BURSA’DA SABAH
Geçen hafta Heykel dediğimiz Bursa’nın merkezine giderken bindiğim belediye otobüsünün sol arka tekerleği üzerindeki koltuğa oturmuştum. Tekerleğin bulunduğu yerin altından “lak lak” diye ritmik sesler geliyordu. Seslerden korkup ön taraflardan bir koltuğa oturmuş, şoförü haberdar etmek istemiş, fırsat bulamayıp edememiştim.
Sabaha karşı bir kedinin balkondaki alet edevat sandığını yere düşürmesiyle çıkan seslere uyandım. Dışarı çıktığımda çekiçlerin tornavidaların yerlere saçıldığını gördüm. Güne böyle başlamak hoş olmasa da sakince hepsini toplayıp yerine koydum. Ocağa çay koyup biraz internete girmek istedim. Dizüstü bilgisayarımın düğmesine basıp bekledim. Açılmadı. Caps Lock düğmesinin ışığının yanıp sönmesinden başka bir yaşam belirtisi yoktu. Beş yüze yakın makale, öykü, haber yazısı ve beş kitap yazdığım emektar bilgisayarım ömrünü tamamladı, diye düşünüp üzüldüm. İnternetten araştırdım; Windows, şift, ctrl düğmelerine ve B harfine aynı anda basın düzelir yazıyordu. Başka bir açıklamada;  f 11 düğmesine basın düzelir, yazıyor. Yaptım yine olmadı. Hükümetin Ekrem İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanı adayı yapmamak için tüm düğmelere basması gibi ben de tüm düğmelere bastım bilgisayar yine açılmadı.
Sabah saat sekiz otuzda Bursa’nın kurulduğu günden beri kalbi olan Heykele gitmek için belediye otobüsüne bindim. Bir yere gittiğimde o yerde yapılacak işleri kafamda tasarlar hepsini bir bir yapar eve öyle dönerim. Eğer biri eksik kalmışsa o gün gözüme uyku girmez. İnegöl Çarşısı’ndaki bilgisayar tamircilerinden sadece biri açıkmış ona bilgisayarı gösterdim. Bir saat sonra ancak yaparım, dedi. Bir saat nasıl geçecek derken aklıma çinko mangalımın sac ızgarasının çürüdüğü geldi. Kayhan Çarşısı’nda pideli köfte lokantalarının yanı sıra eski eşyaların satıldığı Bat pazarı ve çeşitli yerlerinde demirciler ve tenekeciler serpiştirilmiştir. Açık olan bir tenekeciye ölçüleri verdim. Yarım saat sonra gel al, dedi. Kayhan alt geçidinden Uzun çarşıya geçtim. Amacım Ulu Çarşı’daki saatçilerden pili biten saatime pil taktırmaktı. Çarşı sakinleri kahvaltı ediyor, kahvaltısını edenler sigaralarını yakmış, karşı komşuları ile sohbet ve takılmalara başlamıştı. Uzun çarşı bitiminde Koza Han’a girdim. Çay ve kahve içen birkaç müşteri vardı. İçecek fiyatlarına baktım. Çay 25, kahve diğer içecekler yüz lira ve üzerindeydi. Koza Han’dan sonra Kapalı Çarşı başlar. Kapalı çarşı esnafı iş yerlerinde akşamdan kalma toz ve çöpleri fırça ile süpürüp sokağa bırakıyor; süpürgeciler kabasını alıyor. Fırçalı ve aletli bir görevli de aletiyle kalan tozları temizliyor. Kapalı çarşıda gelecek müşterileri karşılama telaşı var.
Kapalı Çarşı bittikten sonra Ulu Çarşı başlar. Havlu, nevresim, battaniye satıcıları yavaş yavaş dış cephelerine mallarını uzun değneklerle asmaya başlamış. Saatçiler açılmamış. Bir saatçi dükkânını açmış, geri kilitliyor. Bir müşteriyle konuşmalarına tanık oldum:
“Abi saatimin kordonu bol geliyor. Onu biraz kısaltır mısınız?”
“Şimdi olmaz. Kahvaltı yapacağım. On dakika sonra gelirsen yaparım.”
