KIRILAN AYAK BİLEĞİM
Geçen hafta, sabah markete gitmem gerekti. Yerler kuru, hava güzeldi. Kaldırıma engelliler için yapılan eğimli rampaya sağ ayağımı basar basmaz ayağım kaydı. Ayak bileğim içe doğru bükülerek tüm vücudumun ağırlığı bükülen ayağımın üzerine bindi. İki saniye içinde gerçekleşen kazada her şey kendiliğinden, istem dışı gelişti. Ayak bileğimde şiddetli bir ağrı hissettim. Meğer gizli buzlanma varmış. Yoldan geçen bir araba durdu.” Ya abi! Sizi düşerken gördük. Çok kötü düştün. İyi misin? Sizi evinize kadar götürelim mi?” dediler. Ev yüz metre uzakta olduğu için yardımı kabul etmedim. Teşekkür ettim, gittiler. Topallayarak, burkulan sağ ayağıma da basa basa eve bin bir güçlükle gelebildim.
Elbiselerimle kanepeye uzandım. Ayağımda çok şiddetli ağrı vardı. Sağ ayağıma sinek konsa, üzerinden kamyon geçiyormuş gibi ağrı yapıyordu. İlk işim cep telefonundan ayak burkulması ile ilgili bilgiler okumak oldu. Şişmeyi önlemek için buz uygulamak ve burkulan ayak yüksekte tutmak gerekiyormuş. Şişme çok olursa doktora gidilecekmiş. O gün ve ertesi gün yattım. Baktım ağrıda azalma yok. Şişme yerinde saysa da bir anormallik olduğunu sezerek, Şevket Yılmaz Hastanesi aciline gitmeye karar verdim. Koldan destekli bastona dayanıp seke seke iki basamak merdiveni zorlukla inip arabaya zorlukla binebildim. Kapı ağzında indim tek bastonla seke seke içeri giderken yanımdan iki koltuk değneği ile hızla başka kırık ayaklı biri; Murat 124 ün yanından geçen Ferrari gibi geçtin gitti. Adamın arkasından bakakalırken, ‘Keşke benim de iki koltuk değneğim olsaydı.’ diye düşündüm. Koltuk değneğine hevesleneceğim hiç aklıma gelmezdi. Bir tekerlekli hasta sandalyesi budum oturdum. Tekerleklerini acemice süre süre kendimi bir kenara çekebildim. Arabayı park edip oğlumu beklemeye başladım biçare.
Oğlum gelince işlemleri yapıp tekerlekli sandalyemi sürerek muayene yerine götürdü. Sapasağlamken bir düşme ile yardıma muhtaç bir hale gelmiştim. Röntgen çekimi için gönderdiler. Filmi ekranda gören doktor: ” Düştükten sonra üzerine basmışsınız. Bastığınız için kırılan kemik dört milim kaymış. Yarın Ortopedi doktoru görsün. Büyük ihtimal ameliyat olmanız gerekebilir.” dedi. (Size tavsiyem böyle bir durumda yardım isteklerini geri çevirmeyin.)Kırılan kemiğimi de ekranda gördüm. Yine bin bir zorluk ve acılarla eve dönüp televizyonun karşısındaki kanepeye uzandım. Tek bastonla, sol ayağımın üzerinde zıplaya zıplaya tuvalete, balkona sigara içmeye gidiyorum. O zamana kadar ayak bileğim var mıydı yok muydu hiç farkında bile değildim. Kırılınca bir ayak bileğim olduğunu fark ettim. Önceden günde kaç kez ufak su dökmeye gittiğime hiç dikkat etmemiştim. Ne kadar çok tuvalet ihtiyacım oluyormuş. Bu durum her zaman mı böyleydi yoksa ayağım kırıldı diye mi bu kadar çok ihtiyacım oluyordu bilemedim.
