" Oğlum. Günücü olma, iddaacı ol."
Zeynep Turhal
1967 veya 1968 yılı olacak. Hayatın yükü binmiş. Yokluk diz boyu.
Bu yazımızda biraz kendimizden, hatıralarımız. Ķoşemizde zihinden neler dökülecek bakalım.
1961 yılında Bozkır'ın Yelbeği Köy'ünden Konya'nın bir kenar mahallesine. Köyden şehire. Evrende küçük, köyünde büyük dünyası. Yaşananların zorluğu yanında. Hür irade ve maskesizliğin de yaşandığı Güney Toroslar'ında bir köy. Dizi dağların bağrına başmışlığında. Özgür irade kullanılmada kararlı duruşlu kişiliklerin yetişmesi yanında.
Sahip oluna azların kıymete bindiği büyük mücadele. Buna şimdi pastadan pay kapma kavgası diyorlar. Pastayı büyütemeyen, pastada, takılı kalan Açgözlülük, menfaat perestlikler işte.. Hayatı da kötü etkileyecek büyük hırslar sonucu. Zayıf halka kalan bir ailenin. Şehre taşınma mecburiyeti. Bilinmezliklere yolculuğunun serüveni.
Köylülüğün güzel samimi haliyle. Açık mert ve net insanlığını götürğü yerde var olmaya çalışmaları.
Şehrin cazibesinin yanında. Şehrin kirlilikleriyle, zorluklarıyla, yalnızlığıyla de uğraşılması gereken bir ailenin. Yeni yerde tutunması, bunun bilinciyle aşmaya çalışması önemli bir şey. Bunu aşmada manevi gücünü. Dünya müminin cenneti değil. Cennetinin tarlası ilkesine dayanarak.
Köye geri dönüşün gemilerini yakmış Bur ailenin. Şehir hayatında tutunma çabalamalarının kısa hikayesi.
Üç yıllık evli bir çift. Birbirlerine sığınan karı-koca. Üvey ve öz evlatlarının, yokluklar içinde, zorlayan sorumluğu. Yeni bir dünya. Kenar mahalle de olsa tüten kamış tavanlı bir ocak. Samandan yapılmış bir yatakta şehir hayatı. O günlerde yine annemden sık duyduğum bir söz. Oğlum
"Şehir paran varsa şehirdir.
Paran yoksa zehirdir." Derdi.
Bu gerçeklikle çalışmaktan başka da yolumuz yok. Şımaramaz, nazlanamazsın. Ağlamaya, şikayete, hatta üzülmeye bile, hakkımız da zamanımız da yok derdi.
Koca. Evin babası, reisi.
Ali okulundan (okuma yazmayı askerde öğrenmek ) öğrenebildiği kadar. Dil seviyesinin ana dilin ilerisine geçmesi noktasından. Gelişmesi evrenselleşmesi. Dilin Vahyin taşıyıcısı olabilme noktasından bakabilmek. Önemli de, bu ayrı bir konu tabi.
Dil eğitimi biraz daha dar çerçeveden dikkate alındığında Konuşmak, okumak, anlamak yazmak olarak. Değerlendirdiğimizde. Ailemizin babası, Türkmen dili olan ana dilini konuşuyor. Kur'anı Kerimi akıcı güzel okuması. Okumadan sayılmadığı, hatta biraz görünür, etkin okunursa da cezalandırıldığı, dikkatli okunması gerektiği dönemlerde.
Yeni Latin harflerle de okumadan olmuyor. Şartlar zorluyor. Hayat devam ediyor. Evin reisi, Ali Okulunda öğrendiği. Yeni alfabe kullanma meburuyetinden o güne kadar uygulama devamı. Kuran'ı Kerim harfleri ile okumayı anlamayı geliştireceği zamanda. Yeni alfabe. Mecburi kullanılan latin harfleriyle okumayı Ali Okulun'da öğrenmiş. Okunanı anlama, çok az gelişmiş. Yazma çalışması ise hiç olmamış zaten geçim derdi çalışma mecburiyetinden zamanı da kalmamış. O zamanlar CHP zihniyeti tüm kurumlarda hakim.. Darbelerin devrimlerin yerine göre şiddetli uygulandığı dönemler. Avrupailiğiyle bakan anlayışıyla horlama ve zorlamalar. Olanın üzerine çöküp. Daha doymadım der gibi uygulamalar.
