Tokat Atacak Derken
Son zamanlarda sosyal medyada bir tokatlamadır gidiyor.
Gücü yetmeyene karşı bel altından vurma, yıkım faaliyeti ve saldırı adeta yeni bir yöntem hâline geliyor.
Tokatlama derken öğretmenin vurduğu, babanın vurduğu ya da Osmanlı Tokadı'ndan söz etmeyeceğiz.
Dolandırıcılık anlamında kullanılan “tokatlama”dan da bahsetmeyeceğiz.
Bizim sözünü ettiğimiz; kendisine hizmet edenlere gücü yettiğince höyküren, uyarı akıllı adı altında yahut sinsi nankör tiplerin tokatlama sevdasıdır.
Kuyruk acısı olanlardan…
Hak etmediği bir yerde bulunup da hak ettiği yere gönderilenlerden…
Kifayetsiz muhterislerin, güya akıllı davranarak bazı uyarı akıllar aracılığıyla erdemli, dürüst insanlara ve idarecilere karşı yönlendirme yapmasından, oyla tehdit etmelerinden söz ediyoruz.
Bu ne iş?
Görülüyor ki sureti haktan görünerek sürekli bir tokatlama sevdası var.
Bir zamanların “Menderes gibi olursunuz” tehdidinin yerini, yeni moda bir “tokatlama sevdası” almış gibi.
Sonunda tokatlamalarının kendilerine ne faydası varsa. Kına yakacaklar herhâlde!
Ama kime tokat atıyorsun?
Bir Siyoniste mi?
Lâik-seküler kafaya mı?
Batıl anlayışa mı?
Yoksa kendisine iyilik yapan, elinden tutan, önünü açan, velinimet bildiği insanlara mı?
Hani adam patronuna kızar, gider evde oğlunu, karısını kızını döver ya…
Bu tokatçı kifayetsiz muhterisler de biraz öyle.
Şeytana uyup, şeytana uyanlara kuyruğunu kaptırınca; ondan korktuğu için gücü yettiğine saldırıyor.
Sonra da velinimetini tokatlamayı maharet sanıyor.
Oysa tokadı atan, çoğu zaman attığı tokadı kendine atar.
Tokadı attıranların reklamını yapan da kendi menfaati için o reklamı yaptırır.
Tokat atanların yüzünden kaybedilen belediye seçimlerinde görüldü ki milletin tokadı öyle kolay yenmiyor. Zararı da kendine dönüyor.
Demek ki bazıları tokatı hala tam yememiş!
Çünkü milletin adamı iktidardadır. Rahatlardır.
Akılsızlıkla, kinle, nefretle kahrederek yok etmeye çalıştıkları insanların, aslında kendilerini koruyan insanlar olduğunu bir türlü göremiyorlar.
Dik durmak başka, diklenmek başka…
Milletine hizmet etmek başka, milletine tokat atmayı marifet saymak bambaşka.
Nankörlük edip sürekli şikâyet etmekle, hak aramak aynı şey değildir.
Tokat atıp bunun bir şey ifade ettiğini düşünüyorlarsa; atmakta, yemek de serbest! Nihayetinde özgürlüklerin yaşandığı bir ülkedeyiz.
Buyursunlar, atsınlar yesinler.
Hanyayı da Konya’yı da görsünler.
Fakat garip olan şu:
Başkalarına tokat atanlar, kendi attıkları tokadın karşılığını görünce neden ciyak ciyak bağırmaya başlıyor?
Hem darbe yapıyor hem ahbab deyip dolandıriyor. Sonra da sanki adalet yokmuş gibi bağırıyor.
Özel veya İmamoğlu gibi isimler tokat yediğinde “adalet”, “mağduriyet”, “felaket” diye meydan meydan dolaşanlar; daha önce attıkları tokatları neden hemen unutuyor?
Sokaklarda tokatçıları yürütüyor, meydan meydan geziyor, sürekli tokat edebiyatı yapıyorlar.
Ama yalnızca kendileri tokat atmaya alışmış olanlar, karşılıklı tokatla karşılaşınca birdenbire attıkları tokatı unutuyor.
Neden acaba?
“Şeriatın kestiği parmak acımaz” derken, şefkat tokadına bile ciyak ciyak bağırmak niye?
Bir de İbrahim Hakkı Hz.lerinim sözü geliyor akla:
“Mavlam görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.”
Nereden çıktı demeyin.
Tokatçıları tokatlayanlar da tokatlanabiliyormuş!
Görüp izleyeceğiz.
Sonunun nereye varacağını merak ediyoruz.
Olanda da hayır vardır diyelim.
Menderesin akıbeti gibi olma tehdidinden, tokat tehdidinden ve şeytanın şerrinden Allah’a sığınalım.
Tokat tehdidine karşı, “Şeriatın kestiği parmak acımaz” diyerek kabullenmek zorunda kalabileceklerinin bilincinde olmak dileğiyle…
Ne tokatlansın ne de tokatlanılsın.
Herkes haddini bilsin, hakkına razı olsun.
Ne hak yensin, ne de hak yedirilsin.
Mehmet Ali Turhal
09 Eylül 2026
Serdivan / SAKARYA