KARLARIN ALTINDAN ÇIKAN YAŞAM                                                                                                                                                        
 Altı ay kar altında saklı kalan toprak karların erimesiyle ortaya çıktı. Önce güneye bakan yamaçlardaki karlar eridi. Çevrede çetin kış koşullarında bizimle birlikte yaşayabilen iki kuş var; kargalar ve güvercinler. Güvercinler çatıların sıcağında rahat kış geçirirken kargalar ağaç dallarında geçirdiler. Arada bir keklik ve bıldırcın sürüleri de geldi. Keklik ve bıldırcınlar hava çok soğuk ve yerler karla kaplı olduğu için dağların ve bozkırların daha alçak kesimlerine veya güneye bakan sarp kayalıklarda kışı geçirdi. 


Kargalar da keklikler gibi sürüler halinde yaşıyor. Sayıları yaklaşık iki yüz kadar. Çeneleri hiç durmuyor. Ötüşleri güzel olsa bari. Onların neler yediklerini anlamaya çalıştım. Köylülerin ahırları temizleyip attıkları gübrelerin içinde buldukları buğday, arpalarla yaşıyorlar. 
Güneye bakan dağ yamaçlarında karlar kalkınca karga sürüleri oralarda görülmeye başladı. Orada ne yapıyorlar diye dağa tırmandım. Kargalar ayaklarıyla taşları yuvarlayıp altlarında olan böcekleri yiyorlar. Zeki hayvan derler de inanmazdım.
 Eşekler, atlar, büyükbaş hayvanlar hep ahırlarda kaldıkları için sesleri hiç duyulmadı. Köyde sürekli karga sesi geldi. Sevişiyorlar ayrı bağırıyorlar, dövüşüyorlar ayrı bağırıyorlar.  Mutfağın penceresinde beni gördüler mi karşı binanın çatısına konup beni izliyorlar. Yemek artıklarını atıyorum alıp çatıya konuyor orada güven içinde yiyorlar. En çekingenleri saksağanlar. 
Geçen karganın biri eve girmiş. İçeriden sesler duyunca baktım tuvaletin küçük penceresindeki ince telden dışarı çıkmaya çalışıyor. Beni görünce telaşlandı eldiven yakıp kanadından yakaladım. Anında başparmağımdan ısırdı bırakmıyor. Nasıl feryat ediyor. Tiz sesi kapalı alanda yankılanıyor. Öyle bağırıyordu ki yakalamışken sevip okşamak aklıma gelmedi. Girdiği pencereden serbest bıraktım. Serbest olduğu halde parmağımı bırakmıyor. Bir süre sallandı sonra bıraktı. 
Karlı günlerde karga sesleri duyarak Mart ayına geldim. Köye sığırcıklar geldi. Ağaç dallarına tüneyip kanatlarını çırpa çırpa çeşit çeşit sesler çıkararak ötmeye başladılar. Serçeler çevik çevik daldan dala konuyorlar. Kırlangıçlar da geldi. Ahırların içine girip çamurdan yuvalarını yapmaya başladılar. Su kenarlarına turuncu renkli yaban ördekleri vaklamaya başladı. Geceleri baykuş sesleri de geliyordu ama onları hiç göremedim. Karlar erimeye başlayınca köyün altından geçen derenin sesi duyulmaya başladı. 


Havaların ısınmasıyla soyunu sürdürme güdüsü ortaya çıktı. Kuşlar ağızlarında çöpler, yünler kendilerine yumurtlayacak yuva yapma telaşındalar. Her çaba soyunu sürdürmek üzerine.
İki ibibik başladı ötmeye “gu gu guk.” Bir süre öttü. Sonra kanatlarını açtı ve uçtu gitti.  
Gece yarısı lojmanı ziyaret eden tilkiye ekmek, incir, peynir atıyordum. O da gelmez oldu. Karlar kalkınca yiyecek sıkıntısı çekmiyor demek ki. Zaten benim arada bir verdiğim şeylerle yaşamını sürdüremezdi. İyi oldu. Ahırların sıcağında büyükbaş hayvanların yanında kışı geçiren tavuk, hindi ve kazlar tilkilerin köye inmesinin nedeni aslında. Ahırlar hava alsın diye unutulan pencerelerden giren tilkiler sekiz on tavuğu alıp kaçmış. Onları alınca ne sevinmiştir… 
Nisan ayının sonlarına doğru karlar çok azaldı. Altı aydır karla tepeler yeşile boyanmaya başladı. Otlar iki santim uzayınca köylüler ineklerini araziye çıkarmaya başladılar. İlk dere kenarındaki otlar kabardı. Dışarı çıkınca hayvanlarda sevinç olur; kuyruklarını dikip sağa sola koşuşurlar. İki inek sevineyim derken, sağa sola zıplarken derenin yumuşattığı çamura gömülmüş çıkamamış. O aşırı sevinç hareketleri yüzünden bellerini kırmışlar. Köylüler iplerle çıkarmışlar ama yürüyemediklerini görünce kesmişler. Fazla sevinmek iyi değil demek ki! Dağların yamaçlarına çakılan atlar ve şekler de bu sevince kişneyerek, anırarak katılıyorlar.
Kış boyu kuru otlarla, samanlarla beslenen hayvanlara taze otlar baklava gibi geliyordur. Tepeler köylerin sürüleriyle dolmaya başladı. Doğanın bedavadan sunduğu yeşil otları yemeye başladılar. Kısa da olsa yeşil otlar onların buzağıları için besleyici süt yapmalarını sağlamaya yetiyor. Sütün bollaşması, tavukların çimenlerle, böceklerle beslenerek bol yumurta yapması ile insanlar protein gereksinimlerini karşılıyor. 
Doğa insanlara sesleniyor: “Kış boyu vitaminsiz kaldınız. Size bol vitaminli yeşillikler sunuyorum. Yararlanın.” Nedir bunlar? Isırgan otu, madımak, ıspanak, çiriş otu…  Evlerden ıspanak, madımak çiriş otu, ısırgan kokuları gelmeye başladı. Sarımsaklı yoğurt dökülünce tatları biraz daha güzelleşir…
Yiyecekler çeşitlenince havalar da ısınınca hiç ses gelmeyen köyden sesler gelmeye başladı, doğa ile birlikte köy de canlandı. Eline poşet alan dağların bedava sunduğu çiriş, mantar toplamaya başladı. Arı kovanları çiçekli dağların yamaçlarına taşındı. Bal da akacak.
Akarsular çağıldayıp akmaya barajları doldurmaya başladı. Yıllar sonra ilk bu yıl baraj kapakları açıldı haberleri duymaya başladık. Köylüler tarlalarını ektiler. Bereket ve bolluk ilkbaharla başladı. Yazla devam edip güzle sona erecek. Her şey bollaşacak, ucuzluk olacak, yiyeceğe ulaşmak kolaylaşacak. Önümüzdeki kış öncekilerden kolay geçecek.  Doğa böyle cömerttir.  
Bol yağışlı geçen bu yıl Anadolu toprağı yeniden nefes aldı. Akarsular çoğaldı, meralar yeşerdi. İnsan da hayvan da doğanın sunduğu bu bereketten payını almaya başladı.
Anadolu tarih boyunca olduğu gibi üzerinde yaşayanları yine besleyecek mutlu edecek. 
                                                                                                                                  Ahmet KOÇAK