Ne derler. CHPliler veya bu anlayışta olanlar. Çölde iktidarı ele geçirseler. Devrim yapıp iktidarı alsalar. Çölde kum kıtlığı başlar. Toplumda her türlü anarşi karmaşa artar demelerini de hatırladık. Böyle şartlarda yaşamaya çalışan aile. Şükir ki bu sıkıntıları yaşayan çocuğun. Bu günden bakınca meselenin aslına vakıf olmayışımız.Rabbimizin yardımı işte. Bu çahaletle direnme gücümüzü artırıyor. Darbeciler bize kadar ulaşmamış oluyor.
Dedemiz Türkmenoğlu Molla Mehmet. Bölgesinin alimlerinden. O zanan yaşayan sekiz, çocuğuyla. Çok çocuklu ailesi ve çocuklarını. Şartların gereği değişik anaçlarla farklı yetiştirmiş. Oğullarından babam. Türkmenoğlu Hacı, Ahmet Nuri Turhal.
Kuran okumak için. Osnanlı dönemimizdeki alfabesiyle okumayı öğrenmiş. Osmanlı terbiyesi Kur'anı Kerimi çok güzel okuyan ama. Sıkıntılar, savaşlar, yenilgiler, ihanetler gereği eğitilememiş gelişememış. Osnanlı Türkçesi harfleri ve latin harfleriylede. Konuşabilen fakat şartlar gereği. Okuduğunu Anlama da kısıtlı olup. Kısmi çağrışımlarla anlama diyelim..
Okuduğunu tekrar okumanın keyfi kabilinden bir anlama olsa da. İbadet aşkıyla en az, her ay bir defa. Hatim yapan. Her perşembenin akşamları. Yatsı namazından sonra mahallenin camisinde bir uygulama. Nikahları tazelemeyle beraber hatim duası. Kur'anı Kerim aşığı bir baba. Allah kabul etsin, rehnet eder inşaallah.
Evinin sorumluluğunu taşıyan. Çalışkan. Evin geçimini sağlamak için beli kırılmış tabirini kullanabileceğimiz. Geçim yükünün derdine düşmüş. İnşaatta duvar örme ustası olmanın yanında. İş seçmeden bulduğu her işte, yüksünmeden çok çalışan bir baba.
Kocasının yanında. Kocasına destek veren bir anne. Ekonomik olarak da bahçe de, kümeste, ahırda, birşeyler yetiştirerek, besleyerek. Hem evin ihtiyacını görüp, hem de satarak ilave gelirlerle kocasına destek veren. Koca-Karı arasında kasa noktasında tam bir ortaklık, bütünleşmışlik. Birlikte kararların verildiği. Birbirlerini imkanlarıyla tam destekleyen uyumlu bir çift.
Bahçedeki topraktan yapılmış ocakta pişen yemeği sarıp, sarmalayıp. Eşinin sıcak yemek yemesini isteyen. O gelmeden yemek yemeyen. Yemeği birlikte yemeye çok önem veren bir eş.
Güneşli bir hava. Sıcak yakıyor. Biz biber fidekerinin altlarını çapalıyoruz. Terlerimiz boncuk boncuk akıyor. İstirahat ceviz ağacının altında. Annem sıcakta çalışmayls ilgili yaşanmış bir hikaye anlatır.
Evli bir çift varmış. Hanım evinde. Kocası güneşin altına akşama kadar çalışıyor iken diyerek. Evin hanımı kocam güneşin altında terlerken sıcak altında çalışırken. Burada oturduğum yerde, evimizde. Soğuk suyu nasıl rahat rahat. Lakır lukur içerim demiş. Oda güneş altında ısınan suyu içerek. Kocasının dünyasını aynen paylaşırmış. Geçinmek için insan birbirine değer vermeli aynı hisleri paylaşabilmeli. Birbirini gözetmeli derdi. Bu hikayeyi hala hatırlarım.
