EKSEN KAYMASI
Bir zamanlar çok popüler bir söylemdi: “Eyvah, eksen kayıyor!”
Bu ifade, çoğu zaman millî kültürün egemen olmasından, hatta kısmen görünür hâle gelmesinden bile rahatsızlık duyan bir anlayışın korku dili olarak kullanıldı. “Eksen kayıyor” denilerek toplumun korkutulması, yönünün değiştiği ve tehlikeli bir yere sürüklendiği algısının oluşturulması amaçlandı.
Bugün bu söylemin kullanım sıklığı azalmış olsa da millî kültürümüzün etkinliğini bir tehdit olarak gösterme ve toplumu korkuyla yönlendirme gayretlerinin bütünüyle sona erdiğini söylemek kolay değil.
Peki, nedir bu eksen?
Bir çizgi veya mil üzerinde denge hâlinde dönmeyi sağlayan matematiksel bir kavramdır eksen. Evrende eksen vardır; Samanyolu galaksisinin bir ekseni, Güneş Sistemi'nin bir düzeni ve ekseni, Dünya'nın kendi ekseni vardır. Dünya'nın ekseni ve Güneş Sistemi'nin hareket düzeni büyük ölçüde anlaşılmış olsa da galaksilerin ve daha büyük kozmik yapıların hareket eksenleri hâlâ araştırılmakta, anlaşılmaya çalışılmaktadır.
Sosyal hayatta ise eksen, bir anlayış etrafında şekillenen düşünce, davranış ve hayat düzenidir.
Tam da burada mesele başlıyor.
Bir kesim “eksen kayıyor” derken, çoğu zaman farkında olarak veya olmayarak Batı anlayışını merkez kabul etmiş bir düşünce eksenini esas alıyor.
Bilim kisvesi altında Batı merkezli anlayışla yetişmiş, o anlayış içerisinde büyümüş bir zihin için başka bir hayat anlayışını düşünmek kolay değildir. Çünkü insan çoğu zaman içinde yetiştiği dünyayı dünyanın tamamı zanneder.
Üstelik kendisini o düzenin sahibi veya doğal mensubu olarak gören bir sınıfın içerisinde yetişmişse, alışkanlıklar düşüncenin önüne geçer.
Buna bir de yıllarca pompalanan korkular, asılsız tehditler ve tribünlere yönelik vaatler eklendiğinde, “eksen kayması” korkusu bir ön yargıya dönüşebilir.
Öyle ki başka bir eksenin mümkün olabileceğini düşünmek bile zorlaşır.
Hâlbuki mesele, “Eksen kayıyor mu?” sorusundan önce “Hangi eksendeyiz?” sorusunu sormaktır.
Çünkü bir eksenden söz edebilmek için önce bir merkez kabul etmek gerekir.
SOSYAL EKSEN TEK DEĞİLDİR
Matematiksel ekseni anlamak, sosyal ekseni anlamaktan belki daha kolaydır. Çünkü matematikte ölçülebilir ve hesaplanabilir bir düzen vardır.
Sosyal hayatta ise milyonlarca farklı eksen ortaya çıkabilir.
Her toplum, her medeniyet, hatta her insan kendi anlayış çerçevesinde bir hayat ekseni oluşturabilir. Bu eksen üzerinden huzur, refah ve mutluluk vaat edebilir.
Fakat burada önemli olan şudur:
İnsan, kendi dünyasının merkezini dünyanın mutlak merkezi zannetmemelidir.
Bir toplumun veya bir sınıfın uzun yıllar boyunca alıştığı hayat tarzı, onun için tek doğru hayat tarzı hâline gelebilir. Oysa alışkanlık ile hakikat aynı şey değildir.
Bugün bizim asıl meselemiz de buradadır.
MİLLÎ EKSENİN MERKEZİ NEDİR?
Geleneksel millî anlayışımızın temelini oluşturan eksen nedir?
Bu soruya cevap verebilmek için önce imanı, İslam'ı ve Kelime-i Şehadet'i doğru anlamak gerekir.
Çünkü millî kimliğimizin tarih boyunca şekillenmesinde yalnızca coğrafya, dil, gelenek ve kültür değil; İslam'la kurulan derin bağ da asıl belirleyici olmuştur.
Laik ve seküler alışkanlıklarla biçimlenmiş düşünce ve davranış kalıplarının dışına çıkmak kolay değildir. İnsan, yıllarca içerisinde yaşadığı zihinsel dünyayı terk etmekte zorlanabilir.
Hatta bazen mesele yalnızca davranışları değiştirmek de değildir.
Zihinsel üretimin kendisini değiştirmek gerekir.
O hâlde ümitsiz mi olacağız?
Asla!
İman ilkelerimizi, yani Amentü esaslarını doğru kavrayarak yeniden düşünmeye başlamak gerekir.
Merkezi yeniden belirlemek, merkezden hareketle hayatın eksenini yeniden kurmak gerekir.
Bu da bağımsız ve özgür iradeyi, salih ve selim aklı, hakikati arama gayretini ve vahyin rehberliğini esas alan bir düşünceyle mümkündür.
DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR
Bunun için önce doğru bilinen yanlışları ayıklamak gerekir.