Ertesi gün söylenen saatte uzman doktorun odasının önünde beklemeye başladım. Tam üç saat acılar içinde bekledim. Tüm Türkiye hastaymış da benim haberim yokmuş! Her yer tıklım tıklım hasta ile dolu. Burada sağlam insan hasta olur. Nihayet uzman gördü. “ Kemiğiniz kırılıp kaymış. Üç gün sonra gelin bir bakalım kemikte yaklaşma varsa ameliyata gerek kalmaz. Eğer uzaklaşmışsa kesin ameliyat etmemiz gerekebilir. “ dedi. Üç saat bekle bir filme baksın ve iki cümle söylesin. Adam da haklı sırada o kadar hasta var ki…
Eve döndük. Kanepeye uzanmak gibi yeni zevklerim oluştu. Yalnız tek ayak üzerinde seke seke dört gün zorunlu ihtiyaçlarımı giderirken sol ayağım da isyanda. Üzerine tüm vücudun ağırlığı bindiği gibi zıplamanın tazyiki ile sağlam ayak bileğimde de ağrılar başladı. Durumu anlayan oğlum iki tane gıcır gıcır koltuk değneği alıp geldi. Bir mutlu oldum ki anlatamam! Koltuk değneği alınınca çocuklar gibi sevineceğim hiç aklıma gelmezdi. Artık iki koltuk değneğim var. Ben de Ferari gibi gidip gelmeye başlayacağım. Sevinçten olsa gerek on iki metre uzaktaki balkona gidip sık sık sigara içiyorum. Koltuk değnekleri sayesinde sosyalleşmeye, balkondan giden gelene bakmaya başladım. Televizyondan başka vakit geçireceğim bir şey yok. Televizyonu bir tek haberlerde izlerdim son olaydan sonra her şeyi izlemeye başladım. Meğer televizyonda hiçbir şey yokmuş. Kitap okumaya, yazı yazmaya başladım.
Üç gün sonra kontrole gittim. Yine üç saat sonra sıra geldi. Zaten sıra beklerken ağrılar arttığı gibi, eskisinden daha kötü hale geliyor ayağım. Üç saat bu kolay geçmiyor. Benim gibi vücudunun çeşitli yerleri kırık insanlara yardımcı olmaya başladım. Doktorun kapısında karışık bekleyen hastaları sıraya dizdim. Ayağımdaki alçıya bakıp çaresizliğime acıdıklarından mı benim dediklerimi yaptılar yoksa sesimin gürlüğü ve emreder gibi söylememden mi oldu bilmiyorum insanlar ne dersem yapıyorlardı. Sıra ile girilince içeri giriş daha seri oldu sanki. Sırada bekleyenlerden evrakları eksik olanlara nereden evrak alacaklarını anlattım, röntgen için bekleyenlere sıra numarası alacakları yeri tarif edip gönderdim. Arka sıramda benim yaşlarımda bir kadın benim gibi bilek kemiğini kırmış. Olayın nasıl olduğunu anlattı. Başka zaman olsa dinlemeyip savuşup gideceğimiz kadının öyküsünü bayıla bayıla tüm hastalar dinledik. “Merdivenden iniyordum. Sondan ikinci basamağı son basamak sandım adımımı attığım gibi ayak bileğimin üzerine düştüm. Kemiğim kırılmış. Bereket ben çok düştüğümden deneyimliyim. Düşerken öyle bir ayarladım ki sadece bilek kemiğim kırıldı. Acemi biri düşseydi eminim kaval ya da kalça kemiğini kırardı.” Dinlerken kafamı sallayıp kadının düşme becerisine hayranlığımı göstersem de ona hiç inanmadım. Çünkü bir anda olan düşme olayında ne kadar deneyimli olursanız olun düşme olayına müdahale edemezsiniz. Sıra bana geldi. Doktor filme baktı kemikler yaklaşmış. “Alçı yaptırıp on gün sonraya randevu alıp tekrar kontrole gelin.” dedi ve dışarı çıktım. Üç saat kapısında bekledim. Yine iki dakikada dışarı çıktım. O iki dakikanın üçte ikisi de içeri giriş-çıkış süresiydi. Tam alçı yapıp eve gönderdiler.
