HERKES BİR MADEN
Her insan, keşfedilmeyi, işlenmeyi ve değerlendirilerek insanlığa kazandırılmayı bekleyen bir maden gibidir.
İnsan bu…
Beden ve ruhtan oluşmuş; farklı mizaca, farklı duyguya, farklı kapasiteye, farklı biyolojiye ve farklı yaratılışa sahip bir varlık.
Rabbimizin yüceliği de burada tecelli ediyor.
İnsan da dahil hiçbir şeyi aynı yaratmamış.
Ama birbirleriyle ilişkili, birbirlerine muhtaç ve birbirlerini tamamlayacak şekilde yaratmış.
Hayvanat, nebatat ve bütün mevcudat; yaratılışlarına uygun içgüdüleri ve tabii yapılarıyla kendilerine verilen vazifeyi yerine getiriyor.
Taş taşlığını yapıyor.
Yıldız yörüngesinde seyrediyor.
Sarı çiçek açıyor, soluyor.
Kedi tabii ortamında yavruluyor. Rızkından da endişe etmiyor.
Tabiatın bütününde bir düzen, bir denge ve birbirini tamamlayan bir işleyiş var.
HERKESİN YARATILIŞI FARKLI, GÖREVİ FARKLI, MADENİ FARKLI
Melekler, yeryüzünde kan dökecek ve fesat çıkaracak bir varlığın yaratılmasını sorguladıklarında, kendilerinin Allah'ı tesbih eden ve O'na itaat eden varlıklar olduklarını ifade ediyorlar. Anlamaya çalışıyorlar.
Rabbimiz ise onların bilmediklerini bildiğini bildiriyor.
Hz. Âdem'i yaratıyor.
Meleklere Hz. Âdem'e secde etmelerini emrediyor.
İblis ise kendisini üstün görerek yanlış bir kıyas yapıyor.
Bilgisiyle, yaratılışıyla ve konumuyla kendisini Hz. Âdem'den üstün görüyor. Emre itiraz ediyor ve lanetlenenlerden oluyor.
Hz. Âdem ise hatasını kabul ediyor.
Tevbe ediyor.
Bağışlanıyor.
Ve peygamberlerden oluyor.
Burada insan için çok önemli bir ölçü ortaya çıkıyor:
İnsanın değeri, kendisini başkalarıyla kıyaslamasında değil; kendisine verileni doğru değerlendirmesindedir. Allahın emirlerine iteati reddeden Yanlış kıyas yanlışa götürür. Bu tercih özgürlüğünü iyi değerlendirmek gerekir.
HERKES BİR MADEN; AMA HER MADEN AYNI DEĞİL
Her insan kendi dünyasında ayrı bir yetenek madenidir.
Kimi insanın sözü madendir.
Kiminin kalemi…
Kiminin aklı…
Kiminin emeği…
Kiminin cesareti…
Kiminin sabrı…
Kiminin organizasyon kabiliyeti…
Kiminin insanları bir araya getirme özelliği…
Kiminin de hiç kimsenin fark etmediği, kendisine has başka bir cevheri vardır.
Madenin yer altında bulunması, tek başına değerli olması için yeterli değildir.
Çıkarılması gerekir.
İşlenmesi gerekir.
Arıtılması gerekir.
Değerlendirilmesi gerekir.
İnsan da böyledir.
Kendisinde bulunan yeteneği keşfetmeli, geliştirmeli ve doğru yerde kullanmalıdır.
MADENİN İLK İŞÇİSİ İNSANIN KENDİSİDİR
İnsanın kendisine karşı ilk sorumluluğu, kendi madenini keşfetmektir.
Kendini tanıyacak.
Neye kabiliyetli olduğunu bilecek.
Eksiklerini görecek.
Gelişmesi gereken taraflarını geliştirecek.
Kapasitesini artıracak.
Kendisine verilen imkânı heba etmeyecek.
Çünkü insana verilen her yetenek aynı zamanda bir emanettir.
KENDİ MADENİNİ İŞLEMEYEN, BAŞKASININ MADENİNE ÖZENİR
Bugünün insanının önemli problemlerinden biri de budur.
Kendi cevherini aramak yerine başkasının parıltısına bakmak…
Kendi yolunu bulmak yerine başkasının yolunda yürümek…
Kendi kabiliyetini geliştirmek yerine başkasının sahip olduklarını kıskanmak…
Oysa mesele başkasının ne olduğundan önce, benim ne olduğum ve bana verilenle, eldeki imkanlarla ne yaptığım meselesidir.
Herkes aynı olmak zorunda değildir.
Hatta herkes aynı olsaydı, hayatın birbirini tamamlayan o büyük düzeni de kurulamazdı.
ALAN DEĞİL, VEREN İNSAN OLMAK
İnsan sadece isteyen ve tüketen biri olmamalıdır.
