusunun sütü Karakızı’ın sütüne benzemez, o lezzeti vermez.
Bir türküde ‘şükür karın doyurmuyor’ sözleri geçer; o da başka bir anlatımla ‘Şiir Karın Doyurmuyor’ demiş, iş kadını olmuş ve ruhunu da şiirle sanatla zenginleştirmiş. ‘El âlem ne der’ diye yaşamların sınırlanmasına isyan eder başka bir öyküsünde. Gözyaşları akarken köze takılır gözleri; köze akar gözyaşları. Derken köz yaşı olur, kitabına ad olur.
Evliliğe çatar başka bir bölümde. Tekdüzeliğini, erkeklerin halden anlamayıp hep aynı şeyleri istemelerini yalın, gerçekçi bir dille anlatır. Sanki içine konuştukları kitapta dile gelmiştir. Yine de her zorluğu bardağın dolu tarafına bakarak aşar.
“Tanrı ruhların içeriğini bütün olarak yaratmış. Sonra arayış, özlem, heyecan katmak için erkek ve kadın diye ikiye bölmüş. O gün bu gündür birbirlerini arayıp durmuş iki ruh parçası. Kimisi bulmuş, kimisi bulamamış, kimisi bulduğunu sanmış, kimisi de aramış durmuş.” yazmış. İnsanı düşünmeye sevk etmiş.
Üreten bir insandır. Şiir, yazı, TV programı, sahne performansları, kitaplar üretir.
Kalem adı olarak Türkmenkızı’nı kullanır. Tam yerine denk geldi mi bazen;
"İnsan kavuşmak denen rüzgâr esecek diye, bir pencerenin önünde kırk yıl bekler mi?" Hafız’ı,
Akıl sağlığı tarumar olmuş insanların yaşadığı bu dünyada, Biz de işi deliliğe vurduk, ayakta kalmaya çalışıyoruz Zila!’ yı kullanır.
Sağlıkla, mutlulukla yaşaması üretmesi dileklerimle…
ahmet.kocak16@hotmail.com