HASTANE RANDEVUSU
04.04.2021 Sosyal medyadan 60-65 yaş aralığında olanlara aşı yapılmaya başlandığını dün öğrendim. Hiç ümidim yoktu ama yine de aşı randevusu için MHRS sitesine girdim. E- Nabız diye bir yere yönlendirdi. Oraya girmek için cebelleştim. Nüfuz cüzdanı seri numarası isteyince; hala değiştirmediğim yirmi yıllık, emektar, mavi kimliğimi yanıma alıp ne sorduysa yanıtladım. Verdiğim bilgiler karşısında aciz kalan E-Nabız sitesi açıldı; “bir şifre edinmen” gerekli dedi. Öyle çok şifrem var ki çoğunu unutuyorum. O nedenle tüm şifrelerimi telefonumdaki not defterine kaydetmiştim. Cep telefonum elimden düşüp kırılınca tüm şifrelerim çöp olmuştu. 
Şifre deyince beni bir telaş alır. Telaşlandım.  Aklımda kalan tek şifreyi girdim. 
“En az on karakter olmalı” dedi muhatabım. Doğum tarihimi de sonuna ekledim. Kabul etti. Bankada sıra beklerken sıra bana gelince çok heyecanlanır, mutlu olurum. Bu başarıma da mutlu oldum. Derken, “E- Devlet yoluyla gir” deyince yine problem çıktı. Onun şifresi de kayıptı. Allah ne verdiyse, aklımda kalan tüm şifreleri girdim olmadı e devlet kilitlendi. PTT’ye gidip kilidi açtırdım. E- Devlet’im açıldı. Bende bir sevinç bir sevinç! Zafer kazanmış komutan edalarında etrafa bir süre baktım, zaferimin tadını çıkardım. 
İlk aklıma aile hekimi geldi. Ondan randevu talep ettim. O da 12 Nisan saat ona randevu verdi. Sevindim. On iki Nisanı beklemeye karar verip aşılar hakkında bilgi almaya giriştim. Bilgiler şöyleydi: 
“Snovak aşısı Çin malıydı ve ölü virüslerden oluşuyordu. Biontek aşısı Alman malıydı ve canlı virüslerden oluşuyordu. Ben Çin mallarını pek beğenmem Alman malını tercih ederim hep. Bu bilgilerden sonra yine araştırmaya devam ettim. Sağlık ocaklarında Snovak aşısı, hastanelerde her iki aşı da yapılıyormuş. 
Rahat durur muyum hemen Biontek aşısı için hastane araştırmaya başladım. Nasıl olsa E-Nabız şifrem hâlâ aklımda. 
E- Nabız’a girdim. Yine beni E- Devlet’e yönlendirdi. Nasıl olsa E-Devlet şifrem vardı ve bana randevu mu dayanırdı. Hastane aşı tercihi olanağı veriyordu. Ben de Alman aşısını tercih ettim. Hem de aynı güne randevu veriyordu. Yine bende bir sevinç bir sevinç görmeliydiniz. Akşam saat sekizi tıkladım. İnternet bunun burası bir şeyi sana kolayca vermez, süründürür. Demez mi?
“Önceki randevunu iptal etmeden yenisini alamazsın!” Haydaah! Onu nerden biliyorsun? Şimdi onu iptal ederken bunu kaybedersem; kadar aldığım yol boşa giderse? Neyse, onu beklemede bırakıp aile hekimi sayfasını açtım. Uzun uğraşlar sonucu randevuyu iptal edip geri hastane sayfasına gittim. “Kaydet” e bastım bir uyarı: 
“Sayfa zaman aşımına uğradı!” demez mi?  Ne zaman aşımı hukuki dava mı bu?  Daha beş dakika geçmedi hacı” dememin bir faydası olmayacaktı. Bilgisayarı yumruklamanın bu zamana kadar bir faydasını görmediğimden, uzun deneyimlerim sonucunda öğrendiğim dişimi sıkıp, sabırla yeni baştan girmeye çalıştım. Nasıl olsa şifrelerim gıcır gıcır. Bana randevu mu dayanır? Nihayet aynı günün akşamı saat sekize randevumu aldım. 