Alan kadar veren…
Tükettiği kadar üreten…
Destek aldığı kadar destekleyen…
Faydalandığı kadar fayda sağlayan…
Bulunduğu yere değer katan bir insan olmalıdır.
Milli değerimiz "veren el alan elden üstündür." Anlayışının devreye sokulması gerekir. Komşunun tavuğu kaz görünür derler. Bundan uzak durup kendi madenini yeteneğknin değerini bilmek. Bu nerkezden hareket ederek kıymet üretmek ne güzeldir.
Çünkü madenin değeri, yalnızca kendisinde taşıdığı cevherle değil; o cevherin neye dönüştürüldüğüyle ortaya çıkar.
İnsanın değeri de sahip olduğu yeteneği ne kadar insanî, ahlâkî ve faydalı bir sonuca dönüştürdüğüyle anlaşılır.
HADDİNİ BİLMEK, MADENİN YERİNİ BİLMEKTİR
Haddini bilmek küçülmek değildir.
Kendisini tanımaktır.
Sınırını bilmektir.
Nerede duracağını, nerede konuşacağını, nerede sorumluluk alacağını bilmektir.
Ama haddini bilmek, yeteneğini saklamak da değildir.
İnsanın kendi hududu içinde zirveye talip olması gerekir.
Bulunduğu yerde, bulunduğu zamanda ve sahip olduğu imkânlarla en verimli hâline ulaşmaya çalışmalıdır.
Herkes kendi madeninin başında nöbet tutmalıdır.
LİDERLİK, HERKESİN KENDİ MADENİNDE BAŞLAR
Lider olmak, herkesin önüne geçmek değildir.
Önce kendi nefsine, kendi tembelliğine, kendi dağınıklığına ve kendi yetersizliğine karşı lider olabilmektir.
Kendi yeteneğinin başına geçemeyen, başkasına liderlik etmeye kalkmamalıdır.
İnsan önce kendisine verilen madenin işçiliğini yapmalıdır.
Sonra o madenin ustalığına erişmelidir.
Gerektiğinde de o alanda liderlik sorumluluğunu üstlenmelidir.
Liderler liderlerle buluşmalı.
Yetenekler yeteneklerle birleşmeli.
Madenler birbirini tamamlamalıdır.
İNSAN EDİLGEN SEYİRCİ DEĞİL, ETKEN BİR DEĞER OLMALI
Hayatın kenarında durup olup biteni seyretmek kolaydır.
Eleştirmek kolaydır.
İstemek kolaydır.
Hizmet beklemek kolaydır.
Asıl mesele, hizmet üretmektir.
İcra etmektir.
Sorumluluk almaktır.
Bulunduğu yerde bir boşluğu doldurmaktır.
Bir ihtiyacı gidermektir.
Bir insana fayda sağlamaktır.
Bir işi omuzlamaktır.
İnsan, bulunduğu yerin iktidarı olmayı bilmelidir.
Buradaki iktidar; başkalarına hükmetmek değil, sorumluluk aldığı alanda iş yapabilecek güç ve iradeye sahip olmaktır.
VERİLEN MADENİN HESABI DA VARDIR
İnsana verilen her şey bir imtihandır.
Akıl…
Zekâ…
Sağlık…
İmkân…
Zaman…
Mal…
Makam…
Söz…
Kalem…
Yeteneğin her biri birer emanettir.
Allah hangi yeteneği verdiyse, insan o yeteneğin hesabını da verecektir.
Bu yüzden insan kendisine verilen madeni küçümsememeli.
Kullanılmadan toprağın altında bırakmamalı.
Başkasının madenine bakarak kendi madenini değersiz görmemeli.
Kendi cevherini bulmalı.
İşlemeli.
Geliştirmeli.
Ve insanlığın istifadesine sunmalıdır.
SON SÖZ: HERKES BİR MADEN
Öyleyse mesele yalnızca,
“Ben ne alabilirim?”
değildir.
Asıl mesele:
“Bana verilenle ben ne yapabilirim?”
sorusudur.
Allah'a karşı sorumluluğum nedir?
Resûlüne karşı sorumluluğum nedir?
Milletime, ümmetime, insanlığa karşı ne yapabilirim?
Aileme ne katabilirim?
Bulunduğum yere ne kazandırabilirim?
Ve en önemlisi:
Bana verilen bu madeni ne kadar işleyebildim?
Çünkü herkes bir maden.
Ama her maden farklı.
Her cevher farklı.
Her yetenek farklı.
Her sorumluluk farklı.
Mesele başkasının madenine sahip olmak değil.
Kendi madenini bulmak, kendi cevherini işlemek ve onu insanlığın hizmetine sunabilmektir.
Herkes bir maden.
Değerlendirmek ise sorumluluktur.
Mehmet Ali Turhal
28 Ağustos 2026
Serdivan / SAKARYA