
ÇETİN YOLCULUK
Çocukluğumu saymazsam bu yaşıma kadar çok az kar yağışı ve tipiyle karşılaştım. Memleketim Yozgat’ta yedi yıl çalıştım arada bir kar yağdığına tanık oldum. . Küresel ısınma son yıllarda dile getirilmeye başlandı. Halk bunun nedenini ülke genelinde yapılan barajlar ve sulama göletlerinin havayı nemlendirmesine bağlıyor Bu yıl Doğu ve Güneydoğu’da kar yağışından dolayı köy yollarının, şehirlerarası yolların ulaşıma kapandığı haberleri verildi.
Erzurum -Tekman’a yirmi Km uzaklıkta bir köyde öğretmen olan kızımın eşi Bursa’da bir özel okulla anlaşıp Bursa’da kalınca kızımın yanında kalmam gerekti. Karne tatiline gelirken otomobillerini havaalanı otoparkına bırakıp gelmişlerdi. Tatil bitti yola çıkma zamanı geldi çattı.
Son uçak yolculuğumda çok hava burgacına yakalanmıştık. Hava alanının etrafında birkaç tur atan uçak sorunlu bir iniş yapınca bir daha uçak yolculuğu yapmayacağım diye karar almıştım. Kemal Sunal’ın uçak korkusundan ölmesi olayından sonra binemezdim. Otobüsle yirmi saat yolculuğu göze aldım.
Bursa’dan Sivas’a kadar kar yoktu. Sivas’a çok kar yağmış, otobüs tekerlekleri Erzincan’a kadar asfalta değmeden, kar buz ve tipi içinde yoluna devam etti. Erzincan’da kar çok azalmış, Erzurum’da bolca kar vardı. Palandöken Dağı beyaz örtüsüyle karşımdaydı. Televizyon, Palandöken dağında 2, 85 metre kar olduğunu söylüyor.
Hava alanından aracımızı alıp yola çıktık. Erzurum -Tekman arasına Palandöken Dağı’ndan kestirme bir yol yapmışlar. Karayollarını arayıp o yolun açık olup olmadığını sordum, açık dediler. Düştüm yola. Yol ayrımından zirveye doğru tırmandım. Arkamdan gelen araç yoktu. Keşke olsaydı yolda kalırsak birbirimize yardım ederdik. Zirveye yaklaşınca tipiyle karşılaştım. Tırmandıkça tipi arttı. Yerden mi savruluyor, gökten mi yağıyor belirsiz hale geldi. Bir de sis başlayınca çetin bir yolculuk olacağını anladım. Yolun on metre ilerisini ancak seçebiliyorum. Tipi ara ara yolu karla doldurmuş dolan yerden geçen araba sağa sola kayarak o birikintiyi geçiyor ve ben sürekli yola bakarak devam ediyorum.
Zirveye çıktığımda tipi de sis de iyice arttı, görüş mesafesini iki metreye indirdi. Ön cama eğilerek yolu görebiliyorum. Yol zaman zaman hiç seçilmiyor. Kenardaki direkleri ortalayarak yoluma devam ediyorum. Karın yuttuğu direkler de görünmez olunca inip yola bakıp öyle sürüyorum.
Araba kara saplandı kaldı. Aşağı inip baktım tipinin bir metre biriktirdiği kenardaki yığına girmişim. Geri geri gidersem kurtarabileceğimi anladım. Şanslıyım araba dört çeker ve kar lastikleri var. Geri geri gittim. Aşağı inip duruma tekrar baktım. Geri gitmek için birkaç kez inince saçlarımın arası un gibi ince karlarla doldu. Arabayı kurtardım. Yine ön cama eğilerek yola devam ettim. İçerideki sıcağı gören saçlarımdaki karlar hızla erimeye başladı. Kazağın yakasından aşağılara doğru aktığını hissettim ama onunla ilgilenecek durumda değilim. Yol kenarındaki direkleri ortalayıp yola devam etmeye öyle odakladım ki kafamdan aşağı bir kovayla buzlu su dökseler umursamayacağım.
Dağın zirvesinde telefon da çekmiyor. Yol stresi ağzımı iyice kuruttu. Arabada su da yok. Aşağı indikçe ağzıma kar atıp öyle idare ediyorum. Oyalandıkça yolun tamamen kapanacağını bildiğimden sürekli gidiyorum. İnişe geçince karşıdan gelen bir minibüsün kara saplanıp kaldığını gördüm. Dursam belki ben de kalacağım. Korna çalıp devam ettim. Yol boyunca sekiz on aracın yokuş çıkarken yolda kaldığını gördüm. Kimisi o tipide arabasına zincir takıp kurtulma mücadelesi içindeydi.
Aşağı indikçe sisin dağılacağını, tipinin azalacağını düşündüm. İndikçe koşullar değişmedi. Yavaş yavaş inmeye devam ettim. İnişte araba yolda kalmaz ama fren yapınca kayma tehlikesi olabilir diye ikinci viteste gitmeye, fren yapmamaya çalıştım. Bir süre öyle giderken karşıdan Karayolları kamyonunun biriken karları küreyerek geldiğini gördüm. O kamyonu görmem bana güç ve moral verdi. Eskisi kadar stresim kalmadı. Kornayla selamlayıp yoluma devam ettim.
(Bu duyguyu bir kez de Cidde’den Türkiye’ye otomobilimle gelirken yaşamıştım. Cidde’den sabah erkenden yola çıktım. Arabistan’ı boydan boya geçtim. Ürdün sınırında geceyi geçirdim. Sabah yine yola çıkıp Ürdün’ü ve Suriye’yi dinlenmeden geçtim. İki ülkenin de güvensiz olduğunu biliyordum. İnsan haklarından, demokrasiden nasibini almamış aç Orta Doğu ülkelerinin hiç birinde insan kendisini güvende hissedemez. İdlip’e geldiğimde çok yorulmuştum. Araba sürmeye gücüm kalmamıştı. Türkiye’ye çok az yolum kaldığı için -zorlansam da- yavaş yavaş yol almaya devam ettim. Amacım, Cilvegüzü Gümrük Kapısından ülkeme girip bir otelde dinlenmekti. Büyük zorluklarla gümrük kapısına geldim. Karşıda “Türkiye’ye Hoş geldiniz” yazısını görünce bana bir moral, bir can geldi. Tüm yorgunluğum geçti. İskenderun’a kadar yoluma devam ettim.)
Kamyonun açtığı yoldan sorunsuz bir şekilde ilerleyerek Tekman’a geldim. Jandarmadan köy yolunun açık olup olmadığını sordum, açık dediler. Yemek ve alışverişin ardından yine yola düştüm. Burayı bilirim; hava güneşlidir; birden bozar kar yağışı ve tipi her an başlayabilir. O nedenle zaman yitirmeden yola çıktım. Hiçbir sorun yaşamadan köye ulaşabildim.
Varılacak yere sağ salim gitmekten daha güzel bir şey var mıdır? Ahmet KOÇAK