Gözüm, kulağım cep telefonuma gelecek mesajda. Bekliyorum mesaj gelmiyor. İki dakika sonra “dı dıııt!” sesi ile hemen baktım telefona. Tanımadığım biri, lüzumsuz bir mesaj atmış. Canım sıkıldı. Derken, beş dakika sonra bir ses daha geldi. Aldım okudum MHRS’den gelmiş. Çok sevindim! Sokağa çıkma yasağı var. Beni ceza yemekten bu mesaj kurtaracak. Bu mesaj olmasa gidemem hastaneye.
Saat sekizde hastanenin Covit-19 için özel ayırılan binaya girdim. İçeride iki yıla yakındır bize hizmetten yorgun düşmüş, cefakâr iki hemşire hanım vardı. Onları saygı ve minnet duygularımla selamlayıp sandalyeye oturdum. Sol kolumu açtım. Sadece, vuracakları aşının hangisi olduğunu sordum. Ellerinde sadece Biontek aşısı olduğunu söylediler. Aşı şişesini yukarı kaldırıp enjektöre çekerken heyecanlandım. Yanıma geldi heyecanım ve korkum daha da arttı. 
“Kronik bir rahatsızlığınız, herhangi bir ilaca karşı alerjiniz var mı?” dedi. 
 “Yok hemşire hanım. Sadece Penisilin türevi ilaçlara alerjim var.”  Gergin olduğumu görmüş olmalı ki; 
“lütfen rahat olun. Derin nefes alın.” Derin nefes alıp bırakamadan iğne derime girmiş çıkmıştı bile... 
Hemşire hanım: 
“Siz on beş dakika acil girişinde bekleyin. Eğer alerjik bir durum hissederseniz hemen acile başvurun. Yok, bir şey olmazsa evinize gidebilirsiniz.” dedi. “İyi akşamlar!” deyip acilin karşısında heyecanlı bir on beş dakika geçirdim. Baktım herhangi bir değişiklik yok. Eve geldim. Yolda gelirken de bu aşıyı yaptırdığımın kıvancı içerisindeydim. Nasıl kıvanç duymayayım; Alman aşısı vurdurmuş, canlı virüsler vücuduma girmişti. O kadar yıl Covit-19 mahrumiyeti yaşa; bu arada iki kitap bitir, üçüncüsünü de bitirmek üzere olsun, alyuvarlarının karşısına ölü virüslerden oluşan Çin aşısı çıkar. Öyle yağma yok! Benim karşıma canlısı gelmeli ki intikamımı almalıyım. Kendime hayran, kahramanlığıma hayran bir şekilde eve geldim.
İki saat sonra sırtımda kaşıntılar başladı. Sırtımı göremiyordum. “Psikolojiktir canım.” diye düşünerek yarım saat daha geçirdim. Derken, boynum da kaşınmaya başladı. Hemen banyoya gidip, gözlüğümü takıp boynumu inceledim. Boynumda kızarıklıklar gördüm, telaşlandım. Telaşlandıkça kaşıntı ve kızarıklıklar yayılmaya devam etti. Saat on bir de yattım uyuyamadım. Sağa sola dönüp durdum. Hastaneye gitmekle gitmemek arasında ikircikler yaşadım. 
Tanıdığım genç bir öğretmen Kovit olup hastaneye yatmıştı. Resmini göndermiş perişan haldeydi. Yerde yatarken ki remini görmüştüm. Gönderdiği resmin altına da: “Arkadaşlar hastanede tanıdığınız biri varsa bana bir yatak temin etsinler. Çok perişanım!” yazmıştı. Eskisi gibi olsa hastaneye hemen giderdim de yasaktı. Banyoya gidip gelip kendimi muayene etmek arasında saat iki oldu. Bu aşıyı vurdurduğuma pişman oldum. Kendimle duyduğum gurur, kıvanç yerini pişmanlığa bıraktı. Kıvancı da, gururu da bataydı! Şimdi Çin aşısı vurduranlar mışıl mışıl uyuyorlardır. Senin nene gerek intikam almak falan...
O yorgunlukla uyumuş kalmışım. Sabah altıda uyandığımda yaşıyordum. Hemen kendimi yokladım. Kaşıntı yoktu. Koşarak banyoya gidip boynuma, vücuduma baktım. Kızarıklıklar yok olmuştu. Bende bir sevinç bir sevinç! Kendime duyduğum kıvanç duygusu geri gelip tahtına oturdu. İntikamım alınmış, Covit-19 virüsleri yere serilmiş, birkaç kaşıntı ve kızarıklıkla bu savaşı kazanmıştım.
                                                                                                                                       Ahmet KOÇAK