Yine televizyon karşısındaki kanepemdeyim ve çok mutluyum. İki de koltuk değneğim var. Artık bana karada ölüm yok. İki gün sonra koltuk altlarım ağrımaya başladı. Koltuk değneğinin desteğini göğüs kaslarıma doğru vererek bir gün daha idare ettim. O kaslar da ağrımaya başlayınca koltuk değneği de işe yaramaz hale geldi. Eee! Şimdi tuvalete ve balkona nasıl gideceğim? Emekleyerek gitmeye başladım. Emekleyerek giderken kapı kollarına yetişmek için dizlerimin üzerine kalkıp (mirketler gibi) boyumu uzatıyorum. Kapıyı açıp içeri giriyorum. Sonra geri dönüp bin bir zahmetle kapıyı geri kapatıyorum. Aynı zahmetli işi dönüşte de tekrarlıyorum. İki gün emeklememin ardından bu sefer de dizlerim ağrımaya başladı. Şimdi ne yapacağım? Zekâmı çalıştırıyor, dizlerimin altına iki yumuşak kırlent koyup emeklemeye başlıyorum. Oh be! Yaşamıma bir konfor geldi, dünya varmış! Zemindeki halılardan dolayı önce kırlentleri ileri elimle koyup sonra diz adımı ile üzerine basıyorum. Sonra aynı işlemi diğer dizimde yapıyorum. On metrelik yere gitmem böylece on dakika sürüyor. Tekrar hızımı artırmak için çareler düşünüyorum. Nasıl olsa boş boş yatıyorum. Düşünürken aklıma harika bir düşünce geliyor. Evdeki tüm halıları kaldırtıyorum. Zemin laminen parke; mutfağın zemini ve balkon kalebodurdur. Dizimin altındaki kırlentleri elimle ileri koymadan kaydırarak ilerliyorum. Gittikçe yaşam kalitem yükseliyor. Beş gün emekleyerek geçti. Bir gün koldan destekli bastonumla, bir gün koltuk değneklerimle, üç gün emekleyerek gereksinimlerimi karşılama takvimi oluşturdum. Doktor ‘on gün sonra randevu al gel’ demişti. On beş gün sonrasına ancak randevu alabildim.
Yine muayene odasının önünde üç saatlik bekleme başladı. Saat 11.50 ye almıştım. On dakika sonra tam sıra bana geldi öğle yemeğine gittiler. Onlar yemeğini yiyip, çayını içerken sohbet ederlerken ben bir saat bekledim. Doktor karşıdan dişlerini kürdanla karıştırarak geldi. Sanki yıllardır hasretini çektiğim bir yakınımı görmüş gibi sevindiğimi hissettim. Odasına girdi. Epeyce bir zaman sonra hasta almaya başladı. Demek ki doktor önlüğünü giymek, elini yıkamak yirmi dakika sürüyormuş. Adam koca doktor olmuş. Öyle bizim gibi beş dakikada elini yıkayıp önlüğünü giyemez ya!
Doktor ayağımın kırk beş gün sonra kaynayacağını, bu süre içinde katiyen üzerine basmamamı söylemişti. On beş gün sonra ağrı ve sızılar azaldı. Sanki ayağım iyileşmiş de ben zevk için yatıyormuşum, zevk için koltuk değneği ile yürüyormuşum, yine zevk için kırlentler üzerinde emekliyormuşum gibi geliyordu bana.
Bende biraz Polyannacılık vardır. Başıma gelen bu talihsiz olaydan sonra güzel şeyler de oluyor;
Artık mutfağa gidip masada yemek yerine, yemek tepsi ile önüme gelmeye başladı.
Canımın hangi yemeği çektiği sorulur oldu.
Ben dostlarıma değil onlar benim yanıma gelip,” Var mı bir isteğin? Lütfen çekinme söyle.” demeye başladılar.
Kapıya doğru yöneldiğimde kapılar açılıp, benim çıkmamla ardımdan kapanır oldu.
Torunum Ahmet Erdem’in sataşmalarından, bana yaptığı saldırılardan kurtulmuş oldum.
Markete, pazara, fırına gidemedim. Markette en ucuz malları araştırmaktan, pazarda öne dizilen güzel meyve ve sebzeleri görüp, ardındaki çürüklerin poşete konulmasından kurtulmuş oldum.
Araba süremediğimden akaryakıt masrafından kurtulmuş oldum.
‘Sakın kel ile körden, topal geliyor kaçılın yoldan.’ demesinler diye belediye başkanlığı, meclis üyeliği, muhtarlık gibi görevlere talip olmadım. Şimdiki adayların, bir rakibi eleme mutluluğunu yaşamalarına aracı oldum. Şimdi kim uğraşacaktı vatandaştan oy istemek gibi nahoş işlerle…
Yirmi gün sonra son kontrole gideceğim. Büyük ihtimal alçı çıkarılacak. Yavaş yavaş emeklemekten yürüme aşamasına geçeceğim. Yakın zamanda torunumun emeklemenin ardından yürüyüşe geçişinde yaşadığı zorlukları görmüşüm. Onun yolundan giderek, düşe kalka yeniden yürümeye başlayacağım.
15.02.2019 (Çıtalı Uçurtma kitabımın önsözünden)
ahmet.kocak16@hotmail.com