EKMEK ASLANIN MİDESİNDE
“Ekmek” sözcüğünün iki anlamı var. Biri soframızın başköşesindeki yiyecek, diğeri tohumu toprakla buluşturmak…
Daha önce yazdığım “Çöpte Ekmek Var” başlıklı yazımda ekmeğin ikinci anlamını anlatmıştım. Bu kez soframızdaki ekmeğin peşine düşeceğim.
Eskiden “Ekmek aslanın ağzında.” derdik. Şimdi yaşam koşullarına bakınca deyimi değiştirmek gerekiyor:
Ekmek artık aslanın midesinde!
Çünkü ekmeğini kazanmak gittikçe zorlaşıyor.
Sigara tiryakisi olunur da ekmek tiryakisi olunmaz mı?
Ben bir ekmek tiryakisiyim.
Bu tiryakiliğin temelleri çocukluğumda atıldı. Annelerimizin “Ekmekle ye!” tembihleriyle büyüdük. Ayının kırk türküsü armut üstüneymiş; benim kırk türküm de ekmek üstüne…
ÇOCUKLUĞUMUZUN EKMEĞİ
Çocukluğumda “sarıbursa” denilen sert buğdaydan yapılan ekmekleri yerdik. Rengi hafif kırmızıya çalardı. Hamurundan yufka açmak da kolay değildi.
Un fabrikaları henüz bizim oralara gelmemişti. Buğdaylarımız su değirmenlerinde öğütülürdü.
Bugün “tam buğday ekmeği” diye aradığımız ekmeğin benzerini biz çocukken zaten yiyorduk. Kepeği de özü de buğdayın içindeydi.
Köylerde tandırda yufka yapılırdı. Sacdan yeni çıkmış sıcak ekmeği yemeye doyum olmazdı. Hamurun içine çökelek, patates, yumurta konularak yapılan börekler ise başlı başına ziyafetti.
Zamanı olmayan annelerimiz bazlama yapar, üzerine Sana yağı sürüp yağlama hazırlardı.
Sıcak bazlama tek başına bal gibiydi; yağ sürülmüşü bal-kaymak…
Arada bir ilçeye giden babalarımız somun ekmek getirirdi. Bembeyaz undan yapılan, maya kokulu o ekmeğin tadı bir başkaydı. Kimileri o kadar severdi ki yufka ekmeğin içine somun ekmek doğrayıp dürüm eder yerdi.
Kuru yufka ekmek de yağa doğranır, kızartılır, üzerine yumurta kırılırdı.
Olurdu size omaç!
Yörelere göre omaç, ovmaç, umaç, övmeç, övelemeç denilen bu yemek, bir zamanlar yoksul yemeğiydi. Bugün ise yöresel lezzet diye baş tacı ediliyor.
EKMEĞİ EKMEKLE YEMEK
Biz ekmeği ekmekle yerdik.
Mantı, makarna, bulgur pilavı, erişte… Hepsinin yanında ekmek olurdu.
Hele kuru yufkanın üzerine hafif sulu bulgur pilavı döküldü mü, ekmekle ekmek yemenin zirvesine çıkılırdı.
Ben hâlâ makarnayı, mantıyı, erişteyi ekmekle yerim.
“Kursak kavurgasını ister.” demiş atalarımız.
Bizim kursak da ne yerse yesin ekmek ister!

BEYAZ EKMEĞİN GELİŞİ
Sonra fabrika unları çıktı.
Bembeyaz unları Anadolu köylüsü pek sevdi. O güzelim sarıbursa buğdaylarını satıp torbalarca beyaz un almaya başladılar.
Kadınların diliyle:
“Kele anam, bimbiyaz ekma oluyo! Eleyip kepayinen uğraşmıyon. Elenmiş geliyor. Bi de gozel açılıyor ki pürpürüm gibi… Yidikçe yiyesin geliyor, bacım!”
Böylece beyaz ekmek sofralarımızın başköşesine oturdu.
Teknoloji ilerledikçe buğdayın kepeği ve rüşeymi de ayrıldı. Geriye nişastalı beyaz bölüm kaldı.
Biz yıllarca bu ekmekleri yedik.
Şimdi ise hekimler ve beslenme uzmanları tam tahıllı ekmekleri tercih etmemizi öneriyor.
Ben de beyaz ekmeğin üç katı ederde olmasına rağmen tam buğday ekmeği almaya başladım.
Yani yıllarca ileri gittiğimizi sanırken, beslenmede çocukluğuma geri döndüm.
Ne garip!
Çocukken yediğimiz ekmeği bugün sağlıklı olduğu için daha pahalıya satın alıyoru
Aylıklar azalıyor, ekmeğe ödediğimiz para artıyor.
EKMEĞİN DE SAHTESİ ÇIKTI
Bir de ekmeğin sahtesi çıktı.
Rengi koyulaşsın diye içine farklı maddeler katanlar, tam buğday ekmeği görüntüsü vermek için beyaz una kepek veya çavdar unu ekleyenler olduğu söyleniyor.
Artık yalnızca “Ekmeğin fiyatı ne kadar?” diye sormuyoruz.
“Bu ekmek gerçekten ekmek mi?” diye de soruyoruz.
Çocukluğumun ekmeğini düşünüyorum.
Sarıbursa buğdayı su değirmeninde öğütülürdü. Kepeği de özü de içindeydi. Tandırda pişer, kokusu köyün her yanına yayılırdı.
Biz o ekmeği yoksulluk içinde yerdik ama ekmeğimiz zengindi.
Bugün ise sağlıklı ekmek arıyoruz. Tam buğday, çavdar, kepekli diye çeşit çeşit ekmek alıyoruz. Daha çok para ödüyor, bir de kandırılmamaya çalışıyoruz.
Ama benim için ekmek hâlâ çocukluğumun sıcacık yufkasıdır.
Çünkü ekmek yalnızca karın doyurmaz.
Ekmek; çocukluktur, annedir, tandırdır, su değirmenidir, köy kokusudur.
Ve galiba en acısı da şu:
Eskiden ekmek aslanın ağzındaydı. Şimdi midesinde.
Biz hâlâ ekmeğin peşindeyiz; aslan ise hâlâ doymadı!
                                                                                                             Ahmet KOÇAK