Saatçi yandaki çay ocağında kahvaltısını etmeye başladı. Ben de kendime çay söyleyip onun iştahla kahvaltı edişini izlemeye başladım. Eski medreseden bozma yerde kahvecilerle, diğer esnaflarla birlikte ortadaki tavadan menemenlerini ban aklayıp yiyişlerinden başka etrafta ilgi çekici bir olay yok. Adam öyle iştahla yiyor ki kahvaltımı yaptığım halde canım çekiyor. İri ekmeğini tavada gezdirerek banağını hürükleyip ağzına atıyor, çiğnemeden yutuyor. Belli ki diğer esnaflar ve kahveciler arasında kim daha çok yiyecek yarışması her sabah yaşanıyor. Kısa boylu saatçi menemen tavasında kalan malzemeyi daha iyi görüp daha iyi hörüklemek için artık ayağa kalkarak yemeye başladı. Kahvaltı bitti. Bende ve ilk gelen müşterinin içinde sevinç naraları atıldı. Sevinç naralarımızı bizden başka kimse duymadı. Saatçi ve diğer tüm esnaflar için; akşama kentin kenarındaki yazlık evde mavi gözlü, beyaz tenli, geniş kalçalı karısıyla ve ya sevgilisiyle uzun yıllar sevişme olanağı sağlayacak önemli işe; para kazanmaya geldi sıra. O müşterinin metal kordonunu kısaltıp parasını aldı. Sıra benim saatin pilini takmaya geldi. Pili takıp yüz elli liramı aldı. İçimden; daha geçen yıl on liraya taktırmıştım, düşünceleri geçti. Düşüncelerim adamın umurunda değildi; o, akşama yaşayacağı sefasını düşünüyordu.
Ulu Cami’nin altında ve doğu yönünde yer alan; Aynalı Çarşı’yı Yorgancılar Çarşısı’nı, Emir Han’ı, Fidan Han’ı,  şöyle bir kolaçan ettikten sonra Tuz Pazarı Sokağı’nda kurulan sebze pazarının telaşını da gördükten sonra Cumhuriyet Caddesi’ne indim. Saat ondan sonra taşıt trafiğine kapanacak caddeden zamanı yaklaşan yük taşıtlarının arasından yürürken; Zafer Plaza -Yıldırım Bayezid heykeli arasında aheste aheste gidip gelen Tramvayın tarihi zili ile kendimi kenara attım. Caddenin sonuna doğru bir aralıktaki aktardan kuru kayısı ve incir alırken iş yerine şarkı söyleyerek giren gence takıldım:
“Ne güzel! Neşelisin. İşlerin yolunda galiba?”
“Ne gezer be abicim. Borç gırtlakta. Ancak arsızlığa vurarak üstesinden gelmeye çalışıyorum.”
“Ne iş yapıyorsun?”
“Aktar dükkânım var. Bu arkadaşlardan mal almaya geldim. Nerelisin abi?”
“Yozgatlıyım.”
“Yozgat’ta bir yaz arkadaşımın biçerdöveriyle çalışmıştım. Sizin Yozgat nöğördü öyle; turbunan, şalgamınan… filan”
“ Gelin dükkânın önüne de bir resminizi çekeyim.”
“Olur abi.” 
Resimlerini çektikten sonra Izgarayı ve bilgisayarı alıp belediye otobüsüne bindim. Otobüsün sol arka tekerleğinin üzerinde yer alan koltuğa oturdum. Tekerleğin altından “lak lak” sesleri yine gelmesin mi? Patlar matlar neme lazım; hemen başka bir koltuğa geçtim. Bir haftada tamir edilmemiş veya birçok otobüste benzer arıza oluşmuş olabilir. Belediyede para kalmamış olacak ki yapamamışlar. CHP belediyeyi kazandıktan sonra para musluklarını kısan hükümet başarısız olmalarını istiyor olabilir. Başarısız olurlarsa kabahati; sizi çalıştırmayacağım, diyen hükümette arayacağız sade vatandaşlar olarak.
 Osmanlı'nın ilk başkenti Bursa'da 14. yüzyılda oluşmaya başlayan, 670 yıldır aktif olan tarihi ticaret bölgesinin kalbi saat onda küt küt atmaya başladı ve ben sorunları çözmüş olarak sakin mahalleme döndüm.
ahmet.kocak16@hotmail.com