Çocuklarını seven bir ebeveyin. Bütün yoksulluğa, sıkıntılara rağmen babayı sevdiren bir anne.
Çocuklarına. Oğlum babanız olmasa bize kim bakar. Ne yaparız. Ne kazanırsa evine kullanıyor. Çok çalışıyor. Herifin benim kahramanım. Allah ondan razı olsun demesi. Aile bütünleşmesi, huzuru için çok önemli derdi.
En büyük sıkıntılardan biri de. Sosyal çevre ve komşular arası ötekileştirme. Yani.
Şehirli, köylü dağlı tartışması. Varlıklı aile. Şehirli aile ekabirliği. Dağlı diye horlanarak dışlanan köy göçmeni görülen. Çocuk iken etkilenmelerle büyüyen üzücü durum. Çocuklar arası samimi dostluklarla. Birlikte oynuyor olunsa bile bu duygu bastırılabilmiş olsa bile. Kurtulunulamaz bir hal. Ötekileştirmenin sosyolojik zehirlenmelere bariz yaşanmış bir örnekliği.
Buna rağmen yaşanabilir güzel bir mahalle hayatı. Belkide kendimizi ifade edebileceğimiz geniş bir bahçemizin olması ve işimizin başımızdan aşmış olması da huzurumuza katkı vermiş. Sıkıntıların altından kslkabilmişiz. Bu günden bakınca Rabbimizin verdiği. Bu tür sıkıntıları aşmamızı istediği imtihanı vesilesi diye de. Hikmetle bakabiliyoruz elhamdülillah.
Ötekileştırmede, yaşlı yerleşik ovalılar ise daha sinsi ama bunu hissettirir bir tavırda olmaları. Çocuklarda daha görünür olması. Ötekileşme durumunu aşmada sarfettiırdiğim enerji. Mahaljeli olarak birlikte yapılabilecekkerimizin yapılamaması da ayrı. Daha büyük bir kayıp. Buna rağmen bu günden bakılınca, mahallecek aşıldı. Hatta her şeye rağmen güzel bir mahallede yaşadık şükrünü hep birlikte hissediyoruz. Kayıplarımız da nasip buradaymış diyoruz.
O zamanlarda memleketimizdeki farklı yörelerde. Farklı problemler üreten. Yaşanan. Irkçılık mezhepçilik. Körü körüne fikirden yoksun. Takıntiılı particilik. İdeojide putperesliklerle kaybedilen, kaybettiren. Ülkenin kalkınmasını önleyen şeyler.
Geçmişine küfredilmeler vs.gibi şeyler. Yazık.
Şükürki mahallemizde bu durum şiddete dönük veta baskıcı bir şekilde taşanmadı. Bazı laf ve duyguları hissedişte kaldı.
Bütün bunların arasında. Bu ötekileştırmenin de tam ortasında. Osmanlı terbiyesi. Ne kadarı kalabildiyse işte o kadar ile yaşayan bir aile. İman yansıması bir irfanî tavırla Annem.
"Oğlum günücü olma iddaacı ol." Bütün bu sıkıntı veren duygularımı, aşmana yardımcı olan bir nasihat.
İdeolojik körlük taşıyan. Seküler laik vs. Okumuşluğun diblomalılık hali. Zirvesi olarak bilinen. Profösörlerin okuyarak elde ettikleri. Hak ve hakikatten uzak, vahiyden uzak, cahalet lerinin. Bilgi ve malümat yığınların zararlı kullanımını da aşacak şekilde. Annemin bizi koruyan nasihatleri gereği. Ebeveynlerimize, Rabbena duasında söylenen Veli vali deyye dediklerimizle, rahmet dileme borcunu gerektiren. Feraset ve irfani nasihat. Yani
Annem Zeybep Turhal Günücü olma derken. Diyor ki. Oğlum.
Zor şartlarda olsak bile.
Kimseyi kıskanma. Onlara haset edip. Onda olanlar, neden bende değil deme.
