
Sakarya'da Festival,
Kültürün Ritmi mi, Ritmin Kültürü mü?
Bir şehrin meydanlarına bakarak o toplumun hangi medeniyet ikliminde nefes aldığını anlamak mümkündür. Çünkü meydanlar sadece insanların toplandığı yerler değildir; aynı zamanda fikirlerin, değerlerin ve rol modellerin sergilendiği sahnelerdir.
Sakarya'da düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali'ni gezerken zihnimde sürekli şu soru dolaştı: Bu festival bize kendi kültürümüzü mü anlatıyor, yoksa yalnızca tüketilecek bir eğlence mi sunuyor?

Şüphesiz festivalin birçok güzel tarafı vardı. Çocuklara yönelik etkinliklerle hayallerinin gelişmesi kendilerini tanımaları gibi aileleriyle birlikte vakit geçirebileceği sosyal alanlar ve şehre kazandırılan hareketlilik küçümsenemez. Millet Bahçesi'nin bulunduğu çevre; camisi, millet kıraathanesi, okulu, spor alanları, Yeşilay Gençlik Merkezi ve yeşil dokusu, Çark Deresi'yle vs.vs. Türkiye'nin son yıllarda şehircilik anlayışında ortaya koyduğu önemli eserlerden biridir. Böyle bir mekânın kültür faaliyetlerine ev sahipliği yapması sevindiricidir.

Ancak mekânın güzelliği kadar, o mekânda hangi ruhun taşıdığı da önemlidir.
Festival girişindeki afişine bakan bir vatandaşın zihninde ilk oluşan kanaat, kültürün konserlerden ibaret olduğu düşüncesidir. Oysa kültür; bir milletin musikisini, edebiyatını, mimarisini, düşüncesini, ahlakını ve medeniyet tasavvurunu birlikte ifade eder. Konser elbette kültürdür; fakat kültür yalnızca konser değildir.

Bir başka husus da yerel değerlerin görünürlüğüdür. Sakarya'nın yetiştirdiği sanatçılar, yazarlar, şairler, hattatlar, musikişinaslar ve ilim insanları festivalin neresindeydi? Bir kültür festivali, önce bulunduğu şehrin hafızasını görünür kılmalıdır. Çünkü yüzyıllarla oluşan yerel birikimi yaşatamayan bir anlayışın evrensel olma iddiası da eksik kalacaktır.

Festival alanına doğru yürüyen kalabalıkları izlerken, dikkatimi en çok ritme kapılmış yürüyüşler çekti. Daha konser başlamadan müziğin temposuna göre yürüyen, aynı ritimle sallanan binlerce insan... Bu manzara bana "vecd" kavramını yeniden düşündürdü.
Tasavvufta vecd; hakikatin insanda meydana getirdiği ruh hâlidir. Mevlânâ'nın seması, yalnızca musikiden doğan bir hareket değildir. O hareketin arkasında iman, irfan, tefekkür ve ilahî aşk vardır. Ses, yalnızca gönülde zaten var olan hakikatin kapısını aralayan bir vesiledir.

Sakarya; Yunus Emre'nin, Mevlana'nın, Hacı Bayram-ı Velinin, Sakaryada meftun maddi ve manevi mirasıyla Sakarya'lılılara emanet Sahabe Efendimiz Osman Bin Zeyd (Ra.) Hazretlerinin ilim irfan ikliminden beslenen önemli şehirlerinden biridir.

Bugün ise bambaşka bir tabloyla karşılaşıyoruz. Işığın, yüksek sesin, tekrar eden ritimlerin ve görsel gösterilerin oluşturduğu bir atmosfer içinde ortaya çıkan coşku ile tasavvufun vecd hâlini aynı kavramla ifade etmek mümkün müdür? İşte üzerinde düşünülmesi gereken nokta burasıdır.
Elbette insanların eğlenmesine kimsenin itirazı olamaz. Ancak eğlence ile anlam arasındaki bağ koparıldığında geriye yalnızca geçici bir heyecan kalır. Oysa kültürün görevi, insanı sadece oyalamak değil; olgunlaştırmak, derinleştirmek ve kendi kökleriyle yeniden buluşturmaktır.

Rol model olarak toplumun önüne çıkarılan isimler de bu bakımdan önem taşır. Bir sanatçının sadece popüler olması yeterli değildir. Ürettiği eserlerin hangi değerleri beslediği, gençliğe neyi örnek gösterdiği ve toplumun kültür iklimine nasıl katkı sunduğu da değerlendirilmelidir. Çünkü kültür politikaları, yalnızca bugünün alkışını değil, yarının insanını da şekillendirir.
Festival alanında bir başka manzara daha dikkat çekiyordu. Binlerce insan konser alanına akarken Millet Kıraathanesi büyük ölçüde sakindi. Yeşilay Gençlik Merkezi ise beklenen canlılıktan uzaktı. Bu tablo bize sadece organizasyon eksikliğini değil, toplum olarak ilgi ve önceliklerimizi de yeniden sorgulamamız gerektiğini hatırlatıyor.

Cumhurun Başı Recep Tayyip Erdoğan'ın önemli Projelerinden biri de Millet Bahçesi ve Kıraathaneleridir.
Devlet mekân inşa edebilir; parklar, kütüphaneler ve gençlik merkezleri açabilir. Fakat o mekânlara ruh verecek olan toplumun kendisidir. Kapılar açık olduğu hâlde içerisi boş kalıyorsa, bu mesele yalnızca kurumların değil, hepimizin ortak meselesidir.

Kültür Yolu Festivali vesilesiyle asıl tartışmamız gereken konu da budur: Gençlerimizi hangi kültüre davet ediyoruz? Hangi medeniyet tasavvurunu görünür kılıyoruz? Alkışın peşinden giden bir kalabalık mı yetiştiriyoruz, yoksa hakikatin peşinden yürüyen şuurlu bir nesil mi?
Verilecek cevap, yalnızca bir festivalin değil, gelecekte nasıl bir toplum olmak istediğimizin de cevabı olacaktır.

Festivalde konser verenler.
* Haluk Levent
* Ferhat Göçer
* Demet Akalın
* Sefo
* Ebru Yaşar
* Resul Dizdar
* Bayhan
* Oğuzhan Koç gibi isimler olmuş. Gündemde olduğundan. Ahbap-Çavuş ilişkisi diye bahsedilen, depremzedelere yardım paraları üzerine şaibe dolayısıyla şimdi göz altında bulunan. Konser verenlerin en başındaki as oğlan Haluk Levent'ın durumu düşünülünce... Diğerlerini araştırmak ve yazmak festivali kişiler üzerinden veya kültür politikaları üzerinden tartışmak değil. Reisin hazırladığı imkan kullanımı, eğitim ve kültürle ilgili talimatların. En hafifinden yeterince anlaşılarak, milli değerlere sorumluluk hissiyatıyla uygulanamadığı bir sürecin yaşandığını ifade edebiliriz.

Medeniyetler fert fert kalplerde, meydanlarda kurulur, sahnelerde şekillenir. Kültür festivalleri, geçici heves oyalayan, yalnızca göz boyayarak alkış toplanan gösteriler değil; İman İslam ilkelerinden oluşan milletin ruhunu geleceğe taşıyan irfan mektepleri olmalıdır. Özel ve tüzel bütün kişilikler de sorumludur.
Mehmet Ali Turhal
16 Temmuz 2026
Serdivan / SAKARYA