İman esasları üzerinde yeniden düşünerek, doğru zannedilen yanlışların yerine hakikate dayalı bilgiyi koymak gerekir.
Müslüman için en güvenilir bilgi kaynağının vahiy olduğunu; vahyin bize ulaştırdığı hakikatin de Resûlullah'ın rehberliği ve sünnetiyle anlaşılması gerektiğini kavramak, hayatın eksenini belirleyen temel meselelerden biridir.
Seküler anlayış ise dini hayatın merkezinden ve dünyadaki hayatın yönlendirici unsurlarından uzaklaştırdığında, vahyin hayatın bütün alanlarına rehberlik etmesini yeniden düşünmek zorlaşmaktadır.
Belki de asıl imtihan burada başlamaktadır.
Çünkü değişim emek ister.
Ne kadar emek, o kadar netice.
Kelime-i Şehadet'in gereğini yalnızca söylemek değil, hayatın içine taşımak gerekir.
Bunun için ilgi, bilgi ve irade gerekir.
İlgi bilgiyi doğurur.
Bilgi iradeyi güçlendirir.
İrade ise hayatı değiştirir.
Böylece yeni bir sosyal hayat ekseni oluşmaya başlar.
PEKİ, TÜRKİYE'DE EKSEN KAYIYOR MU?
Bu açıdan bakıldığında Türkiye'deki “eksen kayması” tartışmasını yeniden değerlendirmek gerekiyor.
Belki de korkulan şey, aslında olması gereken eksene doğru bir gidiş sürecidir.
Ayasofya'nın yeniden ibadete açılması bunun sembolik örneklerinden biridir.
Millî değerlerin daha görünür hâle gelmesi, toplumun kendi tarihine, kültürüne ve medeniyet birikimine yeniden yönelmesi de aynı çerçevede değerlendirilebilir.
Bunlara bakarak, yıllarca “eksen kayması” diye korkutulan değişimin başka bir açıdan millî eksene doğru bir yöneliş olduğu söylenebilir.
Ancak burada önemli bir ayrıntı var:
Eksen ve merkez bir bütünlük ve süreklilik ister.
Bir iki sembolik değişiklikle eksen bütünüyle değişmez.
Millî eksenin yerleşmesi ve bunun iman merkezli bir hayat anlayışıyla bütünleşmesi için daha yapılacak çok şey vardır.
Çünkü mesele yalnızca tabelaları, kurumları veya görünür alanları değiştirmek değildir.
Asıl mesele zihniyetin değişmesidir.
KORKULAN EKSEN KAYMASI, ÜMİT EDİLEN EKSEN DEĞİŞİMİ OLABİLİR
Türkiye'deki eksen değişiminin olumlu yöndeki ivmesinin 2000'li yıllardan sonra belirginleştiği söylenebilir.
Fakat bu henüz bir başlangıçtır.
Asıl mesele, değişimin kalıcı bir zihniyet ve medeniyet bilincine dönüşmesidir.
Millî eksenin yerleşmesi, iman merkezli bir anlayışın hayatın bütün alanlarında kendisini göstermesi; eğitimden kültüre, ekonomiden siyasete, aileden sosyal hayata kadar bir bütünlük kazanmasıyla mümkün olacaktır.
İktidarda istikrarın devam etmesi ve bu yöndeki değişimin sürmesi hâlinde, bugün küçük görünen gelişmelerin zamanla kar topu gibi büyümesi mümkündür.
Çünkü eksen değişimi bir anda olmaz.
Önce düşüncede başlar.
Sonra dilde görünür.
Ardından davranışlara yansır.
Kurumlara sirayet eder.
Ve nihayet hayatın bütününe yerleşir.
Bu nedenle bugün yaşananları yalnızca “eksen kayması” diye korkuyla okumak yerine, “Hangi eksenden hangi eksene doğru gidiyoruz?” sorusuyla değerlendirmek daha doğru olacaktır.
Eğer yönümüz millî değerlerimize, medeniyet birikimimize ve imanımızın merkezî hakikatlerine doğruysa, ortada korkulacak bir eksen kayması değil; yerine oturmaya başlayan bir eksen vardır.
Ümit burada başlar.
Çünkü eksenini kaybetmek başka,
yanlış eksenden doğru eksene yönelmek başkadır.
Belki de yıllarca “Eksen kayıyor!” diye korkutulan toplumun bugün sorması gereken soru şudur:
“Eksenimiz neresi olmalı?”
Kozmik yapı denilen evrenin eksenini bilmiyor olsak da, anlıyoruz ki eksen dengesi İLAHİ iradenin istediği gibi devam etmede.
Sosyal eksen dengeninde İlahi iradenin istediği gibi olması gerektiğini biliyoruz. Bu noktada sosyal eksen dengesindeki ilahi iradeye uymayan eksiklerimizi bulur. Çözümünü de bu anlayışla arayıp cevabını doğru verirsek, yönümüzü de yeniden bulabiliriz. Yani,
Eksen sapmalarını, olması gereken MERKEZ İman İslam dengesine yerleştirilirse mesele çözülmüş olur.
Mehmet Ali Turhal
10 Ağustos 2026
Serdivan / SAKARYA