Bunların elinde olan, aslında bende olmalı deme.. Onlarda olmamalı. Onlar hak etmiyor. Buna layık değiller. Ben daha layığım deme. Kardeşlerinin hakkını koru.
Çekememezlik yapma. Onların elindekilere göz dikme. Onların maddi ve manevi varlıklarını da. Onlara veren Allah(CC). Allahın verdiğini sen kıskanma, günüleme.
Kim olursa olsun. Onun kötülüğüne yardımcı olma.
Hırsızlığından, hilelerinden dolandirıcılıklarından, sahtekarlıklarından kıskançlıklarından. Sana ve senin gibileri.
Onların kinlerinden, hasetlerinden korumak ayrı şey.
Günücülük ayrı şey.
Bu ikisinin farkını bilerek. Kendini koru fakat asla günücü olma. Dedikten sonra ne yapmalı, nasıl yapmalı o zaman da.
Oğlum. ihtiyacını bil, gör. İhtiyatlı ol.
Kedini iyi tanı.
Karşındakileri de tanı anla.
Yeteneğini tanı.
Gayretini. Bu yeteneğin üzerinden ilgilendiğin şey neyse.
Bende yapabilirim. Hatta daha iyisini, en iyisini yapabilirim de.
Hatta birlikte yapabiliriz de.
İddaacı ol.
Iddaa ettiğin konuda da çok çalış. Doğru yaptığın konuda. Kimsenin ne dediğine de bakmadan. Engelleri sabırla, yavaş yavaş aşacak şekilde. Çok çalış ve çalışmalarını yaparken.
Kötü nazarlık, kıskanç, günücülük yapan haset edenler olabilir.
Çevrene karşı da dikkatli ol. Gör, gözle. Tedbirli ol. Ama asla sen günücülük etme.
İşlerini yaparken ben okudum, varlık sahibi oldum gibi. Ekabirlikle, böbürlenme. Nurayılık ve kibirlilik etme. Harama bakma. Düşmüşleri, muhtaçları asla hor görme gibi gibi. Çalışırken ve dinkennekerde nasihatler eder.
Nasihatleri. Fikirleri dinle.
Çok çalış.
Günücü olma ifadesini sık kullanır. Iddaacı olmayı ilave eder. . İhtiyacı olanı da gözet, gayretli ol derdi. Bu düşünceyi, duyguyu derinliklerine kadar işledi
Nasihat ve tavırlarıyla muhataplık ve ilgisinin. Beni ne kadar rahatlattattığını tam anlatabilmem mümkün değil.
Iyiyki
Osmanlı terbiyesini kendine ulaşıp, alabildiğince alabilmiş. Allah da korumuş bozulmamış. Iyiyki laik eğitimden geçmemiş. Okullarına gitmemiş. İmanlı kalmış. Laik seküler bir prof olmamış.
Onların horlamalarına, tüm ötelemelerine rağmen. Şıkıntı çemesine, bilgilerdeki yetersizliklere rağmen. İyiyki laik, seküler mankurtlaşan bir sapma yaşamamış okumamış.
Çalışkan. Üretken.
İmanlarından kaynaklı ferasetil bakışlarıyla. Anadolu'nun irfanını yaşatan. Aileme, ailelerimize geçmişlerimize. Biraktıkları, Kiymetli hatıralar. Vatani veı vatan vatan yapan, bize bıraktıkları kutsal emanetleri için şükranlarımızla. Kutsal emanetlerini. Dil, toprak.kendince takva örneklikleri olarak bıraktıklarına vefa.
Manevi mefküremizle. Vahiy kültürlü hayatın. Her zerresini koruyarak geliştirerek sahip çıkacağımıza söz vererek.
Daha nice nasihatleri, hatıraları hatıralamîşlıkla. Bu kadarla şimdilik iktifa edelim. Hamd ederek.
Anne ve babalarımıza, müslüman ecdadımıza Allah'dan rahmetler diliyorum .
Mehmet Ali Turhal
04 Nisan 2026
Serdivan / SAKARYA